Yerel tohum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yerel tohum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Aralık 2009 Pazar

Farklı Bir Geri Dönüşüm Öyküsü: TOHUM - 2009

Yayın Detayları: Cumhuriyet, Sürdürülebilir Yaşam Eki, 27 Aralık 2009.

“Tohuma bak tohuma,
Nasıl
Dokuz
Doğuruyor toprakta.
Nasıl bunalıyor, ıkınıp sıkınıyor
Nasıl soluyor, terim terim terliyor
Tohuma bak tohuma
Dokuz doğuruyor.”

der bir şiirinde Bedri Rahmi. Minicik tohum doğurur, ağaç olur, bitki olur, çiçek olur ve yaşamı devam ettirir. Nesilden nesile devam eden yaşamsal döngünün en önemli parçasıdır. İlginç ve farklı bir geri dönüşüm öyküsünün kahramanıdır.

Avucunuza bir tohum yerleştirdiğinizi düşünün. Ağırlığını zor hissedersiniz. Belki sadece teninize dokunduğu noktaları hissedersiniz. Ne kadar hafif, ufak olursa olsun, içinde çok büyük, güçlü bir yaşam enerjisi barındırır. Tohumlar yeryüzünde yaşamın devamını sağlar. Tüm besinin başlangıcıdır ve bize doğal besin döngüsü hakkında çok şey söyler. Bir beslenme uzmanı, tohumun besin değerini anlatabilir. Bir doğa bilimci, tohumun ekolojik sistem için öneminden bahsedebilir. Bir bilim adamı, tohumun kimyasal ve genetik yapısı hakkında bilgi verebilir. Fakat tohumun gerçek değerini ancak bir çiftçi anlatabilir. Shumei Vakfı’nın uyguladığı Doğal Tarım tekniğe göre tohum vericidir, çiftçi için bir ortak ve bir öğretmendir. Tohum içinde, vücudu besleyen fiziksel enerji yanında kalbi ve ruhu besleyen ruhani enerjiyi de barındırır. Yaşam için zorunlu bir ihtiyaç olduğundan, kutsal kabul edilir.

Çiftçiler tarlalarında, binlerce yıldır on binlerce bitki çeşidi yetiştirdiler. And Dağlarında 3000’den fazla patates çeşidi, Hindistan’da ve uzak doğuda binlerce pirinç çeşidi, Papua Yeni Gine’de 5000’den fazla tatlı patates çeşidi, Anadolu’da 100’den fazla yerel buğday çeşidi, Çin’de 10,000 çeşit buğday, ABD’de 7000 çeşit elma ürettiler. Binlerce yıldır süren bu üretim döngüsü çiftçilerin tohum ve bitki çeşitlerini korumaları ile mümkün oldu. Tohumu toprağa ektiler, bitkileri yetiştirdiler, bu bitkilerin tohumlarını sonraki mevsim kullanmak üzere sakladılar. Sonra ellerindeki veya diğer çiftçilerle takas ettikleri tohumları ekerek devam ettiler… Tohum bitkiye döndü, bitki tohuma döndü ve geri dönüşüm tamamlandı. Bu döngü binlerce yıldır tekrarlanıp durdu.

Ta ki, 1998 yılında Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı (USDA) ile Delta and Pine Land şirketleri kısır tohum teknolojisinin patentini alıncaya kadar. Bu patent, patent ve lisans sahiplerinin bitki DNA’ları ile oynayarak, bitkileri embriyolarını öldürmeye programlamalarına ve kısır tohum elde etmelerine izin verir. Her türden tohum ve bitki üzerinde uygulanabilen, kısır tohum teknolojisi de denilen bu teknik, günümüzde en az 78 ülkede kullanılmaktadır. Çok uluslu tohum ve kimyasal tarım şirketleri ile ABD yönetiminin desteklediği bu teknolojinin amacı, çiftçinin hasat sonrası, bir sonraki sezon kullanacağı tohumlarını saklamasını engellemektir. Genetiği ile oynanmış kısır tohum kullanan çiftçiler, her sezon tohumlarını şirketlerden satın almak zorunda kalır.

Kısır tohum teknolojisi, tohumun elinden, doğanın kendisine verdiği üreme yetisini alır, şirketlere verir. Bu bir kadının çocuk doğurma yetisinin şirketlere verilmesi gibi çarpık bir durumdur. Çiftçi ile tohum arasında binlerce yıldır süre gelen, kutsal kabul edilen ilişkiyi koparır. Şirket, çiftçi ile tohum arasına girer. Çiftçi tohuma ulaşmak için şirkete para ödemek zorunda kalır.

Bu teknolojinin icat nedeni, şirketlerin gözlerini kamaştıran dünya ticari tohum pazarının 30 milyar dolarlık hacmidir. Eğer çiftçilerin kendi yetiştirdikleri tohumlar engellenebilirse bu hacim 2.5 kat artarak 73 milyar dolara çıkacaktır. Şirketlerin en büyük rakibi dünyadaki küçük çiftçilerdir. 2006 yılında Monsanto şirketi ticari tohum pazarının %20’sine sahipti. On şirketin payı ise %57’di. Uluslar arası şirketler, bu pazarı büyütmek ve kendi pazar paylarını artırarak tekelleşmek için kıyasıya bir mücadele içindeler; çünkü tohumu kontrol eden, gıdayı kontrol eder. Eski ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissenger’in söylediği gibi, “gıdayı kontrol eden ülkeyi kontrol eder.” Bir ülkenin tohumdaki bağımsızlığının kaybı, ülke bağımsızlığının olumsuz etkilenmesine kadar varan ciddi sonuçlar doğurabilir.

Ülkemizde 2006 yılında yürürlüğe giren Tohumculuk Kanunu ile yaşamın kaynağı olan tohum, uluslar arası tarım, gıda ve tohum şirketlerinin kontrolüne bırakıldı. Yasa tohumla ilgili konularda, tohum şirketleri tarafından oluşturulan Tohumculuk Birliği’ni yetkili kıldı. Çiftçinin en temel haklarından olan kendi tohumunu saklama ve takas etme hakkını elinden aldı. Yasa yürürlüğe girdikten sonra çiftçiler pazarlarda kendi ürettikleri tohumu satamaz olacak. Çiftçilerin binlerce yılda gelişen ve gelecek nesillere aktarılan tohum ve tarıma ait bilgisi yok olma tehdidi altında. Bu yasanın bir diğer vahim sonucu, yerel tohumların çeşitlerinin azalması ve yok olmasına yol açması. Yerel tohumlar ticari değere sahip olmadıkları yani patentli olmadıkları için şirketler için hiçbir önem taşımıyorlar. Yerel tohumların yok olması ve çiftçilerin patentli tohum kullanmak zorunda kalması bu şirketlerin işine geliyor. Kısaca, bu yasa ile kuzu kurdun eline teslim edildi.

Tohumlar binlerce yıldır geri dönüşümü yaşadı. Çiftçilerin geliştirdiği tohum kültürü bu geri dönüşümü destekledi. Doğal ortamlarda yetiştirildiler, paylaşıldılar ve kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze geldiler. Şimdi tohum bankalarında saklanmak isteniyorlar. Tohum hayat bulduğu ve hayat verdiği topraktan koparılıp, laboratuar ortamına hapsediliyor. Dünyada bugüne kadar yaklaşık 1400 tohum bankası kurulduğu söyleniyor. Bunların en büyüğü, Norveç’in Svalbard Adası’nda kurulan “Kıyamet Günü Kasası”. Resmi adıyla Svalbard Küresel Tohum Deposu’nda, dünyada yetişen 3 milyon tahıl tohumu, olası iklim değişikliği, doğa felaketleri, nükleer facia gibi küresel felaketlere karşı saklanacak. Bu projeye Monsanto, Syngenta gibi büyük tohum şirketleri ve Bill Gates, Rockefeller Vakfı on milyonlarca dolar yatırdı. İnsani bir amaç için kurulmuş gibi görünmesine rağmen, son derece kuşku verici bir proje. Çünkü Monsanto ve Syngenta’nın amacı dünya ticari tohum pazarına hâkim olmak. Dünyayı besleyen tahıl tohumlarının genetik yapılarını öğrenmek onlara büyük avantajlar sağlayacak. Tohumların genlerini değiştirip, bu tohumlara patent alabilirler, yerel tohumları yok eden hastalıklar üretebilirler. Böylece sadece tohum pazarının değil, tüm dünyanın gıda kontrolünü ele geçirebilirler.

Bir elma ağacının yanına gittiğinizi, elmasını yediğinizi hayal edin. Elmadan çıkan çekirdeği avucunuza koyun. Bu ağaç ve üzerindeki elmalar, böyle minik bir çekirdekten oldu. Bu minik çekirdeği ekerseniz sizin de bir elma ağacınız olabilir. Doğa her tohuma büyüme ve çoğalma yetisi verir. Bir tohum ekersiniz ve ondan onlarcasını, yüzlercesini elde edersiniz. Tohum doğada yaşamsal döngünün ve besin zincirinin ilk halkasıdır. Aynı zamanda gıda bağımsızlığının garantisidir. Bu zincir kırılır, tohumun geri dönüşümü şirketler tarafından engellenirse hem insanlık hem doğa için tehlikeli sonuçlar doğacaktır.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Toprak=Çiftçi=Tüketici - 2008

Yayın Tarihi:
“Toprak=Çiftçi=Tüketici”, Cumhuriyet Sürdürülebilir Yaşam Eki, Haziran 2008 sayısı.
"Toprak=Çiftçi=Tüketici", www.ekolojistler.org, www.tarvak.org.

Shumei Vakfı Doğal Tarım Çiftliği Yöneticisi Yasunori Sako farklı bir tarım yöntemini ve bununla birlikte gelişen bir yaşam biçimini anlatıyor

Fotoğraflar: Hidetaka Torii, Shumei Natural Agriculture Network (SNN)

Japon kökenli Shumei Vakfı, ruhani liderleri Mokichi Okada’nın öğretileri doğrultusunda doğal tarım uygulamaları yapıyor. Doğal tarım, tarımın tüm elemanları ki bunlar; dünya, güneş, yağmur, toprak, rüzgar, çiftçi, yiyecek yiyen insanlar ve bu insanların içinde yaşadıkları toplum, ruhsal ve fiziksel olarak sağlıklı hale getirmeyi amaçlar. Shumei Vakfı, Doğa hakkındaki düşüncelerin değişmesi ve daha sürdürülebilir bir yaşam tarzı geliştirilmesi için çalışıyor. Vakıf, Samsun’da Kızılırmak deltasında yaşanan kimyasal kirlenmenin önlenmesi için bölge çiftçileri ve ilköğretim öğrenciler ile doğal tarım projeleri yürütüyor.

Shumei Naturel Farm Türkiye temsilcileri Satoru Nakano ve Chikako Nakano’nun düzenlediği toplantıda, Shumei Vakfı Doğal Tarım Çiftliği Yöneticisi Yasunori Sako’nun sunumunu dinleme ve kendisiyle konuşma fırsatı bulduk.

Türkiye’de organik tarım uygulanıyor. Doğal tarım organik tarım mıdır? Doğal tarımı bize anlatır mısınız?

Doğal tarımı anlamak için avucunuzda bir tohum olduğunu hayal edin. Ağırlığı fark edilmeyecek kadar azdır. Sadece derinize dokunuşunu hissedersiniz. Aslında bu minik tohum tüm dünya yiyeceğinin doğuş noktasıdır. Doğal tarım için tohum, bir öğretmen, bir ortak ve bir tedarikçidir. Tohumun fiziksel enerjisi bedenleri, ruhani enerjisi yüreği ve aklı besler. Tohum bize nasıl sevgi, saygı ve şükran ile yaşanacağını öğretir. Tarım yapmanın bir insanın doğaya duyacağı en derin saygı olduğunu kabul ediyoruz. Biz toprağın ihtiyacı olan her şeye sahip olduğuna inanırız. Ne kimyasal gübre ne de hayvan gübresi kullanırız. Her canlının duyguları vardır. Toprak da bir canlıdır ve duyguları vardır. Üzerine hayvan pisliği konulması hoşuna gitmez. Sadece dökülen yapraklardan yapılan kompostu toprağın üzerine döşüyoruz. Dolayısıyla, doğal tarım yapılan toprakta hayvan çeşidi yani mikroorganizma daha fazla oluyor. Bu toprağın sağlık kazanmasına yardım ediyor.

Doğal tarımda bitki kökleri besine ulaşmak için derinlere iner. Böylece güçlenir ve gelişir, gövdesi pek uzamaz. Bu nedenle ürünler ağır olur. Ağır ürünleri güçlü kökler rahatlıkla taşır. Geleneksel tarımda bitki köklerinin dibine kimyevi gübre konur. Bitki besine çok rahat ulaştığı için kökler gelişmez, cılız kalır. Gövdesi uzar. Sert yağmurda kökler ağır gövdeyi taşıyamaz, bitki kırılır. Ayrıca, kuraklıkta cılız kökler kolaylıkla susuz kalır.

Doğal tarım, bir tarım yaklaşımı olmanın ötesinde yiyecekle ilgili yeni bir anlayıştır. Bu anlayışta toprak, çiftçi ve tüketici eşittir. Toprağın cansız, tüketicinin işlevsiz, çiftçinin topraktan aldığı ile tüketici beslemekten tek başına sorumlu olmasını kabul etmez. Toprak yetiştirir ve tedarik eder. Çiftçi toprakla ilgilenir ve bitkileri yetiştirir. Tüketici katılımcıdır, memnun olur ve eğitir. Basit yeme işlemi gerçek bir besin zincirine dönüşür.

Aslında doğal tarım bir dünya görüşüdür. Şükran ve saygı duymak, duyarlılık hissetmek çok önemlidir. Bu duygular birbirini besler ve bulaşıcıdır. Shumei üyeleri olarak, Doğal tarımın bu duyguları canlandırıp dünyaya yayılmasına yardımcı olacağına ve Dünya barışına katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Doğal tarım geleneksel tarımdan çok farklı. Üstünlükleri neler?

Bir üniversitenin yaptığı araştırma sonuçlarına göre, doğal tarımla yetişen ürünlerin besin değeri geleneksel tarımla yetişen ürünlerin besin değerinin 3 katıdır.

Doğal tarım doğa ile bütünlük içinde ve doğal döngülere saygılıdır. Bu nedenle toprağın iyileştirilmesine ve hatta ormanlar ile okyanusların iyileştirilmesine dahi yardımcı olur.

Çiflikteki yaşantıyı anlatır mısınız? Siz doğal tarıma nasıl başladınız?

Shumei doğal tarım çiftliği Kyoto civarında Shigaraki bölgesinde bulunuyor. 20-30 kişi çalışıyor. Biz doğaya çok sıkı şekilde bağlı olduğumuzu hissediyoruz. Hergün iki kişi tarladan toplanan ürünlerle öğle yemeği hazırlar ve birlikte yenilir. Ben 10 yıl önce doğal tarıma başladım. Başlama nedenim çok lezzetli bir karpuz yemem. Karpuzun doğal tarım yöntemiyle yetiştiğini öğrenince, bu konuda çalışmaya ve aynı lezzette karpuz yetiştirmeye karar verdim. 3 yıl çiftlikte stajyer olarak çalıştım. Önce doğal tarım felsefesini sonra tekniklerini öğrendim. Ardından çiftliğin yöneticisi oldum. Çiftliğimiz çok güzel, harika manzaralı ormanlarla çevrili. Ormandan odun sağlıyoruz. Odunları yemek pişirmek ve ısınmak için kullanıyoruz. İki geleneksel Japon evi inşa ettik. Bu evler artık Japonya’da çok nadir bulunuyor. Kullanılan tüm malzemeler doğal. Çatı saz ve bambudan, duvarlar ise kerpiç. Çatıdaki sazların üç veya beş yılda bir değiştirilmesi gerekiyor. Bizim nesil bunu nasıl yapacağını bilmiyor. Biz eskilerden öğrendik. Eğer öğrenmeseydik, bu yöntem bugün unutulmuş olacaktı.

Evin ortasında ocak var. Yemek ocakta pişer, ateşin etrafına yere oturulup yenir. Yanan ateşin dumanı tavana yükselir ve çatıdaki bambuyu sağlamlaştırır. Son derece güzel işleyen bir sistem.

Şehirlerde ışık ve suyumuz var. Eğer deprem olursa, bunlar garanti değil. Oysa bizim çiftlikteki yaşantımız sürdürülebilir. Çünkü her zaman ışık ve suyumuz var.

Doğal tarım yöntemiyle neler yetiştiriyorsunuz?

Çiftliğimizde pirinç, shitakee mantarı, çay ve seksen çeşit sebze yetiştiriyoruz. 5 hektarda pirinç, 2 hektarda sebze ve 1 hektarda çay ekiyoruz.

Ürünlerinizi nasıl satıyorsunuz?

İlkelerimizden biri aracısız dağıtım. Yetiştirdiğimiz ürünleri Shumei Vakfı üyelerine gönderiyoruz. Ürün fazlamızı yerel pazarlarda satıyoruz.

Tohumları nereden alıyorsunuz?

Kendi tohumlarımızı kendimiz yetiştiriyoruz. Aynı tohum Japonya’nın üç farklı noktasında ekilse, yetişen ürünler farklı olur. Burada yetişen tohum bu toprağa en uygun tohumdur. Kaliteli ürün için tohum seçimine önem veriyoruz.

Zararlılarla nasıl mücadele ediyorsunuz?

Eğer toprak sağlıklıysa, ürünler de sağlıklı olur. Toprak sağlıksızsa, zararlılar oluşur. Bu nedenle hiçbir ilaç kullanmıyoruz. Bir alan böceklenirse, orayı karantina altına alıyoruz.

Doğal tarım ve Shumei Vakfı hakkında daha detaylı bilgi edinmek isteyenlere ne önerirsiniz?
Shumei Natural Farm Türkiye temsilcileri Satoru ve Chikako Nakano ile baglanti kurabilirler. E-posta adresi: istanbul@shumei.eu . http://www.shumei-na.org/ adresini ziyaret edebilirler. Ayrıca Shumei Vakfı yayınlarından Lisa M. Hamilton’un “Shumei Natural Agriculture: Farming to Create Heaven on Earth” kitabını okumalarını öneriyorum.

Kuraklığa Karşı Yerel Çeşitler! - 2007

Yayın Tarihi:
“Kuraklığa Karşı Yerel Çeşitler!”, YeşilİZ Dergisi, İstanbul, Mayıs-Haziran 2007 sayısı.
"Kuraklığa Karşı Yerel Çeşitler!", www.tarimmerkezi.com.tr , www.ekolojistler.org, www.tarvak.org.

Tohum ve Yaşam Forumu için İstanbul’a gelen Avrupalı 3 çiftçi ile küresel iklim değişikliği, kuraklık, yerel çeşitler, tohum ve GDO’lu ürünler üzerine söyleştik. Sorunların ortak, çözümün tek olduğunu belirttiler ve “Yöresel koşullara uyum sağlamış yerel ürünlerin tohumlarını kullanın ve kuraklığa karşı bunları geliştirin” dediler.

İspanya, İtalya ve Fransa’dan GDO’ya Hayır Platformu’nun davetlisi olarak İstanbul’a gelen Jose Manuel Benitez Castano1, Riccardo Bocci2, Guy Kastler3 babadan çiftçi. Jose, kestane yetiştiriyor, arıcılık yapıyor ve sebze üretiyor. Riccardo, şarap, zeytinyağı, sebze üretiyor ve ekoturizm yapıyor. Guy, koyun yetiştiriyor, sebze üretiyor.

İklim değişikliği sizleri etkiliyor mu?

Jose - Son 5 yıldır kestane üretimini etkiledi. Mevsimler değişiyor, arılar şaşırıyor ve hiç yapmadıkları şeyleri yapıyorlar.

Riccardo- Ilıman bir kıştan sonra don oldu. Pek çok çiftçinin ürünü zarar gördü. Özellikle Güney İtalya’da çok az yağmur yağdı, su kaynakları gitgide azalıyor. Gelecekte iklim değişikliğine bağlı kuraklık İtalya’da ciddi sorun yaratacak.

Guy - Tarım iklim değişikliğine uyum sağlamalı. Endüstriyel tohumlar iklim değişikliğine uyum sağlama kapasitesine sahip değiller. Çiftçiler tarafında yetiştirilen yerel tohum çeşitleri bu kapasiteye sahip.

Verilere göre suyun %70’i tarım sektöründe kullanılıyor. İklim değişikliği ve azalan su kaynaklarından dolayı ne yapılmalı?

Jose- Üyesi olduğum COAG örgütünde bu konu bizi endişelendiriyor. Tartışmalarımız sonucunda karara vardık ki tarımda çok su kullanılmasına rağmen doğru kullanılmıyor. Pirinç gibi endüstriyel ürün yetiştiren büyük şirketlerin kullandığı su miktarı çok yüksek. Ayrıca golf sahaları çok su tüketiyor. Endüstriyel tarım yapılan tarlalarda tüketilen suya sınır getiren yeni bir sistem üzerinde çalışıyoruz.

Riccardo - İtalya’da benzer sorunlar var. Mısır, pirinç gibi endüstriyel ürünler çok su tüketiyor. Oysaki yerel çeşitler yöresel iklime ve düşük yağmur miktarına alışkın. Örneğin; Fransa’da Alplerde susuz yetişen bir patates çeşidi var.

Guy - Fransa’da tarımsal sulamada kullanılan suyun büyük miktarını hibrid mısır tüketiyor.

Gelecekte az suyumuz olacak, nasıl ürünler yetiştirilmeliyiz?

Jose – Ricardo – Guy- Çözüm, yerel tohumları kullanmak ve çiftçilerle birlikte yerel çeşitleri susuzluğa dayanıklı hale getirmek.

Ülkenize tohumları nereden alıyorsunuz?

Jose – Çiftçi tohumunu şirketlerden satın alıyor. İspanya’da çiftçilerin şirketlere patent parası ödemeden tohumlarını yeniden kullanabilmeleri için mahkemeye gittik.
COAG bünyesinde Endülüs’te çalışan bir kooperatif aracılığıyla çiftçilerin arasında tohum takası sağlıyoruz ve kendi tohumlarımızı üretiyoruz.

Riccardo – Kamuya ait pekçok tohum bankası var. Tohumların çoğaltılması AB’nin eski çeşitlerin çoğaltılmasını yasaklayan Tohum Yasası nedeniyle imkansız. Yani İtalya’da kamuya ait tohum bankaları var ama çiftçilerin tohumu yok.

Guy - Örgütüm, 2 yıl önce kamu tohum bankasından tohum almayı bıraktı. Şimdi kendi tohum bankamız var. Şu an en yaygın ekilen endüstriyel ürünler oldukları ve bunlardan GDO bulaşma riski çok yüksek olduğu için mısır ve soya tohumlarımız var. Tohumlarda GDO kontrolü çok pahalı. Fakat Fransa’da Greenpeace ile geliştirilen yeni, pratik ve ucuz bir GDO testi var. Her çiftçi bu testi yetiştirdiği ürünleri üzerinde kolaylıkla yapabilir.

Ekim yapılan toprağı korumak, zenginleştirmek için ne gibi teknikler kullanıyorsunuz?

Jose, Riccardo, Guy – Toprağı derinlemesine işlemiyoruz ve yıl boyunca ekili bırakıyoruz.

Çiftçisiniz ve GDO’lu ürünlere karşısınız. Türk çiftçilere ne mesaj göndermek istersiniz?

Jose – GDOlu ürünleri iki sorunu var, ekonomik ve çevresel. Vaat edildiği gibi karlı değiller ve kontrolsüzce yayılıp, yerel çeşitleri yok ediyorlar, organik tarımı öldürüyorlar. Sizi kandırmalarına izin vermeyin, yerel ürünler yetiştirin ve mücadele edin!

Riccardo – Türk çiftçileri tam kavşakta. Modernizasyon İtalya ve İspanya’ya geldiği gibi Türkiye’ye gelirse sahip oldukları her şeyi, geleneksel tarımı, topraklarını, tohumlarını kaybedebilirler. İtalya’da çözümün çiftçi – tüketici birliği olduğuna inanıyoruz. Bu birlik ne kadar güçlü olursa o kadar çiftçi işini yapmaya devam eder.

Guy - Kendi tohumlarınızı korumalısınız! GDO’lara Hayır demelisiniz!

Teşekkürler. Ekin Kurtiç’e İspanyolca tercümanlığı için teşekkürler.

1- Coordinadora de Organizaciones de Agricultores y Ganaderos – COAG (Tarım ve Hayvancılık Örgütleri Koordinasyonu)
2- Associazione Italinaan per l’Agricolture Biologica (İtalyan Organik Tarım Birliği)
3- Confederation Paysanne (Köylü Konfederasyonu)