6 Ağustos 2014 Çarşamba

NASIL SEÇMELİ? Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Seçimi ve Düşündürdükleri

Yayın Detayları: Cumhuriyet Sürdürülebilir Yaşam Eki, Temmuz 2014
Birkaç gün önce Amerikalı danışmanımdan gelen makaleyi okuyunca bu ayki yazımın konusu belli oldu.  Michael Schulson tarafından kaleme alınan ¨Nasıl Seçmeli?¨ başlıklı yazı şu cümle ile başlıyor, ¨Mantığınızın yararsız olmanın da ötesinde hiç işe yaramaz olduğu durumlarda, bazen en mantıklı seçim karanlığa rastgele atış yapmaktır¨.

1970’li yıllarda Amerikalı genç bir antropolog olan danışmanım Michael Dove Endonezya’da yaşayan, Kantu diye bilinen, balta girmemiş ormanlarda geçimlik tarım yapan çiftçileri araştırmak için yola çıkar.  Kantular ormanın belirli bölümlerini yakıp alan açmakta, açtıkları bu alanlarda tarım yapmakta ve bu döngüyü dönemsel olarak tekrarlamaktadırlar.  Çiftçiler tarım için açacakları araziyi belirlerken gelenekselleşmiş ve ruhani boyut kazanmış bir nevi kuş gözlemciliğine dayalı törensel bir yöntem kullanmaktadırlar.   Bazı kuş türlerinin Tanrı’dan işaretler getirerek insanlara yol gösterdiğine inanırlar.  Tarım için açacakları alanı belirlerken ormanda yürürler ta ki bu kuş türlerinden birkaçını aynı anda görünceye kadar.   Kuşları birlikte gördükleri yerde ormanı açıp, bitkilerini yetiştirmeye başlarlar.

Dove bu kuşların bir çeşit ekolojik gösterge olabileceğini ve Kantulara alanla ilgili bir şeyler söylediklerini düşünür.  Belki bu kuşların olduğu yerde toprak daha verimli veya ağaçlar orman açmaya elverişlidir.  Kantuları uzun süre izler, kuşları gözlemler, çiftçilerin hasadını ölçer ve aralarında mantıksal bir ilişki bulmaya çalışır.  Fakat işin içinden çıkamaz.  Çünkü her geçen gün bu insanların verilere dayalı mantıksal bir seçim yapmadıklarına fakat zar atar gibi şansa bağlı rasgele davrandıklarına ikna olur. Şu soruyu sorar, peki bu kutsal tören rasgele bir seçimi sağladığı için yararlı olabilir mi?  Kantuların hasadı hava durumu, yağmur miktarı, böcek istilaları, nehir seviyesinin yükselmesi gibi önceden öngörülemeyen, bilinmeyen, tahmin edilemeyen ve de kontrol edilemeyen  her yıl değişkenlik gösteren pek çok etkene bağlıdır. Sayısız bilinmeyenin olduğu bu çok değişken ortamda karar vermesi gereken insanoğlu sistemsel bir yöntem geliştirmeye meyil eder.  Kantular da ormanda açacakları alana karar verirken bazı etkenleri seçip diğerlerini yok varsaymak yerine, bütün etkenleri hesaba katan bu rasgele seçim yöntemini geliştirmişlerdir.

Modern dünyanın insanı olarak bize Kantuların rasgele yöntemi temelsiz gelebilir.  Çünkü biz belli bir konuda karar verirken kafamızda ulaşmak istediğimiz net bir amacımız vardır.  Karar verme sürecinde önce seçeneklerimizi gözden geçirir, sonra elimizdeki verilere bakarız, ki bunların bir kısmını kendimiz deneyimleyip ölçerek bir kısmını kişisel tahminlerle veya güvenilir bulduğumuz başka kaynaklardan elde etmişizdir.  Bir takım varsayımlar yapar, kimi seçenekleri veya verileri yok sayan indirgemeci mantıksal bir süreç kullanarak seçimimizi yaparız.  Çocuğumuzu göndereceğimiz okulun seçiminden,  bizi temsil edecek milletvekillerin seçimine kadar pek çok seçim kararını verirken bu şekilde hareket ederiz.  Modern dünyada bu karar verme sürecinin en iyi kararları vereceği kabul edilmiştir.

Oysa ki Kantuların karar verme sürecinde olduğu gibi şans faktörüne yer veren karar verme süreçleri belli durumlarda en iyi kararların verilmesini sağlayabilirler.  Schulson yazısında şans faktörünün ilginç özelliklerine değinir. Örneğin; rüşvet, iltimas, psikolojik baskı gibi olumsuz etkenleri karar sürecinin dışına iter,  suçlama ve pişmanlık duygularına neden olmaz, çabuk anlaşılır, kolay uygulanır ve ekonomik anlamda masrafsızdır.  Sonuç olarak alacağınız kararı kadere bağlayıp sonucunu olduğu gibi kabul edersiniz. Schulson, mantığa dayanmayan karar verme mekanizmalarının mantıklı olduğu durumları araştıran Peter Stone’un çalışmalarına değinerek, şansa dayalı karar vermenin iç rahatlatıcı olduğunu yazar.  İç rahatlatıcı olması karar verme sürecini etkileyen, istenmeyen her çeşit baskı ve etki unsurunu ortadan kaldırmasıdır. Ayrıca sonucun kabullenilmesi daha kolaydır.

Şans faktörüne yer veren kura ile seçim veya kura ile atama pratiğinin (İngilizcesi ‘sortition’) tarihi eski Yunana uzanır.  Schulson Jean-Jacques Rousseau’nun ¨Sosyal Sözleşme¨ kitabına atıfta bulunarak, Rousseau’nun ideal demokrasilerin kura çekilişlerini kullanarak her yurttaşa hükümetin herhangi bir bölümünde çalışmak için eşit şans vermesi fikrini savunduğunu yazar. 

Ülkemizde kura ile atama pratiğine hiç yabancı değiliz.   Devlet kendisi için çalışacak öğretmen, doktor, asker, hakim ve savcıları yıllardır kura yöntemi ile görev yerlerine atamaktadır.  Fakat kura ile atama pratiği diğer yöne çalıştırılmamıştır.  Yani yurttaşların kendilerini yönetecek devlet görevlilerini kura ile ataması ülkemizde yapılmamaktadır.  Yaklaşan cumhurbaşkanlığı seçimlerini göz önüne alarak, şu soruyu sormak istiyorum: Adaylar oy çokluğuna göre değil kura ile seçilseydi ne olurdu?

Schulson’a göre, tarihçi Robert Finlay ¨Rönesans Venedik’inde Politika¨ isimli kitabında sayılı güçlü ailelerin ve etkin grupların Venedik’e hakim olduklarını ve başkan seçiminde herhangi bir aile veya grubun etkin olmasını engellemek için başkanlarını kura ile seçtiklerini yazar.  Ağustos ayında T.C. Cumhurbaşkanı ilk defa yurttaşları tarafında seçilecek.  Fakat adayları yurttaşlar belirleyemedi.  Belli sayıda milleti temsil eden vekil bir araya gelip seçtikleri kişileri aday yaptılar.  Milletin vekillerinin seçtiği adayların ikisi kendi partilerinden tek aday, biri birkaç partinin desteklediği çatı aday.  Günümüz Türkiye’sinde partiler ve parti başkanları o kadar güçlü ki politikayı onlar yönetiyor.  Cumhurbaşkanı adaylarını da onlar belirlediler.  Bu nedenle yurttaşlara verilen oy vererek seçmek, özünde etken değil edilgen bir görev.  Her parti kendi adayının seçilmesi için kıyasıya bir mücadele içinde yurttaşların vereceği kararı etkilemeye çalışıyor.  Her seçimde olduğu gibi bu seçim sürecinde de  şahit olunan ve olunabilecek; oy satın alma, rüşvet verme, oy verme işleminde ve sandıkta oy sayma sürecindeki sahtekarlıklar, medyayı kullanarak tek yönlü sınırsız propaganda yapma ve bazı adaylara tanınan ayrıcalıklar gibi olumsuzluklar nedeniyle, yurttaşlar seçimi ve sonucunu kabullenmede sıkıntı yaşayacaklar.

Oysa yurttaşlar cumhurbaşkanını kura ile seçecek olsaydı, oy çokluğunu elde etmek için partilerin verdiği bu mücadele anlamını yitirecekti.  Partilerin ve parti başkanlarının yurttaşların seçme sürecine etkisi sıfırlanacaktı.  Seçim propagandası için milyarlar harcanmayacaktı.  Bu nedenle yurttaşların oy verme sürecindeki görevleri nispeten daha etkin olacaktı.  Bu fikir, mantığı politikadan tümüyle uzaklaştırmıyor.  Bu bağlamda aday belirme sürecinde partiler ve parti başkanlarının değil, yurttaşların daha etkin olacağı politik mekanizmalar geliştirilebilir.

Cumhurbaşkanı adaylarını yurttaşların kendilerini temsil eden vekiller aracılığıyla belirlediğini ve belirlenen adaylar arasında seçimi kura ile yaptıklarını hayal edin.  Şans faktörüne yer veren böylesi bir seçim süreci hangi ezberleri ve planları, nasıl ve neden bozardı? 

25 Haziran 2014 Çarşamba

Kırsal Yaşamın, Küçük Çiftçiliğin Savunucusu Wendell Berry


Yayın Detayları: Cumhuriyet Sürdürülebilir Yaşam Eki, Haziran 2014.

Amerikalı yazar, şair, çiftçi, küçük çiftçi hakları savunucusu ve çevre aktivisti Wendell Berry’i tanımam tesadüfen oldu.  Yale Üniversitesi’nin davetlisi olarak bir sohbet toplantısı için geldi.   Toplantı şehrin en büyük salonunda düzenlendi.  Dinleyiciler binanın girişinde upuzun bir kuyruk oluşturdu, salon tıklım tıklım doldu.  Pek çok kişi koltuk kalmayınca yerde oturdu.  Bu kadar çok sevilen bu adam kimdi?



ANKET

Ne kadar zehir yemeğe niyetlisin
Serbest piyasa ve küresel ticaretin başarısı için?
Lütfen tercih ettiğin zehirlerin ismini ver.

İyiliğin hatırı için ne kadar
Şeytanlık yapmaya niyetlisin?
Aşağıdaki boşluklara
Tercih ettiğin şeytanlıkları ve nefret davranışlarını yaz.

Hangi ödünler vermek için hazırsın
Kültür ve uygarlık için?
Lütfen yok etmeye niyetli olduğun
Tarihi eserleri, kutsal mekanları ve sanatsal işleri listele.

Vatanseverlik ve bayrak adına,
Sevgili toprağımızın ne kadarının kutsallığını yok sayabilirsin?
Boşluklara onlarsız yapabileceğin
Dağları, nehirleri, kasabaları, çiftlikleri listele.

Kısaca uğruna bir çocuğu öldürebileceğin
Fikirlerini, ideallerini veya umutlarını,
Enerji kaynaklarını, güvenlik çeşitlerini belirt.
Öldürmeye niyetlendiğin çocukların
Lütfen isimlerini ver.

Şiirlerinde geleneksel yaşam tarzını, küçük çiftçiliği, doğa ile uyumu, çalışmanın erdemini, toprağa bağlılığı dillendirir ve pekçoğu pastoral şiir tadındadır. Çiftliğinde gündelik yaşamındaki sıradan olayların sıra dışılığını ortaya koyarak, uyandırdıkları zengin duygu ve düşünceleri  sade ve akıcı bir dille aktardığı “Sabbath” adı verdiği şiirlerini yıllar boyunca düzenli olarak yazar.  Şiirlerinde Amerikan politik ve ekonomik sistemini sertçe eleştirir, fakat eleştirilerinin merkezine sistemi değil insanı koyar.  Şiirleri Berry’nin yaşam felsefesi hakkında ipuçları verir belki ama asıl düzyazıları yaşam felsefesini detaylı olarak anlatır.

KAR GİBİ

Varsay biz işimizi yaptık
Kar gibi, sessiz, sessiz,
Açıkta hiçbir şey bırakmadan.

Felsefesinin en temel öğelerinden birisi toprak sevgisidir.  Bu sevginin iki boyutu vardır. Toprağa ilgi gösterip bakmak ve toprağa bağlanmak.  Bu bağlamda küçük çiftçiliğe inanır ve toprağa bağlı kırsal yaşam tarzını savunur.    Kendisi de yıllardır babası ve dedesinin izinde çiftliğinde yaşamakta ve toprağını ekip biçmektedir.  Yaşamı boyunca küçük çiftçiliği desteklemesinin nedenini bu aile geleneğine ve babasının yaşadıklarına bağlar.  1907 yılında babası ufak bir çocukken bir gece, gaz lambasının ışığında yetiştirdikleri tütünü sattıklarında ellerine geçecek para ile neler yapacaklarını konuşan anne ve babasını dinler.  Zengin değillerdir.  Çiftliklerinde yetiştirdikleri ürünleri satarak geçinirler. Çiftliği satın almışlardır ve borç ödemeye devam etmektedirler.  Ertesi sabah dedesi saat 2’de kalkıp tütünü satmak için şehre gider.   Akşam bir kuruşsuz eve döner.  Tütünü satıp tüm borçlarını kapattığında elinde hiç para kalmamıştır.  Dedesini ve dedesi gibi binlerce küçük çiftçi ailesinin ekonomik olarak zorda kalmasının tek nedeni, kapitalist sistemdir.   Tek bir kişi, tütün tekeli olmuş ve binlerce üreticiden tütünü istediği fiyattan satın almaktadır.  Böylece önce babasının, sonra kendisi ve erkek kardeşinin ve daha sonra çocuklarının küçük çiftçilerin haklarını savunma geleneği başlamış olur.
Tarlada yetiştirilen, çiftliklerde üretilen yiyecek, Berry için kültürel bir üründür. Çünkü yiyeceği üretmek için sadece teknoloji yeterli değildir. Çiftçi de kültürel bir üründür.  Çünkü iyi bir çiftçi yüzyıllardır ataları tarafından geliştirilen tohumları ve yöntemleri kullanır.  Endüstriyel tarımı, makinaları çiftçilerin yerine koyduğu, onları işsiz bıraktığı ve bağımsızlıklarını ellerinden aldığı için saldırgan olarak niteler.  Toprağa, yetişen ürün ve yiyeceğe ve de insana özen ve ilgi göstermek endüstriyel tarımın ilkesi olmamıştır.  Bu nedenle toprağa, yiyeceğe, yiyeceği üreten ve tüketen kişiye saygı da göstermez.  Küçük çiftçiyi değersizleştirmeye, fakirleştirmeye ve yok etmeye çalışır.
Wendell Berry kapitalizmi de sosyalizmi de ideolojik kimliklerinden sıyırıp, modern endüstriyel sistemler olarak tanımlar.   Her ikisinin de ölçeği ve ekolojik sağlığı dikkate almayarak benzer yanlışlar yaptığını söyler.  Bu çerçeve içinde önerdiği yeni bir politik veya ekonomik sistem değil, varolan fakat yokolmaya yüz tutan toplumsal ilişkilerin güçlü olduğu, toprağa bağlı ve saygılı kırsal yaşam tarzıdır.  Berry için yerel, küçük ölçekli olan ve yerel halka ait olan güzeldir. Pazar ekonomisini ve küreselleşmeyi eleştirir.  Eleştirisini siyasi ve politik değil, ekolojik, kültürel ve sosyal nedenlere oturtur. İyi işleyen yerel ekonominin politik yaşamı biçimlendireceğini ve sağlık kazandıracağını düşünür.  Kapitalist ve neoliberal sistemin yaratıp, beslediği politik ve ekonomik güç paylaşımının yarattığı eşitsizlik ve adaletsizliklerin siyasi değil ekonomik araçlarla çözüleceğine inanan romantik bir bakış açısı vardır.
Binlerce insanı Amerika’ya çeken “Amerikan Rüyası”nın yok olduğunu anlamak için Berry’nin yaklaşık kırk yıl önce yazdığı en çok bilinen “Tedirgin Eden Amerika” (The Unsettling of America) kitabını okumak gerekir.  Kaleme aldığı kitaplarında kapitalist düzeni, bu düzenin aktörlerini ve onların kültürel, sosyal ve ekolojik değerleri yok ederken yarattıkları sorunları anlatır.  Sorgulayan bakış açısı ve eleştirel düşünceleri ile bir çeşit entellektüel aktivizm yapar.  Diğer yandan toprağa bağlı, doğaya saygılı, sosyal ilişkiler ile zenginleşen, mutluluğu yerelde yakalayan anlamlı bir yaşam sürmenin mümkün olduğunu bize kanıtlar. 
Çevre kirliliğinin arttığı, sağlık sorunlarının tırmandığı, sosyal ilişkilerin zayıfladığı, yaşam kalitesinin düştüğü, iş yaşamının verdiği tatminin giderek azaldığı tüketime dayalı Amerikan yaşam tarzından sıkılan ve “anlamlı” alternatif bir yaşam tarzı arayan orta sınıf Amerikalıların idolü olur.

Yale Üniversitesi’ndeki konuşmasında vurguladığı gibi geleceğe olumlu veya olumsuz bakış açısıyla değil ümitle bakmalıdır. Bu farklı yaşam tarzını benimseyip sürdürmek ancak geleceğe ümit ve  güvenle bakmakla mümkün olacaktır.