geri dönüşüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
geri dönüşüm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2009 Pazar

Farklı Bir Geri Dönüşüm Öyküsü: TOHUM - 2009

Yayın Detayları: Cumhuriyet, Sürdürülebilir Yaşam Eki, 27 Aralık 2009.

“Tohuma bak tohuma,
Nasıl
Dokuz
Doğuruyor toprakta.
Nasıl bunalıyor, ıkınıp sıkınıyor
Nasıl soluyor, terim terim terliyor
Tohuma bak tohuma
Dokuz doğuruyor.”

der bir şiirinde Bedri Rahmi. Minicik tohum doğurur, ağaç olur, bitki olur, çiçek olur ve yaşamı devam ettirir. Nesilden nesile devam eden yaşamsal döngünün en önemli parçasıdır. İlginç ve farklı bir geri dönüşüm öyküsünün kahramanıdır.

Avucunuza bir tohum yerleştirdiğinizi düşünün. Ağırlığını zor hissedersiniz. Belki sadece teninize dokunduğu noktaları hissedersiniz. Ne kadar hafif, ufak olursa olsun, içinde çok büyük, güçlü bir yaşam enerjisi barındırır. Tohumlar yeryüzünde yaşamın devamını sağlar. Tüm besinin başlangıcıdır ve bize doğal besin döngüsü hakkında çok şey söyler. Bir beslenme uzmanı, tohumun besin değerini anlatabilir. Bir doğa bilimci, tohumun ekolojik sistem için öneminden bahsedebilir. Bir bilim adamı, tohumun kimyasal ve genetik yapısı hakkında bilgi verebilir. Fakat tohumun gerçek değerini ancak bir çiftçi anlatabilir. Shumei Vakfı’nın uyguladığı Doğal Tarım tekniğe göre tohum vericidir, çiftçi için bir ortak ve bir öğretmendir. Tohum içinde, vücudu besleyen fiziksel enerji yanında kalbi ve ruhu besleyen ruhani enerjiyi de barındırır. Yaşam için zorunlu bir ihtiyaç olduğundan, kutsal kabul edilir.

Çiftçiler tarlalarında, binlerce yıldır on binlerce bitki çeşidi yetiştirdiler. And Dağlarında 3000’den fazla patates çeşidi, Hindistan’da ve uzak doğuda binlerce pirinç çeşidi, Papua Yeni Gine’de 5000’den fazla tatlı patates çeşidi, Anadolu’da 100’den fazla yerel buğday çeşidi, Çin’de 10,000 çeşit buğday, ABD’de 7000 çeşit elma ürettiler. Binlerce yıldır süren bu üretim döngüsü çiftçilerin tohum ve bitki çeşitlerini korumaları ile mümkün oldu. Tohumu toprağa ektiler, bitkileri yetiştirdiler, bu bitkilerin tohumlarını sonraki mevsim kullanmak üzere sakladılar. Sonra ellerindeki veya diğer çiftçilerle takas ettikleri tohumları ekerek devam ettiler… Tohum bitkiye döndü, bitki tohuma döndü ve geri dönüşüm tamamlandı. Bu döngü binlerce yıldır tekrarlanıp durdu.

Ta ki, 1998 yılında Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı (USDA) ile Delta and Pine Land şirketleri kısır tohum teknolojisinin patentini alıncaya kadar. Bu patent, patent ve lisans sahiplerinin bitki DNA’ları ile oynayarak, bitkileri embriyolarını öldürmeye programlamalarına ve kısır tohum elde etmelerine izin verir. Her türden tohum ve bitki üzerinde uygulanabilen, kısır tohum teknolojisi de denilen bu teknik, günümüzde en az 78 ülkede kullanılmaktadır. Çok uluslu tohum ve kimyasal tarım şirketleri ile ABD yönetiminin desteklediği bu teknolojinin amacı, çiftçinin hasat sonrası, bir sonraki sezon kullanacağı tohumlarını saklamasını engellemektir. Genetiği ile oynanmış kısır tohum kullanan çiftçiler, her sezon tohumlarını şirketlerden satın almak zorunda kalır.

Kısır tohum teknolojisi, tohumun elinden, doğanın kendisine verdiği üreme yetisini alır, şirketlere verir. Bu bir kadının çocuk doğurma yetisinin şirketlere verilmesi gibi çarpık bir durumdur. Çiftçi ile tohum arasında binlerce yıldır süre gelen, kutsal kabul edilen ilişkiyi koparır. Şirket, çiftçi ile tohum arasına girer. Çiftçi tohuma ulaşmak için şirkete para ödemek zorunda kalır.

Bu teknolojinin icat nedeni, şirketlerin gözlerini kamaştıran dünya ticari tohum pazarının 30 milyar dolarlık hacmidir. Eğer çiftçilerin kendi yetiştirdikleri tohumlar engellenebilirse bu hacim 2.5 kat artarak 73 milyar dolara çıkacaktır. Şirketlerin en büyük rakibi dünyadaki küçük çiftçilerdir. 2006 yılında Monsanto şirketi ticari tohum pazarının %20’sine sahipti. On şirketin payı ise %57’di. Uluslar arası şirketler, bu pazarı büyütmek ve kendi pazar paylarını artırarak tekelleşmek için kıyasıya bir mücadele içindeler; çünkü tohumu kontrol eden, gıdayı kontrol eder. Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger’in söylediği gibi, “gıdayı kontrol eden ülkeyi kontrol eder.” Bir ülkenin tohumdaki bağımsızlığının kaybı, ülke bağımsızlığının olumsuz etkilenmesine kadar varan ciddi sonuçlar doğurabilir.

Ülkemizde 2006 yılında yürürlüğe giren Tohumculuk Kanunu ile yaşamın kaynağı olan tohum, uluslar arası tarım, gıda ve tohum şirketlerinin kontrolüne bırakıldı. Yasa tohumla ilgili konularda, tohum şirketleri tarafından oluşturulan Tohumculuk Birliği’ni yetkili kıldı. Çiftçinin en temel haklarından olan kendi tohumunu saklama ve takas etme hakkını elinden aldı. Yasa yürürlüğe girdikten sonra çiftçiler pazarlarda kendi ürettikleri tohumu satamaz olacak. Çiftçilerin binlerce yılda gelişen ve gelecek nesillere aktarılan tohum ve tarıma ait bilgisi yok olma tehdidi altında. Bu yasanın bir diğer vahim sonucu, yerel tohumların çeşitlerinin azalması ve yok olmasına yol açması. Yerel tohumlar ticari değere sahip olmadıkları yani patentli olmadıkları için şirketler için hiçbir önem taşımıyorlar. Yerel tohumların yok olması ve çiftçilerin patentli tohum kullanmak zorunda kalması bu şirketlerin işine geliyor. Kısaca, bu yasa ile kuzu kurdun eline teslim edildi.

Tohumlar binlerce yıldır geri dönüşümü yaşadı. Çiftçilerin geliştirdiği tohum kültürü bu geri dönüşümü destekledi. Doğal ortamlarda yetiştirildiler, paylaşıldılar ve kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze geldiler. Şimdi tohum bankalarında saklanmak isteniyorlar. Tohum hayat bulduğu ve hayat verdiği topraktan koparılıp, laboratuar ortamına hapsediliyor. Dünyada bugüne kadar yaklaşık 1400 tohum bankası kurulduğu söyleniyor. Bunların en büyüğü, Norveç’in Svalbard Adası’nda kurulan “Kıyamet Günü Kasası”. Resmi adıyla Svalbard Küresel Tohum Deposu’nda, dünyada yetişen 3 milyon tahıl tohumu, olası iklim değişikliği, doğa felaketleri, nükleer facia gibi küresel felaketlere karşı saklanacak. Bu projeye Monsanto, Syngenta gibi büyük tohum şirketleri ve Bill Gates, Rockefeller Vakfı on milyonlarca dolar yatırdı. İnsani bir amaç için kurulmuş gibi görünmesine rağmen, son derece kuşku verici bir proje. Çünkü Monsanto ve Syngenta’nın amacı dünya ticari tohum pazarına hâkim olmak. Dünyayı besleyen tahıl tohumlarının genetik yapılarını öğrenmek onlara büyük avantajlar sağlayacak. Tohumların genlerini değiştirip, bu tohumlara patent alabilirler, yerel tohumları yok eden hastalıklar üretebilirler. Böylece sadece tohum pazarının değil, tüm dünyanın gıda kontrolünü ele geçirebilirler.

Bir elma ağacının yanına gittiğinizi, elmasını yediğinizi hayal edin. Elmadan çıkan çekirdeği avucunuza koyun. Bu ağaç ve üzerindeki elmalar, böyle minik bir çekirdekten oldu. Bu minik çekirdeği ekerseniz sizin de bir elma ağacınız olabilir. Doğa her tohuma büyüme ve çoğalma yetisi verir. Bir tohum ekersiniz ve ondan onlarcasını, yüzlercesini elde edersiniz. Tohum doğada yaşamsal döngünün ve besin zincirinin ilk halkasıdır. Aynı zamanda gıda bağımsızlığının garantisidir. Bu zincir kırılır, tohumun geri dönüşümü şirketler tarafından engellenirse hem insanlık hem doğa için tehlikeli sonuçlar doğacaktır.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Elektronik Atık Yönetimi - 2006

Yayın Tarihi:
“Elektronik Atık Yönetimi”, Buğday Dergisi, İstanbul, Mart-Nisan 2006 sayısı.
“Elektronik Atık Yönetimi”, www.turcek.org.tr sayfası.

Kullandığımız elektrikli ve elektronik cihazlar çeşit olarak çoğalıyor. Bozulan, evde kullanılmayıp saklanan, tamire gönderilen ve çöpe atılan cihazlar sayı olarak artıyor. Devlet Planlama Teşkilatı ve sanayi odaları verilerine göre elektronik sanayimiz büyüyor ve ithalatımız artıyor. Dünya Ticaret Örgütü verileri de dünya genelinde aynı büyümeyi gösteriyor.
Bizler evsel atıkların yönetimi için çabalarken ki bu atıkların yüzde 60’tan fazlasını masum organik atıklar oluşturuyor, içerdiği tehlikeli malzemeler ile insan hayatına ve çevreye büyük zarar vermeye aday elektronik atıklar giderek çığ gibi büyüyor.

Dünya’da e-atıkla ilgili yasa ve yönetmelikler


Az tüket, yeniden kullan ve geri dönüştür geri kazanımın 3 ana kuralı. Bu kuralların uygulamasını kişi inisiyatifinden çıkarıp ülke çapında yaygınlaştırmak ve yönetebilmek için devletler yasalar çıkarmaya başladılar.

Japonya geri kazanım konusunda önlemleri alan ilk ülke. 1993 yılında Temel Çevre Yasası (the “Basic Environment Law”) çıkarıldı. 2000 yılında çıkarılan Temel Geri Dönüşüm Yasası, (The Basic Law for Establishing a Recycling-Based Society - the “Basic Recycling Law”) Temel Çevre Yasası’nı esas alır ve doğal kaynaklarını koruyan, geri dönüştüren ve atık miktarını asgari düzeyde tutan bir toplum için çerçeve çizer. Bu yasa, malı üreten veya ithal eden firmaları, sattıkları malların geri dönüşümünden ve geri dönüştürülemeyen malzemelerin atık olarak işlenip geri kazanılmasından sorumlu tutar. Ayrıca, bu yasa ürünlerin tasarım ve paketleme koşullarını iyileştirerek, atığa çıkacak malzemelerin üretimde kullanımının azaltılmasını, geri dönüştürülebilen malzemelerin etiketlenmesini ve böylece tüketicilerin geri dönüştürülebilen ürün, kutu ve ambalaj malzemelerini kolaylıkla ayırt edebilmelerinin sağlanmasını şart koşar. Yasanın 2001 yılında yürürlüğe girmesiyle, üreticiler televizyon, çamaşır makinası, buzdolabı ve klimaları yüzde 50 ile yüzde 60 oranında geri dönüşebilir malzemeden yapmak; tüketiciler de geri dönüşüm maliyetini karşılamak için atık parça başına 4,600 yen ödemek zorundalar. Bilgisayar üreticileri atık bilgisayarların toplanması ve geri dönüştürülmesinden sorumludur. Tüketiciler satın aldıkları bilgisayarın tipine göre 3,000 ile 4,000 yen arasında geri dönüşüm parası öderler.

Japonya'nın ardından, Avrupa Birliği 27 Ocak 2003 tarihinde elektronik atıklarla ilgili iki talimatı WEEE, RoHS’u devreye aldı. WEEE, Atık Elektrikli ve Elektronik Cihazlar Yönetmeliği (Waste Electrical & Electronic Equipment). WEEE’nin kuralları elektrik ve elektronik cihazların geri dönüşüm ve yeniden kullanım (tamir ve/veya güçlendirme gibi yöntemlerle) oranını artırmak ve üreticileri bu yönde daha bilinçli kılmak için düşünülmüştü. Bu kapsamda firmalar; tasarımlarını ve üretimlerini modüler, tamir edilebilir özelliklerde yapmaya teşvik ediliyor. WEEE tarafından hem toplama hem de geri dönüşüm miktarları için hedefler var. Bu konuda her ülke ayrıca kendi hedefini belirliyor. WEEE standartları üreticilerin sorumlulukları açısından
13 Ağustos 2005 tarihinde başlamış olup atık toplama ve ayrıştırma hedefleri için son tarih 1 Aralık 2006 olarak belirlenmişti. İngiltere'nin belirlediği hedef, bu tarihte ev başına 4 kg WEEE ürünü toplamak şeklinde (iş çevreleri için hedef henüz belirlenmedi). İrlanda ise 2 senelik uzatma hakkını kullanarak bu tarihi 1 Aralık 2008 olarak saptadı (İrlanda ve Yunanistan için gerek altyapı eksikliği, gerekse elektronik cihaz kullanımının daha az seviyede olması nedeniyle atık toplama hedefleri için 2 senelik ek süre hakkı tanınmıştır). İrlanda'da WEEE ihlalleri için en fazla c15,000,000 Avro ve/veya 10 yıl hapis cezası öngörülüyor.

Şekil 1. WEEE İşareti

RoHS- Elektrikli ve Elektronik Cihazlarda Sağlığa Zararlı Maddelerin Kullanımının Kısıtlanması (Restriction of the use of certain Hazardous Substances), Avrupa Birliği tarafından dikte edilen; elektronik cihaz üretiminin çevreye zarar vermemesi için, sağlığa zararlı maddelerin elektrikli ve elektronik ürünlerdeki kullanım miktarlarını kısıtlayan yönetmeliktir. Sağlığa zararlı maddelerin kısıtlanması hem kapasitör, transistör, entegre devre, konnektör, vb. elektronik malzeme üreticileri için, hem de bu ürünleri kullanarak baskılı devre, yarı mamul veya mamul ürün yapan üreticiler için geçerlidir. Bu kurallara uyması için firmalara Temmuz 2006 tarihine kadar zaman verilmiştir. Bu tarihten sonra da zararlı maddelerin kullanımına eski ürünlerin tamiri nedeniyle müsaade edilebilecek, ancak yeni üretimlerde RoHS kurallarına uyulması istenecek. RoHS standardını uygulatmak için her Avrupa Birliği ülkesi kendisine göre kanun ve kurallar koyuyor. İngiltere Ticaret ve İçişleri Departmanı tarafından önerilen cezalar; RoHS uyumlu olmayan ürünün pazarda yasaklanması, RoHS ihlalinden sorumlu olan kişilere 3 ay ile 2 yıl arası hapis ve en az 5,000 Sterlin para cezası şeklinde. Birçok firma şimdiden üretimlerini bu kurallar çerçevesinde yapmak üzere hazırlıklara başladı.
WEEE ve RoHS’e uymak için AB’de üretim yapan ve mal satan birçok firma üretimini yeniden tasarlamak durumunda kalacak. Örneğin; Japon Ekonomi, Ticaret ve Endüstri Bakanlığı, uygulanmakta olan çevre yasalarına ROSH benzeri kuralların ekleneceğini açıkladı. WEEE ve RoHS’nin uygulanmaya başlamasından sonra bazı modeller veya ürünler piyasadan kalkarken yeni modeller ve ürünler de pazara çıkacak.
En büyük e-atık üreticisi olan ABD, Ocak 2007 tarihi itibariyle benzer uygulamaya geçmeyi hedefliyor. Halihazırda ABD’de üretilen e-atıkların büyük bir çoğunluğu Çin, Pakistan ve Hindistan gibi ülkelere ihraç ediliyor.

Asya ülkeleri ve özellikle en büyük elektrikli ve elektronik cihaz üreticisi Çin'de bulunan ufak firmalar bu konuda yavaş davransa da, ülke yönetimleri RoHS kurallarına uyma konusunda kararlı bulunuyor. Özellikle Avrupa Birliği’ne mal satan firmalar RoHS’nin dikte ettiği kuralları uygulamak zorunda kalacaklar.

Türkiye’de e-atıklar için yasa ve yönetmelik yok

Türkiye’de elektrikli ve elektronik cihazların yarattığı e-atıkların yönetimine dair bir yönetmelik bulunmuyor. E-atıklar, içerdikleri malzemelere bağlı olarak 14 Mart 2005 tarihinde yürürlüğü giren Tehlikeli Atıkların Kontrolü Yönetmeliği’ne tabii bulunuyor. Başlayan AB’ye üyelik müzakereleri ve AB’ye yapılan yüksek hacimli ihracat, devleti ve sanayicileri WEEE ve RoHS’nin uygulanması konusunda zorlayacak.

Teknoloji bir yandan hayatımızı kolaylaştırırken diğer yandan bizi yeni sorunlarla uğraşmaya zorluyor. “Daha rahat ve konforlu yaşayacağız” derken büyüyen e-atık hacmi ve bunların yaratacağı tehlikeler korkutuyor. İnsan ister istemez “teknoloji yaşam kalitemi gerçekten yükseltiyor mu?” diye sormadan edemiyor. 21. yüzyılın ana temasının “az tüket ve atığını insan ve çevreye zarar vermeden yok et” olmasını diliyorum.

Kaynakça:
1. “Japan leads the way with electronics recycling”
http://www.edie.net/news/news_story.asp?id=5675&channel=0,
28.Haziran.2002.
2. Hiroko Muraki Gottlieb , “Recycling Laws Take Hold in Japan”, Amerikan Barolar Birliği,
http://www.abanet.org/environ/committees/intenviron/newsletter/feb03/japan1/
3. J Mark Lytle , “Japanese plant takes on e-waste”, BBC News, http://news.bbc.co.uk/go/pr/fr/-/2/hi/technology/3075717.stm, 23.Temmuz.2003.
4. Kaho Shimizu, “New law requires recycling of PCs at consumers expense”, The Japan Times, 1.Ekim.2003.
5. “Japan Adds ROSH to Existing Environmental Rules”,Design News,
http://www.designnews.com/blog/710000071/post/860002486.html, 13.Ocak.2006.
6.
http://www.atikyonetimi.cevreorman.gov.tr/yonetmelikler.htm

Elektronik Atık Tehlikeli ve Değerlidir - 2006

Yayın Tarihi:
“E-atık: Tehlikeli ve Değerli”, PC Magazine, İstanbul, Temmuz-Ağustos 2006 sayısı.
“E-Atık: Tehlikeli ve Değerli”, Endüstri ve Otomasyon Dergisi, İstanbul, Mayıs 2006 sayısı.
“Elektronik Atıklar”, Buğday Dergisi, İstanbul, Ocak-Şubat 2006 sayısı.
"Elektronik Atık Tehlikeli ve Değerlidir", www.turcek.org.tr sayfası.

Televizyon, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, 2 radyo, müzik seti, volkmen, CD-çalar, MP3 çalar, 4 cep telefonu, 3 cep telefonu şarj aleti, pil şarj aleti, farklı aletlerde takılı duran 10 adet pil, digital fotoğraf makinesi, 2 analog fotoğraf makinesi, 2 ütü, elektrikli süpürge, mini elektrikli süpürge, 2 transformator, 3 adaptor, minik havuz motoru, 2 masa lambası, 2 abajur, 4 ara kablo, mikser, mutfak robotu, 2 meyve suyu sıkacağı, mısır patlatma makinası, dizüstü bilgisayar, fare, telefon, saat, fırın, ocak, ızgara, buzdolabı, kamera, dia makinası, telefon, ses ve görüntü kabloları.

Bunlar benim evimdeki elektrikli ve elektronik aletlerin listesi. Ayrıca işyerinde kullandığım bilgisayar, printer, kopya makinası, faks, bunlar için gereken toner, kartuşlar ile şirket bilgi işlem ve iletişim sistemleri var. Çoğunun ömrü 2 ile 10 yıl arasında değişiyor. Büyük çoğunluğunu 8-9 yıldır kullanıyorum. Kısacası, sorun çıkarmaya başladılar ve ben ne yapacağım diye kara kara düşünüyorum. Ya tamir ettirip kullanmaya devam edeceğim, veya elimden çıkarıp yenilerini alacağım, ya da elimden çıkaracağım ama yenisini almayacağım. Peki nasıl elden çıkaracağım? Satsam satabilir miyim, satmazsam nereye göndereceğim? Kapımın önündeki çöpe bir bulaşık makinası koysam ne olur?

Eskiden insanların birşeyleri yokmuş, hayatları daha zormuş ama benim gibi dertleri de yokmuş. Teknoloji hayatımızı kolaylaştırıp, renklendirirken aynı zamanda karmaşıklaştırıyor. Bilmediğimiz, alışık olmadığımız konularda bizi düşünmeye ve uğraşmaya zorluyor.

Biliyorum ki benim sorunum bana özgü değil. Türkiye’de ve dünyada elektrikli ve elektronik eşya kullanan pek çok insan benzer dertlerle boğuşuyor.

Dünyada ve Türkiye’de Elektronik Eşya Pazarı

Araştırmalarım sırasında, dünya elektronik eşya pazarının büyüklüğü konusunda fikir verecek bazı rakamlar bulabildim.
Dünya Ticaret Örgütü verilerine göre, 1996’dan 1999 yılına kadar dünya elektronik sektörü yüzde 10.5 oranında büyümüştür.
Tablo 1: Bazı Seçilmiş Ülkelerin Elektronik Sanayi Üretimi (milyon $) (Kaynak: Dünya Ticaret Örgütü (1))
2003 yılında dünya elektronik eşya üretimi 1,324 milyon dolar tutarındadır. ABD 286 milyon dolarlık üretim ile dünya birincisi iken Japonya 170 milyon dolar ile ikinci ve Çin 147 milyon dolarla üçüncüdür.
Dünyada üretilen elektronik eşyalarla ilgili bir iki örnek verelim. Dünyada 2 milyar cep telefonu kullanıcısı vardır. Bu kaba bir hesapla 2 milyar cep telefonunun üretilip kullanıldığını gösterir. 2002 yılında dünyada 17,8 milyon adet monitör katod ışın tüpü (CRT) üretilmiştir.
Dünya çapında gözlemlenen üretim artışı Türkiye’de de gerçekleşmiştir. Türkiye’deki Elektronik sektörü üretimi para bazında 1991’den 1999’a %9 oranında artarken, bir yıl içinde 1999’dan 2000 yılına %15’lik bir artış göstermiştir.

1991
1999
2000
BİLEŞENLER
77
165
136
TÜKETİM CİHAZLARI
1,350
1,135
1,480
TELEKOMİNİKASYON CİHAZLARI
669
642
624
DİĞER PROF. & END. CİH.
60
250
255
BİLGİSAYAR

160
200
TOPLAM
2,156
2,352
2,695
Tablo 2: Türkiye Elektronik Sektörü Üretimi (Milyon $) (Kaynak: TESİD(1))

DPT verilerine göre Türkiye’de 2000 yılında yaklaşık 30 milyon TV bulunmaktadır. 2003 yılında sabit telefon abone sayısı 19 milyona yakındır. Kullanılan telefon sayısının bu civarda olduğu söylenebilir. Türk Telekomünikasyon Kurumu Eylül 2005 kayıtlarına göre Türkiye’de 40.4 milyon cep telefon abonesi bulunmaktadır ve 10 yıllık dönemde 70 milyon telefon Türkiye’ye girmiştir.(2)

Arçelik, BSH, Indesit Company BES, Türk Demirdöküm, Teba, Vestel Beyaz Eşya’dan oluşan Türkiye Beyaz Eşya Sanayicileri Derneği’nin verilerine göre, 2004 yılı Ocak-Ağustos döneminde 7 milyon 708 bin 706 adet olan buzdolabı, otomatik çamaşır makinesi, bulaşık makinesi ve fırından oluşan 4 ana beyaz eşya ürününün üretimi, bu yıl aynı dönemde 7 milyon 851 bin 87 adete yükselmiş. Ocak-Ağustos 2004 döneminde iç satışlar yüzde 4.1 artışla 3 milyon 313 bin 898 adetten, 3 milyon 450 bin 302 adete çıkmış. 2004 yılında üretim artışı yüzde 33,6 olurken, iç satışlar yüzde 64 oranında artmıştır (3).

2005 yılında toplam bilgisayar satışlarının 1 milyon 427 bin adede ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Tüm üretim rakamları hem dünyada hem Türkiye’de elektronik sektöründeki büyümenin önümüzdeki yıllarda devam edeceğine işaret etmektedir.

Dünyada ve Türkiye’de Elektronik Atık Pazarı

E-Atık (elektronik atık) elektronik eşyaların kullanıcısı tarafından kullanım süresini tamamlamasıyla ortaya çıkartılan atıktır.

Amerikan Çevre Koruma Örgütü’ne göre dünyada en fazla e-atık üreten ülke ABD’dir. 2000 yılında 4,6 milyon ton e-atık gömülmüştür ve bu miktarın gelecek bir iki yıl içerisinde 4 kat artarak 20 milyon ton olacağı tahmin edilmektedir.
Amerikan Ulusal Güvenlik Konseyi’nin 2003 yılında yaptığı tahmine göre birkaç yıl içinde ABD’de 315 milyon ile 680 milyon arasında bilgisayar kullanılamaz hale gelecektir. Kaliforniya eyaletinde her gün 6,000 bilgisayar eskimektedir.
Japonya’da sadece 2002 yılında 20 milyon adet beyaz eşyanın çöpe atıldığı tahmin ediliyor. Aynı dönemde 450,000 adet evde kullanılan bilgisayalar çöpe atılmıştır, bu 9,000 ton e-atık etmektedir. (4)
Nokia 2001 yılında dünyada satılan 380 milyon telefonunun yaklaşık 40,000 - 50,000 ton atığa tekabül ettiğini ve her yıl tahmini 150 milyon ton elektronik atık oluştuğunu açıklamıştır (5).
Elektronik sektöründeki üretim artışı elektronik atık pazarının büyümesini doğal olarak hızlandıracaktır ve üretim hacmi ile e-atık hacmi arasında parallellik olacaktır. Dünya genelinde elektronik atık pazarının 2004 yılında 7.2 milyar dolardan, yüzde 8.8 büyüme hızıyla 2009 yılında 11 milyar dolara ulaşacağı tahmin edilmektedir. (6, 7)

Bütün bu rakamlar geleceğe dair ürkütücü bir tablo çizmektedir.

Elektronik Atıkta Bizi Bekleyen Tehlikeler

Elektronik ürünlerin yapımında klorlu solventler, bromlu alev geciktiriciler, PVC, ağır metaller, plastik ve gazlar kullanılmaktadır. Örneğin: bir TV katot ışın tüpü (CRT) 2-4 kg kurşun, büyük TV ekranı ondan daha fazla kurşun içermektedir. ABD’de 1997 ile 2004 yılları arasında kullanılmaz hale gelen 315 milyon bilgisayar ve monitörde toplam 545,000 ton kurşun bulunmaktadır.

Elektronik ürünlerin içerdiği tehlikeli maddeler ve etkilerini şöyle sıralayabiliriz:
Kurşun (Pb): Kurşunun sağlık üzerindeki olumsuz etkileri iyi bilinmektedir. Merkezi sinir sistemini (bilhassa çocuklarda), böbrekler ve üreme sistemlerini bozmakta, çocuklarda beyin hasarına neden olmaktadır. Yoğun miktarda Kurşun alan bünyelerde reaksiyon süresinin uzaması durumunda, parmaklarda, el ve ayak bileklerinde zayıflık, hafıza kaybı ve kan hastalıkları gibi sorunlar görülmektedir.
Monitörlerdeki katod ışın tüpleri, eski lehimler, entegre devreler, baskılı devre kaplamaları, cam, akü ve piller Kurşun içerir.
Civa (Hg): Düşük dozlarda bile zehirlidir. Beyin ve böbreklere zarar verir. Anne sütüyle çocuklara geçer. Sinir sistemi civanın tüm formlarına karşı çok duyarlıdır. Yüksek miktarlarda maruziyet beyinde, böbreklerde ve fetus gelişiminde kalıcı zararlara neden olabilir. Beyin fonksiyonlarına yapacağı etkiyle irritabilite, ürkeklik, titreme, görme ve duyma kusurları ve bellekte zayıflama ortaya çıkabilir. Kısa süreli ve yüksek düzeyde maruziyet durumunda akciğer hasarı, bulantı, kusma, ishal, tansiyon yüksekliği, deri döküntüleri ve gözde irritasyon meydana gelebilir. Yeni doğan ve fetusta, civa, beyin gelişiminde gerilik, zeka geriliği, körlük ve konuşamamaya neden olabilir. Çocukta sinir ve sindirim sistemleriyle böbrekler etkilenir. Kanserojenler arasında sınıflandırılmaktadır.
Bir çay kaşığının 70’te biri civa bile 80,000 m2 ‘lik bir göldeki suyu kirletip yaşayan balıkların yenmesini engeller.

Piller, termometre, tansiyon ölçme cihazlarında civa kullanılmaktadır.
Kadmiyum (Cd): Havaya karışan kadmiyum partikülleri yere ya da sulara düşmeden önce çok uzun mesafeler kat edebilir. Vücutta çok uzun süre kalabilir ve düşük düzeyde maruz kalınsa bile yıllar içinde birikebilir. Kadmiyum havadan solunarak, kadmiyum bulaşmış yiyeceklerin yenmesiyle, sigara dumanından, kadmiyumla kirlenmiş suların içilmesiyle vücuda alınabilir. Yüksek düzeyde kadmiyumun solunması akciğer hasarına bağlı olarak ölüme neden olabilir. Çok yüksek düzeyde kadmiyumun yiyeceklerle alınması kusma ve ishale neden olur. Hava, su ya da besinler yoluyla düşük düzeyde kadmiyuma uzun süre maruziyet sonucunda kadmiyum böbreklerde birikir ve böbrek hastalıklarına neden olabilir. Akciğerde hasar ve kemiklerin kırılganlığının artması diğer etkileridir. Hayvan deneylerinde kadmiyumun tansiyon yükselmesine, kandaki demir düzeyinin düşmesine, karaciğer hastalıklarına, sinir sistemi ve beyinde hastalıklara neden olduğu gösterilmiştir.
Yüzeye bindirilmiş aletler, yonga resistörleri, infrared dedektörleri, yarı iletkenler ve eski tip monitor katod ışın tüpleri (CRT) Kadmiyum içerir. Ayrıca plastiklerde kullanılır.

Krom: Yüksek miktarlarda solunması burun, akciğer, mide ve bağırsaklara zarar verebilir. Kroma allerjisi olan kişilerde astım krizlerine neden olabilir. Uzun süre yüksek ve orta düzeylerde maruziyet burun kanaması, yaraları, akciğer hasarı ve kanser dışındaki akciğer hastalıklarında artışa neden olabilir. Sindirim yoluyla yüksek düzeylerde alınırsa mide şikayetleri ve ülsere, konvülsiyonlara, böbrek ve karaciğer hastalıklarına, hatta ölüme neden olabilir. Cilde temas durumunda cilt ülserleri oluşabilir. Ayrıca ciltte allerjik reaksiyonlara yol açabilir. Bazı bileşikleri kanserojendir

Bromlu Alev Geciktiriciler (BFR): Normal gelişme için gereken hormonal fonksiyonları önemli derecede etkiler. BFR işyeri ve ofislerdeki bilgisayarlar üzerindeki tozlarda bulunmaktadır. ABD ve İsveç’te anne sütünde çok fazla miktarda rastlanmıştır.

Fosfor (P): CTR tüpün iç yüzünü kaplamak için kullanılır. Kırılan tüplerden oluşan tozların teneffüsü çok risklidir. Fosforun zararı pek fazla bilinmemektedir.

Baryum (Ba): Tehlikeli kimyasal madde olarak sınıflandırılmaktadır. Kısa süre Baryum maruziyeti beyin şişmesine, kas zayıflığına, kalp ve karaciğer hastalığına neden olabilmektedir.

Monitörlerdeki katod ışın tüpünden (CRT) radyasyonu azaltmak için kullanılır.

Altı Değerlikli Krom (Cr+6): DNA hasarı ve astımik bronşite sebep olabilir.

Korozyon koruması ve işlenmemiş galvaniz çelik levhalar ve sertleştirilmiş çelik için kullanılır.

Berilyum (Be): Kanserojen olarak sınıflanmaktadır.

Ana kart ve bağlantılarda bulunur.

Plastikler: Bir bilgisayarda ortalama 7 kg civarında PVC içeren plastik bulunur. PVC en tehlikeli plastiktir. Belli sıcaklıkta yandığında dioksin oluşur. Araştıma sonuçlarına göre, dioksin kanser yapmasının yanında, sinir, bağışıklık ve üreme sistemlerine (sperm sayısında azalma dahil) zarar verebilmekte, doğmamış bebeklerde bozuk oluşumlara, sakatlıklara sebep olabilmekte, endokrin sistemini bozabilmekte ve daha bir çok olumsuz etkiye neden olabilmektedir.

Elektronik Atıklar Değerlidir

Atık kabul edilen elektronik eşyalar geriye dönüşümü mümkün metal, cam ve plastik malzemeler de içermektedir. Yongalar, kablolar, cam, alüminyum, çelik, bakır ve diğer değerli metaller, plastik veya bunların komposit bileşenlerinden oluşan parçalar barındırmaktadır. Bu malzemeler ya doğrudan yeniden kullanılırlar ya da işlenip değerlendirilirler.

Eylül 2005’te yayınlanan bir rapora göre, geri dönüştürülen plastik sektörü yıllık yüzde 10.2 ile en yüksek gelir artışına sahip sektör olmuştur. Eletronik atıklardan elde edilen geri dönüştürülmüş metal pazarı yıllık yüzde 8.1 oranında büyümektedir. (6,7)
2002
2003
2004
2009
Ort. Yıllık
%sel Büyüme
2004-2009
Geri Dönüşmüş Metal
3,992.3
4,112.3
4,236.4
6,244.5
% 8.1
Geri Dönüşmüş Plastik
2,357.2
2,450.2
2,551.9
4,156.7
%10.2
Geri Dönüşmüş Silika
39.1
40.2
41.3
59.3
%7.5
Diğer Geri Dönüşüm Teknolojileri
387.8
400.9
414.7
590
%7.3
TOPLAM

6,776.4
7,003.6
7,244.3
11,050.5
%8.8
Tablo 3. Dünyada E-Atık Pazarı 2009 Yılına Kadar Büyüme Tahmini (Milyon $) (Kaynak: BBC, Inc.(7)).

Sonuç

Dünyada ve Türkiye’de elektronik eşya sektörü büyürken, e-atıkların çöp içindeki oranı hızla artmaktadır. Gelişmiş ülkelerde e-atıklar katı atıkların ortalama yüzde 1’ini oluştururken bu oranın 5 yıl içinde ikiye katlanması beklenmektedir(7).

Elektronik atıkların iki ana özelliği vardır:

Tehlikeli ve toksik maddeler içerebilirler.

İçerdikleri metal, cam, plastik ve yeniden kullanılabilen diğer malzemelerden dolayı değerlidirler.

Bu nedenle e-atıklar hem insan, çevre ve doğayı tehdit eden bir tehlike, hem de yeni iş imkanı sağlayacak ve yüksek getiri potansiyeli olan bir sektör olarak görülebilir. Dünya genelinde e-atıklarla ilgili iki ana faaliyet yürütülmektedir. Yeni üretilmekte olan elektronik eşyalarda tehlikeli ve toksik maddelerin kullanımı yasaklanmaya çalışılmakta, yeni ürün tasarımında geri dönüşümün gözönüne alınması özendirilmektedir. Diğer yandan ürünler atığa dönüştüğünde bunların toplanması, işlenmesi, yeniden kullanımı, tehlikeli atıkların insan, çevre ve doğayı riske sokmadan bertarafı konusunda yeni teknolojiler geliştirilmekte, yatırımlar yapılmaktadır.

Kaynakça

TC Başbakanlık Dış Ticaret Müsteşarlığı Elektrik-Elektronik Sektör Raporu,
http://www.foreigntrade.gov.tr/IHR/sektor/elektrik.htm, 24 Mayıs 2002.

http://www.milliyet.com.tr/2005/10/20/index.html

Anadolu Ajansı, “Beyaz eşya üretimi 7.8 milyonu aştı”,28 Eylül 2005.

Shimizu, Kaho, “New law requires recycling of PCs at consumers' expense”, Japan Times, 1 Ekim 2003.

Nokia,
http://www.nokia.com.tr/id27575.html.

Elektronics Industry Market Research and Knowledge Network, “Electronic Waste Recovery Business”,
http://www.electronics.ca/reports/electronics_manufacturing/e-waste.html, Eylül 2005.

Business Communications Company, Inc., Global E-Waste Market to Cross $11 Billion By 2009,
http://www.bccresearch.com/editors/RE-128.html, 23 Şubat 2005.

21 Ekim 2008 Salı

Dönüştürülen Lastikler - 2005

Yayın Tarihi:
“Dönüştürülen Lastikler”, Buğday Dergisi, İstanbul, Kasım-Aralık 2005 sayısı.
"Dönüştürülen Lastikler", www.turcek.org.tr.

Arabamın lastiklerini değiştirmem gerekiyor. 4 yıllarını doldurdular ve 50 bin km yol yaptılar. Değişim için araştırma yapmaya başlayınca, lastik satan dükkanların eski lastikleri almadıklarını öğrendim. “Yenilerini alınca 4 koca eski lastiği ne yapacağım?” diye sorunca “Çöpe atarsınız” dediler. Atık araba lastiklerinin geri kazanımı mümkün ve ekonomik olarak değerliler. Geri kazanılmadığı takdirde yarattığı çöp ise hacimsel olarak büyük ve tehlikeli. Basit bir hesap yapıp, ortalama 75 yıl yaşayacağımı 30 yaşında araba sahibi olduğumu ve her 4 yılda bir araba lastiklerimi değiştireceğimi varsaydım ve ömrüm boyunca 44 atık lastik yaratacağımı hesapladım. Neredeyse bir kamyon dolusu… Bu rahatsız edici gerçek üzerine atık lastikler ve geri kazanımı hakkında internet üzerinde bir araştırma yapmaya ve bulgularımı derleyen bir yazı hazırlamaya karar verdim. Bu çalışmam bilimsel amaçlı değildir. Sade bir vatandaş olarak, atik lastikler ve geri kazanımı konusunda yaptığım araştırmanın ürünüdür. Amacım bulgularımı konuyla ilgili kişi, kurum ve kuruluşların dikkatine sunmaktır.

ARABA LASTİĞİ
Endüstrileşmiş ülkelerde oluşan yıllık atık lastik hacmi bir binek arabası lastiği çarpı nüfus kadardır (1). Örneğin; 70 milyon nüfuslu bir ülkede yıllık oluşan atık araba lastiği hacmi, 70 milyon binek araba lastiği kadardır. Bir lastiğin yaklaşık 10 kg geldiği varsayılırsa, bu yıllık 700,000 ton atık eder.
Her lastik üç ana üründen oluşur.

.. Kauçuk
.. Çelik
.. Lif ve diğer atıklar

Bunların lastik içindeki yüzdesel payları Tablo I’da gösterilmiştir. Rakamlardan anlaşılacağı gibi atık lastiğin ortalama %95’i geri dönüştürülebilen ürünlerden oluşmaktadır.
Ürün Cinsi
Kamyon Lastikleri
Araba Lastikleri
Kauçuk
70%
70%
Çelik
27%
15%
Lif ve Diğer Atıklar
3%
15%

Tablo I. Atık lastiği oluşturan ürünler ve tipik %sel payları. (2)

KAUÇUK VE LASTİK GERİ KAZANIM TARİHÇESİ
Geri kazanım konusu son 10 yıl içinde önem ve hız kazanırken, lastik geri kazanımında durum çok farklıdır. Kauçuk değerli bir hammadde olduğu için geri kazanımı üretimi kadar eskidir. 19. yüzyıl başında ortalama olarak kauçuğun %50’si geri kazanılıyordu. Zaman içinde petrolün bollaşması, sentetik kauçuk üretimi ve lastik teknolojisindeki gelişmeler kauçuk geri dönüşümünü olumsuz etkilemiş ve bu oran 1960’lı yıllarda %20’lere gerilemiştir. 1990’lı yıllarda lastik ve kauçuk endüstrisinde geri dönüşüm oranı %2’e düşmüştür. (1)
Geri dönüşüm oranındaki büyük düşüş sonucu doğrudan çöpe atılan lastik sayısı milyonları ve hatta milyarları bulmuştur. Örneğin; A.B.D. kanunsuz bir şekilde çöpe atılmış olan birikmiş atık lastik sayısının 2 veya 3 milyar olduğu tahmin edilmektedir. AB üye ülkelerde birikmiş atık lastik sayısının da bu civarda olduğu öngörülmektedir. (1) Türkiye’de ise bu sayı tam olarak bilinmemekle beraber milyonlar civarında olduğu düşünülmektedir.

Genel olarak atık lastikler 4 farklı şekilde değerlendirilebilirler:

Doğrudan Değerlendirme: Lastiklerin hiçbir işleme tabii tutulmadan oldukları gibi inşaatlarda, oyun parklarında, iskelelerde kullanılmasıdır.
Doğrudan değerlendirmeye güzel bir örnek olarak atık lastikler yığma yapıların depreme karşı güçlendirilmesinde kullanılmaktadır. ODTÜ İnşaat Mühendisliği öğretim görevlileri tarafından geliştirilen bir yöntemle, atık lastiklerde bulunan çelik hasır malzeme deprem güçlendirme malzemesi olarak değerlendirilmiştir. Atık lastikler taşınma maliyetleri hariç bedava olduğu için ekonomiktir ve yığma yapıların yoğun bulunduğu kırsal ve az gelişmiş yörelerde yaygın olarak uygulanabilir (8).

Malzeme Olarak Değerlendirme: Bu yöntemde lastiği oluşturan kauçuk, çelik ve lifler ayrıştırılır ve hepsi malzeme olarak ayrı ayrı yeniden kullanılır.

a.Yeniden Kaplama: Atık lastikler yeniden kaplanıp lastik olarak kullanılabilir. Kaplama lastikler, yeni lastiklerden %50 daha ucuz olmaktadır. Uçak ve kamyonlarda kaplanmış lastik kullanımı yaygındır.

b. Kauçuğu Granül Haline Getirme: Granül kauçuk yeni lastik üretiminde, ayakkabı taban imalatında, poliüretan köpük üretiminde, gürültü kirliliğini önlemek için yapılan panel imalatında, yol yapımında, set ve hendek yapımında, spor ve oyun sahaları ile liman inşaatlarında kullanılabilir.

Termik Değerlendirme: Kauçuğun kaliteli bir kömüre eşdeğer enerji değeri vardır. Bu yüzden yakıt olarak da kullanılmaktadır. Avrupa, ABD, Japonya ve Türkiye’deki çimento fabrikalarında yakıt olarak kullanıldığı bilinmektedir. Ayrıca ABD ve Avrupa’da elektrik üreten termik santrallerde yakıt olarak kullanılmaktadır. Bu yakma işlem sırasında zehirli gazlar açığa çıkmaktadır. Bu nedenle insan sağlığına zarar veren ve çevre kirliliği yaratan bir yöntemdir.
Hammaddesel Değerlendirme: Hurda Lastik Yönetim Konseyi’ne göre (Scrap Tire Management Council) bir lastik ortalama 4 litre yağ, 3 kg. karbon siyahı, 1.5 kg gaz, 1 kg. çelik ve kül üretir. Elde edilen yağ ve gaz düşük kaliteli yakıt olarak yeniden kullanılır. Çelikte yeniden kullanılmaktadır. İşlem sırasında insan sağlığına zarar veren ve çevre kirliliği yaratan zehirli gazlar açığa çıktığından doğayla uyumlu bir yöntem değildir.

TÜRKİYE’DE LASTİK ÜRETİMİ VE ATIK LASTİK PAZAR HACMİ
Türkiye’de lastik üretimi 40 yıllık bir geçmişe sahiptir. Goodyear 1963 yılında Lassa 1974 yılında Petlas 90’lı yıllarda lastik üretimine başlamışlardır (4,5).
Basında çıkan haberlere göre Türkiye’de 2002 yılında 17.4 milyon adetten fazla lastik üretilmiştir (6). 2004 yılında lastik üretimi 24 milyonu geçmiştir. Bunların 13 milyonu ihraç edilirken, 11 milyonu iç pazarda tüketilmiştir. Üretilen lastiklerin 2.750.000 adedi yeni araba ve taşıtlara takılırken, 8.5 milyon adedi lastik yenilenmesinde kullanılmıştır (7). Bu rakamlara göre 2004 yılında değiştirme sonucu yaklaşık 8.5 milyon lastik atığa çıkacaktır. Her lastiğin ortalama 10 kg. geldiği varsayılırsa bu yılda 85.000 ton atık oluşması demektir Atık lastiklerin geri kazanılmadığı, üretim ve tüketim rakamlarının önümüzdeki 10 yıl içinde değişmeyeceği varsayıldığında, bu süre sonunda 850.000 ton atık lastik oluşacaktır.

ATIK LASTİĞİN YARATTIĞI TEHLİKELER
Atık lastiklerin oluşturduğu en büyük tehlike kontrolsüz yangınlara sebep olmalarıdır. Bu yangınları, başladıktan sonra açığa çıkan yüksek ısı ve yoğun dumandan dolayı kontrol altına almak ve söndürmek son derece güçtür. Ortalama bir lastiğin petrokimyasal içerik eşdeğeri 9,5 litre yağdır. Yüksek yağ içeriği nedeniyle, lastik yangınları aylarca sürmekte, zehirli gazlar açığa çıkmakta, toprak, yeraltı ve yerüstü su kaynaklarının kirlenmesine neden olmaktadır. Lastik yangınları köpük veya su ile söndürülmeye çalışıldığında çok daha büyük hava, toprak ve su kirliliği yaratmaktadır.
Bir diğer tehlike, atık lastiklerin sivrisineklerin yaşamasına ve çoğalmasına uygun bir ortam yaratması ve dolayısıyla sivrisineklerden bulaşan salgın hastalıkların yayılmasına neden olmasıdır. Bu vakalara 1999 ve 2000’li yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde rastlanmış ve ölüme neden olmaları yerel idareleri ve belediyeleri atık lastiklerin geri dönüşümü konusunda ciddi adımlar atmaya zorlamıştır. (3)
Resim 3. Kaliforniya’da lastik yangını (1999)

TÜRKİYE’DE ATIK LASTİK GERİ KAZANIMI
Türkiye’de kamyon ve uçak lastikleri kaplanarak yeniden kullanılmaktadır. Az da olsa iskele ve teknelerde de kullanıldığını görülmektedir. Bir kısmının çimento fabrikalarında yakıt olarak kullanıldığı bilinmektedir. Lastik geri kazanımı için kurulmuş bir tesis yoktur. Atık lastiklerin büyük çoğunluğu şehir çöplüklerine gönderilmekte veya doğaya terk edilmektedir. Bunların toplanması, depolanması, bertarafı, geri kazanılması konusunda yapılan sistemli bir çalışma maalesef yoktur.

DİĞER ÜLKELER ATIK LASTİKLERİN GERİ KAZANIMI İÇİN NELER YAPIYOR?
Gelişmiş ülkelerde atık lastiklerin çevreye zarar vermeden toplanması, depolanması, bertarafı ile belirli bir yerde depolanan lastiklerin sayısının kontrol altına alınması ve lastik geri dönüşümü sonrasında oluşan ürünlerin kullanımını özendirmek için yasalar mevcuttur. Atık lastiklerin toplanıp depolanması ve bertarafı konusunda yapılan çalışmalara fon yaratmak amacıyla hem ABD’deki bazı vilayetlerinde hem de bazı AB ülkelerinde lastiklere vergi uygulanmaktadır. Örneğin ABD’deki Ohio ilinde satılan her yeni lastikten 1 USD atık vergisi alınmaktadır. Bu vergiyle oluşan fon, atık lastiklerin bertarafı için kullanılmaktadır.
Aşağıdaki tablo 1999 yılında AB ülkelerinde ve ABD’de atık lastiklerin nasıl bertaraf edildiğini göstermektedir. En yaygın uygulanan yöntem dolgu malzemesi olarak kullanılmasıdır. Yakıt olarak kullanım ikinci tercih edilen yöntemdir. Maalesef en çok tercih edilen her iki yöntem de çevre dostu değildir.
Bertaraf Yöntemi
AB
ABD

Ağırlık (ton)

Ağırlık (ton)

Yakıt
508,500
22%
950,000
40%
Dolgu Malzemesi olarak
1,017,100
46%
920,000
38%
İnşaatlarda
228,900
10%
225,000
9%
Kauçuk Geridönüşümü
228,800
10%
180,000
7%
İhracat ve Diğer
279,700
12%
135,000
6%
TOPLAM
2,263,000

2,410,000

Tablo II. 1999 yılında AB ülkeleri ve ABD’de atık lastik bertarafı. Kaynak: Recycling Research Institute, European Tyre Recycling Association (ETRA) (1).

TÜRKİYE’DE NELER YAPILABİLİR?
Atık lastiklerin sağlıklı toplanması, depolanması ve bertarafı için lastik üreticileri, satıcıları, kullanıcıları, yerel yönetimler arasında ortak bir çalışma başlatılması gereklidir. Lastik değişimi araba bakım servisleri veya lastik bayileri tarafında yapılmaktadır. Yenisi verilirken eskisinin geri alınması sağlanmalıdır. Toplanan atık lastiklerin düzenli depolama alanlarına aktarımı konusunda yerel yönetimler yardımcı olmalıdır. Bu sistem eski lastiklerin gelişi güzel çöpe veya doğaya atılmasını engeller.
Atık lastikler ekonomik olarak değerlidir ve geri kazanımı mümkündür. Atık lastiklerin geri dönüşümü ve yeniden kullanımı konusunda insan sağlığına ve çevreye dost yöntemler seçilmelidir. Bu konuda yatırım yapmak isteyen yatırımcılar devlet tarafından teşvik edilmelidir.
Atık lastiklerin bütün olarak veya ayrıştırılmış ürün olarak yeniden kullanımı konusunda üniversitelerin araştırma birimlerinin projeler geliştirmesi desteklenmelidir. Örneğin: 17 Şubat 2005 tarihinde Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirilen “Yığma Yapıların Deprem Güvenliğini Artırma Çalıştayı”nda “Yığma Yapıların, Kullanılmış Oto Lastiği/Ekonomik Yöntemler ile Sismik Performansının Arttırılması” başlıklı proje sunulmuştur. Bu projede, yüksek derecede depremselliği bulunan Türkiye'deki konutların yarıya yakınını oluşturan yığma yapıların kullanılmış otomobil lastikleri yardımıyla depreme karşı güçlendirilmesi ve yine lastikler vasıtasıyla sismik izolasyon yapılması amaçlanmaktadır(8). Uygulaması yapılan bu tekniğin Türkiye genelinde yaygınlaştırılması için çalışmalar yapılabilir.
Tasarımcıların ve halkın atık lastiğin yeniden kullanımı konusunda yaratıcı fikirlerini ortaya çıkarmak için yarışmalar düzenlenebilir. Örneğin; A.B.D.’nin Kaliforniya eyaletinde Entegre Çöp Yönetim Kurulu 2005 yılında atık lastikten bina ve çevre için ürün tasarım yarışması düzenlemiştir. Tüm halka açık olan bu yarışmada dereceye girenlere ödüller verilmiştir (9).
Oluşan atıkları insan sağlığına ve çevreye zarar vermeden nasıl bertaraf edebiliriz ve atıktan bir değer elde edebilir miyiz diye düşünmek zorunda kalıyoruz. Tabii en güzeli bu atıkları ya hiç üretmemek veya en az düzeyde üretmek için çaba harcamak.



KAYNAKÇA
1.Reschner, Kurt, “Scrap Tire Recycling, Part 1: Introduction, Historical Perspective, Market Overview”,
http://www.entire-engineering.de/str/en.html , 06.10.2004.
2.Reschner, Kurt, “Scrap Tire Recycling, Part 2: Size Reduction Technology”,
http://www.entire-engineering.de/str/en_sr.html, 12.10.2004.
3.Ohio Eyaleti Doğal Kaynaklar Bakanlığı, “A history of rubber recycling “,

4. http://www.dnr.state.oh.us/recycling/awareness/facts/tires/rubberrecycling.htm, 2.5.2004.
5. http://www.goodyear.com.tr/turkish/frm_index/goodyear_hakkinda.html
6. http://www.lassa.com.tr/lassaweb/sub.htm
7. http://dosya.hurriyetim.com.tr/kriz2003/uretim.asp
8. Yasemin Balaban, Capital Dergisi,
http://www.capital.com.tr/haber.aspx?HBR_KOD=345&KTG_KOD=4), 01.07.2004
9. Dr. Türer Ahmet; Sirer, İbrahim, “SPIM-1451 Yığma Yapıların Depreme Karşı Oto Lastiğiyle Güçlendirilmesi”, Yığma Yapıların Deprem Güvenliğinin Arttırılması Çalıştayı, 17.02.2005.
http://www.itsgoodforcalifornia.com

Buğday Dergisi Kasım-Aralık 2005 sayısında ve TURÇEK sitesinde yayınlanmıştır.