Yayın Tarihi:
"Tarımda neo-liberal dönüşüm ve küçük köylülüğün tasfiyesi -James Petras", www.www.ekolojistler.org.
"Halkevleri’nin düzenlediği Halkın Hakları Forumu’na katılmak üzere ülkemize gelen ABD’li sosyolog James Petras, 5 Haziran 2007 tarihinde İstanbul’da bir söyleşi yaptı. GDO’ya Hayır Platformu ve Halkevleri tarafından düzenlenen söyleşi, TMMOB Makina Mühendisleri Odası’nın toplantı salonunda yapıldı. Bu söyleşiyi Aysen Eren'in deşifresi ile yayınlıyoruz.
Köylü ve ekolojik hareketler ile ilgili konuşmama günümüzdeki uluslararası duruma odaklanarak başlamak istiyorum. Bu uluslararası durumun köylü sosyal hareketleri üzerinde etkisi var. Köy yaşamındaki gelişmeler üzerinde belirleyici olan, bugünkü uluslararası durumu etkileyen iki temel etken var.
Uluslararası durumun birinci etkeni uluslararası pazarlardaki yüksek metal ve tarımsal ürün fiyatları. Bu yüksek fiyatlar tarımsal-ticaretin gelişmesini teşvik etti. Yüksek tarımsal ürün fiyatları ve tarıma büyük ölçekli sermaye girişi sonucunda çok belirgin olarak toprak fiyatları yükseldi. Aynı zamanda tarım ilaçı, kimyasal gübre ve genetiği değiştirilmiş tohum gibi kimyasal girdilerin de fiyatları arttı. Bu etkenlerin, yüksek tarımsal ürün fiyatları, değerlenen toprak ve büyük ölçekli tarımsal ticaretin gelişi sonucu, çiftçi ve küçük üreticilerin büyük çapta tasfiyeleri oldu. Aynı zamanda köylünün toprak sahibine ödediği kira arttı. Böylece uluslararası fiyatların artışı büyük toprak sahiplerinin yararına olurken, tarımsal işçiler ile kiracı köylüler için yıkım oldu. İlk defa Wall Street, Londra borsası ve diğer büyük borsalar büyük ölçekli toprak mülkiyeti için yatırım yapıyorlar. Özellikle Brezilya ve Arjantin’de. Yalnız tarımsal ticaret değil aynı zamanda pekçok yüksek riskli yatırım fonu da tarıma yatırım yapıyor.
Peki fiyatlar niçin yükseldi? Yabancı sermayenin büyük ölçekli yatırımla büyük miktarda toprak alması işlemini teşvik etmek için. Doğrudan doğruya iki etken, biri Çin’de, ikincisi Hindistan’da yükselen talep. Bu iki ülkenin sanayileşmesi ve insani tüketimin artması uluslararası stoklar üzerine baskı koymuştur. Giderek artan bir öneme sahip ikinci etken artan benzin, petrol ve enerji fiyat artışıdır. Petrol fiyatlarındaki yüksek fiyat artışı sonucu ethanol üretiminde büyük ölçekli bir artış var. Ethanol tahıla büyük ölçekli yatırım demek. Ama gıda tüketimindeki tahıllara değil ethanol için gereken tahıllara. Bugün tarımdaki ethanol üretimine yatırım yapan büyük yatırımcıların pekçoğu aynı zamanda petrol sektörüne de yatırım yaptılar. Biz daha fazla geleneksel tarımdan bahsedemeyiz. Geleneksel tarım tartışması yapamayız. Şimdi bunlar marjinal etkenler. Bunların yerini tarımı, enerji kaynakları üzerinde anahtar kontrol olarak gören büyük uluslararası kapitalist sınıf, sermaya grupları ve şirketler, aldı. Pekçok yanılgıya düşen ekolojist fosil yakıtlardan etanola dönüşü olumlu karşıladı. Fosil olmayan yakıtların kullanımı aracılığıyla sürdürülebilir gelişmenin olduğunu söylediler. Köylü hareketinin özellikle Brezilya’daki pekçok lideri ve Fidel Castro karşı çıktı. Fidel Castro çok önemli bir konuşma yaparak ethanol çiftçiliğinin gıda ürünleri için kullanılan toprakları ele geçirdiğini söyledi. Bir diğer deyişle arabalar için daha çok gıda ama insanlar için daha az gıda olacak. Bunun sonuçlarını çoktan gördük, mısır fiyatları iki kat arttı. Bu mısır temelli yiyeceklerin fiyatlarının hayvan yemi dahil artması demek. Bu genetiği değiştirilmiş mısır ve diğer ürünlerin üretimini teşvik etti ve yaygınlaştırdı.
Burjuva devleti ile tarımsal-ticaret arasındaki yakınlaşma iki noktada görülür. Şirketler, uluslararası şirketleri için çok büyük kar hatta monopol kar imkanı var. Bu devlet için daha fazla döviz, döviz kaynaklarındaki artış ve bunları finanse etmek için daha büyük kapasite demektir. Yeni yabancı yatırımcılar ülkeye gelir ve yurtdışı borcu ödenir. Bu yüksek fiyatlardan küçük çiftçiler yararlanır mı? diye biri sorarsa. Çevap hayırdır. Niçin? Çünkü tarımsal ticaret aynı zamanda tarımsal ürünleri büyük ölçekli olarak ihraç eder. Bu çiftçileri tasviye eder. İkinci olarak ABD’den sübvansiye edilmiş gıdayı tüketim için ithal eder. Bu geleneksel ekonomistlerin açıklayamadıkları bir durumdur. Yüksek tarımsal fiyatlar, tarım sektöründe yüksek verimlilik ve düşen gelir. Köylü ve tarım işçilerinin büyük çoğunluğu için düşen fakat tarımsal ticaret için artan gelirler. Dolayısıyla toplam istatistiklere bakarsak ve sınıf analizini uygulamazsak yanılırız. Sınıfsal analiz kırsal alan giderek daha fazla kutuplaştığı için gereklidir.
Bugün kırsal alanda temel çelişki ethanol üreticisi büyük ticari ihracatçılar ile besin üretimi ve yerel tüketim için çalışan küçük çiftçi aileleri ve köylüler arasındaki kapitalist çelişkidir. Ethanol için tahıl ihracatı tarımsal üretimin yerine geçtikce şehirlerdeki gıda maliyeti artacaktır. Pekçok küçük çiftçi büyük çiftçilerin ideolojileri tarafından ikna edilip genetiği değiştirilmiş tohumlar kullanmaya başlamışlardır. Büyük kimya şirketlerinin ideolojisi modern ve bilimsel ve aynı zamanda karlı çiftçilik için genetiği değiştirilmiş tohumların kullanılmasıdır. Ama genetiği değiştirilmiş tohumların çalışması için çok pahalı bir paket için ödeme yapılması gerektiğinden bahsetmeyi unutuyorlar. Bu paket, pahalı organik olmayan kimyasal gübreler ve tarım ilaçlarıdır. Bu tohumların kısır olduğunu bir sonraki sene kullanılmayacaklarını ve bu tohumları sürekli monopol tohum şirketlerinden almak zorunda olduklarını farkederler. Bu tohumlar dayanıklılıkları çok sınırlıdır bu yüzden yeni kimyasal girdiler kullanırlar. Bunlar çiftçinin üretim maliyetinin artırmasına neden olur. Bazı dar kafalı liberal burjuvalar ve sosyal demokratlar “biz uzlaşma yapıyoruz. Bazısı genetiği değiştirilmiş tohum kullanabilir. Bazısı kullanmak istemez ve kullanmaz” diyor. Fakat biz, genetiği değiştirilmiş ürün yetiştiren çiftliklere sınır komşusu olan çiftliklerdeki tohumların bir çiftlikten diğerine geçen tohumlar tarafından etkilendiklerini ve GDOsuz çiftliklerin kirletildiklerini biliyoruz. Barış içinde birlikteliğe sahip olamazsınız. Çünkü birinden gelen tohum diğerindeki tohumlara karışır. Bu “ya hep ya hiç” mücadelesidir. Ya GD ürün yetiştireceksiniz veya GDOsuz ürün yetiştireceksiniz. Orta yol yoktur.
Sosyal hareketleri etkileyen uluslararası durumla ilgili ikinci nokta Avrupa Birliği tarafından desteklenen ABD’nin silahlanması ve üçüncü dünyadaki mücadelelere karışmasıdır. Terörizme karşı silahlı mücadele Afrika, Asya ve Latin Amerika’da vardır. Terörizme karşı savaş şemsiyesi altında tarımsal-ticaretin genişlemesine karşı direnen köylülere karşı devlet terörizmi de vardır. Afganistan, Irak’daki ABD savaşları, İsrail’in Filistinlilere uyguladığı baskı, Lübnan’ın işgali, İran ve Suriye ile yeni savaş tehditleri, Somali’deki direnişçilere karşı ABD baskısı sadece buzdağının görünen kısmıdır. Çünkü Venezuela’ya, oradaki tarımsal reformlara ve ulusal liberal politikalara karşı ABD saldırısı vardır. Irak’taki direnişin bugün dünyadaki ABD saldırılarının genişlemesini engellemesi bakımından taşıdığı büyük önemi küçümseyemeyiz. ABD’nin Irak’ta felç olduğu için bugün ikinci bir kara savaşına kalkışamamaktadır. Bu bir diğer ülkeye hava yoluyla örneğin İran veya başka ulusları örneğin Somali’deki Etyopyalıları, diğer Afrikalıları kullanarak saldırmayacağı anlamına gelmez. Bu silahlanma tarımsal-ticaretin yayılmasına eşlik etmektedir. Açıklamak gerekirse silahlanma her zaman ordunun kullanımı anlamına gelmez. Bu polis, yerel güvenlik ajansları veya şahsa ait silahlı adamlar demektir. Silahlanmanın etkilerinden birisi, yasadışı ürünlere dönüştür. Silahlanma Afganistan’ı eroin ve afyon yetiştirme merkezi haline getirmiştir.
Latin Amerika’da, Peru, Ekvator, Kolombiya ve Bolivya’da köylülerin geleneksel ürünleri azalmış ve yeni yasadışı ürünler yetiştirilmektedir. Bu ürünlerin sökümü köylüleri silahlı direnişe doğru yöneltmektedir. Size bazı dinamik sırlar vermeme izin verin. Bir parça toprağım olsun. Birkaç koyunum ve birkaç zeytin ağacım olsun. Biraz sebze yetiştireyim. Büyük tarımsal ticaretle rekabet etmeyecek bir başka ürün yetiştirmek için başka bir alana taşınmaya zorlanıyorum. Rekabet edebilecek ve iyi gelir sağlayacak ne yetiştirebilirim? Haşhaş ve mariyuana.. Bu dünya pazarları ve şirket tarımsal kapitalizminin baskılarının bir sonucu olarak ürünlerin birbirinin yerine konması işlemidir. Yasadışı ürünlerin yok edilmesi, tarımsal ticaretin kamusallaştırılması, köylülerin yerel marketlere yakın verimli ve karlı topraklara yeniden yerleştirilmeleri ile mümkündür.
Bu uluslararası birlikte yeni sınıf ittifakları neler? Tarımsal-ticaret, devlet, ihracat sektörü, sermaya finansmanı, gıda işlenmesi ve fiyatları hep birlikte birleşip bir ittifak oluşturmuşlardır. Sermaya bütünleşmiştir. Ve büyük enerji şirketleri bu yeni yönetici sınıfın ayrılmaz önemli bir parçası haline gelmiştir. Bugün, ulusal kent soylusunu yabancı ittifaklara bağlayan uygulanabilir köylü hareketi yoktur. Köylü hareketinin ulusal kentsoyluları ile ortaklık kurma olasılığı yoktur. Bugün kentsoylular çiftliklerin ulusal pazarları ile değil uluslararası pazar için tarımsal ihracata yatırım ile ilgileniyorlar. Bugün köylülerin doğal ortakları kimlerdir? Bir büyük grup şehirli tüketicilerdir. Sınıf bakış açısına sahip solcu ekolojistler ve toprağın özelleştirilmesinden olumsuz etkilenen kamu çalışanları çünkü bu aynı zamanda kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi anlamına gelir. Maalesef kimyasal gübre ve tarımsal ilaç gibi büyük kimyasal sektörlerinde çalışan işçiler gibi bazı sektörlerdeki endüstriyel işçi sınıfının sallantıda olduğunu kabul etmeliyiz.
Şimdi hep birlikte günümüzdeki çağdaş köylü hareket ve mücadelesindeki bazı örneklere bakalım. Çok büyük köylü hareketlerinden ve son günlerdeki bazı deneyimlerden bahsedeceğim. İlk önce Brezilya ve MST krizi. Geçen 20 yıl içinde 500,000’den fazla militanı ile muazzam bir hareket olan MST grubu toprak istimlak etmiş, işçi sendikaları, dini gruplar ve diğerleri ile ittifaklar kurmuştur. Fakat sosyal bir organizasyon olarak büyürken politik görüşü eksik kalmıştır. İşçi partisi denilen sosyal demokrat parti ile işbirliği yapmaya karar verdiler. İşçi partisi solda başlayıp merkeze kayan bir partidir. Seçime odaklı sosyal demokrat parti ile ittifak yapma stratejisi tam bir felaket olmuştur. Çünkü onlar doğrudan mücadele yerine hükümetin reformlar için yeni yasaları uygulamasını beklemiştir. Sosyal demokrat başlayan Lula tarımsal-ihracat sektörü yani ethanol çiftlikleri ile işbirliği yapmıştır. Ve köylülerin tarımsal sorunları ile reformları gündem dışı bıraktı. Lula, Çin ve denizaşırı ihracat için desteği organize etmiştir. Brezilya büyük ticari açık biriktirdi, dış borcunu ödedi ama topraksız işçileri marjinalize etti. Fakat 4 yıl boyunca MST, Lula ile görüşmeye devam eder. Söz vermeler, açıklamalar. Sonuç sıfır. Çünkü onlar baskı ile hükümetin tarımsal ticaretten köylülüğe kayacağını düşündüler. Fakat burada söz konusu olan sadece basit bir politika değildi. Bu devlet ile tarımsal ticaret arasında kurulu bir yapısallaşmaydı. MST ikinci seçimlerden sonra şimdi hatalarını düzeltme çabası içindedir. Kamu çalışanları ile sayısız ittifaklar kuruyorlar. 23 Mayıs’ta Lula’ya karşı tüm Brezilya’da gösteriler düzenlediler. MST, Haziran içinde 17,000 delegenin katılımı ile ulusal kongre düzenleyecek. İlginç olan sloganları, “tarımsal reform ve sosyal adalet”. Bugün tarımsal reformlar için yerel kentsoyluların desteğini kazanmalarının yolu olmadığını anladılar bu yüzden şehirlerdeki hareketler ile yeni ittifaklar kurmaya yöneldiler.
Bolivya’daki köylü ve yerli hareketi. Bu hareket liberal hükümeti devirmiş ve köylü bir lideri ülke başkanı olarak seçmiştir. Köylü hareketi Evo Morales’i desteklemektedir. Evo Morales burjuva hükümetini devraldı ve ulusal burjuva sınıf, uluslar arası yatırımcılar ve köylüler arasında bir koalisyon kurmaya çalışmaktadır. Geldiği sosyal kökene rağmen miras kalan aynı tarımsal ihracat stratejisini desteklemektedir. Üretken çiftliklerin kamusallaştırmayacağını söylemektedir. Bu aptalca. Çünkü üretken çiftlik ne demektir? Birinin bir ineği veya birkaç koyun 10 veya 100 dönüm arazisi oldu bu adam üretken midir? Bolivya’daki en kaliteli, verimli toprağın %75’ini 100 aile kontrol etmektedir. Çiftçilere ne kalmıştır? Hazine arazisi. Hazine arazisi nerededir?
Bugün Latin Amerika’daki köylü hareketleri dar kafalı kentsoylu seçime odaklı partilere güvenemeyeceklerini çünkü bunların hükümet olana kadar kendilerini desteklediklerinin dersini aldılar. Lula ve Morales iktidara gelinceye kadar köylü mücadelesini desteklediler. Hükümet olup, bakanlıkları alınca kentsoyluların isteklerini dikkate aldılar. Onlar devleti değiştirmedi, devlet onları değiştirdi. Bazı köylülerin dediği gibi “devlete yaklaşan köylülerden uzaklaşır”. Bu resimdeki bakış açısı nedir? Hangi yeni koalisyonları hayal edebiliriz? Kimisi köylü hareketi için ekolojistler ile çalışmamız gerektiğini söylüyor. Ekolojistler çok eğitimli ve çok bilgili fakat büyük bir kitle temeline değiller. İkinci olarak pekçok sivil toplum kuruluşu köylü hareketinden birşeyler öğrenmek ve liderlerin saygı göstermek yerine hegemonyaları altında almak ve bu hareketin profesörü olmak istiyorlar. Alçak gönüllü olmayı öğrenmeleri ve şehirlerde halkı organize etmeye çalışmalılar. Tüketicileri örgütlemeli ve aynı zamanda eğitmeliler. Yüksek tarımsal ürüm fiyatların yarattığı sorunların fakir köylüler tarafından değil hükümet ve ihracat yapan tarımsal-iş sektörlerince yaratıldığını net olarak açıklamalılar. Ekolojistlerin genetiği değiştirilmiş gıdalarla ilgili ürün problemlerine dair iyi eğitim vereceklerini ama örgütlenme tarafında başarılı olamayacaklarını düşünüyorum. Ekoloji, tüketiciler ve çiftliklerdeki köylüler arasında köprü kurmalılar. İkinci ittifak etnik grupların sınıfsal bir birlik oluşturmalarını koordine etmektir. Size çok ciddi bir örnek vermeme izin verin. Bolivya’da yerliler felaket şekilde sömürüldüler. Halk olarak kendi kimliklerini yeniden buluyorlar. Kimi liderleri yerli ulus olarak ayrılık çağrısında bulunuyor. Bu felaket bir çözüm. Çünkü ülkenin tüm önemli zenginlikleri, petrol, madenler yerlilerin topraklarında değil. Eğer ülke bölünürse, yerliler ülkenin gelişme ve kalkınmasını finanse edecek en az kaynağın olduğu en yoksul bölgesinde yaşayacaklar. Bolivya’da bugün en gerici grup ayrılıkçılar. Çünkü benzin, demir, petrol ve kalaya hakim olacaklar. Sadece yerli halkın haklarına saygılı birleşikçi ulusal bir hükümet başarılı olabilir.
Uluslararası emperyalizm ile mücadelede güçlü bir devlete ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Emperyalistlerin kışkırttığı ayrılıkçılara karşı direnmelisiniz. İKi alanda mücadele etmelisiniz. Azınlıkların tanınması ve mücadelenin ulusal doğasının kabulü. Ekoloji, emperyalistlerin toprak ve yerel ürünlere sızmalarına karşı ulusal bir politika ile organik tarımın destekçisi olan köylüler başta olmak üzere herkesi ilgilendiren bir sınıf ittifakı geliştirmelidir..
Sürdürülebilir yaşam, doğa ile uyum, insan ve doğa, doğa ve siyaset konularında düşündüren, bakışı genişleten, anlayışı zenginleştiren yazılar
GDOyaHayır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
GDOyaHayır etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 Ekim 2008 Çarşamba
Kuraklığa Karşı Yerel Çeşitler! - 2007
Yayın Tarihi:
“Kuraklığa Karşı Yerel Çeşitler!”, YeşilİZ Dergisi, İstanbul, Mayıs-Haziran 2007 sayısı.
"Kuraklığa Karşı Yerel Çeşitler!", www.tarimmerkezi.com.tr , www.ekolojistler.org, www.tarvak.org.
Tohum ve Yaşam Forumu için İstanbul’a gelen Avrupalı 3 çiftçi ile küresel iklim değişikliği, kuraklık, yerel çeşitler, tohum ve GDO’lu ürünler üzerine söyleştik. Sorunların ortak, çözümün tek olduğunu belirttiler ve “Yöresel koşullara uyum sağlamış yerel ürünlerin tohumlarını kullanın ve kuraklığa karşı bunları geliştirin” dediler.
İspanya, İtalya ve Fransa’dan GDO’ya Hayır Platformu’nun davetlisi olarak İstanbul’a gelen Jose Manuel Benitez Castano1, Riccardo Bocci2, Guy Kastler3 babadan çiftçi. Jose, kestane yetiştiriyor, arıcılık yapıyor ve sebze üretiyor. Riccardo, şarap, zeytinyağı, sebze üretiyor ve ekoturizm yapıyor. Guy, koyun yetiştiriyor, sebze üretiyor.
İklim değişikliği sizleri etkiliyor mu?
Jose - Son 5 yıldır kestane üretimini etkiledi. Mevsimler değişiyor, arılar şaşırıyor ve hiç yapmadıkları şeyleri yapıyorlar.
Riccardo- Ilıman bir kıştan sonra don oldu. Pek çok çiftçinin ürünü zarar gördü. Özellikle Güney İtalya’da çok az yağmur yağdı, su kaynakları gitgide azalıyor. Gelecekte iklim değişikliğine bağlı kuraklık İtalya’da ciddi sorun yaratacak.
Guy - Tarım iklim değişikliğine uyum sağlamalı. Endüstriyel tohumlar iklim değişikliğine uyum sağlama kapasitesine sahip değiller. Çiftçiler tarafında yetiştirilen yerel tohum çeşitleri bu kapasiteye sahip.
Verilere göre suyun %70’i tarım sektöründe kullanılıyor. İklim değişikliği ve azalan su kaynaklarından dolayı ne yapılmalı?
Jose- Üyesi olduğum COAG örgütünde bu konu bizi endişelendiriyor. Tartışmalarımız sonucunda karara vardık ki tarımda çok su kullanılmasına rağmen doğru kullanılmıyor. Pirinç gibi endüstriyel ürün yetiştiren büyük şirketlerin kullandığı su miktarı çok yüksek. Ayrıca golf sahaları çok su tüketiyor. Endüstriyel tarım yapılan tarlalarda tüketilen suya sınır getiren yeni bir sistem üzerinde çalışıyoruz.
Riccardo - İtalya’da benzer sorunlar var. Mısır, pirinç gibi endüstriyel ürünler çok su tüketiyor. Oysaki yerel çeşitler yöresel iklime ve düşük yağmur miktarına alışkın. Örneğin; Fransa’da Alplerde susuz yetişen bir patates çeşidi var.
Guy - Fransa’da tarımsal sulamada kullanılan suyun büyük miktarını hibrid mısır tüketiyor.
Gelecekte az suyumuz olacak, nasıl ürünler yetiştirilmeliyiz?
Jose – Ricardo – Guy- Çözüm, yerel tohumları kullanmak ve çiftçilerle birlikte yerel çeşitleri susuzluğa dayanıklı hale getirmek.
Ülkenize tohumları nereden alıyorsunuz?
Jose – Çiftçi tohumunu şirketlerden satın alıyor. İspanya’da çiftçilerin şirketlere patent parası ödemeden tohumlarını yeniden kullanabilmeleri için mahkemeye gittik.
COAG bünyesinde Endülüs’te çalışan bir kooperatif aracılığıyla çiftçilerin arasında tohum takası sağlıyoruz ve kendi tohumlarımızı üretiyoruz.
Riccardo – Kamuya ait pekçok tohum bankası var. Tohumların çoğaltılması AB’nin eski çeşitlerin çoğaltılmasını yasaklayan Tohum Yasası nedeniyle imkansız. Yani İtalya’da kamuya ait tohum bankaları var ama çiftçilerin tohumu yok.
Guy - Örgütüm, 2 yıl önce kamu tohum bankasından tohum almayı bıraktı. Şimdi kendi tohum bankamız var. Şu an en yaygın ekilen endüstriyel ürünler oldukları ve bunlardan GDO bulaşma riski çok yüksek olduğu için mısır ve soya tohumlarımız var. Tohumlarda GDO kontrolü çok pahalı. Fakat Fransa’da Greenpeace ile geliştirilen yeni, pratik ve ucuz bir GDO testi var. Her çiftçi bu testi yetiştirdiği ürünleri üzerinde kolaylıkla yapabilir.
Ekim yapılan toprağı korumak, zenginleştirmek için ne gibi teknikler kullanıyorsunuz?
Jose, Riccardo, Guy – Toprağı derinlemesine işlemiyoruz ve yıl boyunca ekili bırakıyoruz.
Çiftçisiniz ve GDO’lu ürünlere karşısınız. Türk çiftçilere ne mesaj göndermek istersiniz?
Jose – GDOlu ürünleri iki sorunu var, ekonomik ve çevresel. Vaat edildiği gibi karlı değiller ve kontrolsüzce yayılıp, yerel çeşitleri yok ediyorlar, organik tarımı öldürüyorlar. Sizi kandırmalarına izin vermeyin, yerel ürünler yetiştirin ve mücadele edin!
Riccardo – Türk çiftçileri tam kavşakta. Modernizasyon İtalya ve İspanya’ya geldiği gibi Türkiye’ye gelirse sahip oldukları her şeyi, geleneksel tarımı, topraklarını, tohumlarını kaybedebilirler. İtalya’da çözümün çiftçi – tüketici birliği olduğuna inanıyoruz. Bu birlik ne kadar güçlü olursa o kadar çiftçi işini yapmaya devam eder.
Guy - Kendi tohumlarınızı korumalısınız! GDO’lara Hayır demelisiniz!
Teşekkürler. Ekin Kurtiç’e İspanyolca tercümanlığı için teşekkürler.
1- Coordinadora de Organizaciones de Agricultores y Ganaderos – COAG (Tarım ve Hayvancılık Örgütleri Koordinasyonu)
2- Associazione Italinaan per l’Agricolture Biologica (İtalyan Organik Tarım Birliği)
3- Confederation Paysanne (Köylü Konfederasyonu)
“Kuraklığa Karşı Yerel Çeşitler!”, YeşilİZ Dergisi, İstanbul, Mayıs-Haziran 2007 sayısı.
"Kuraklığa Karşı Yerel Çeşitler!", www.tarimmerkezi.com.tr , www.ekolojistler.org, www.tarvak.org.
İspanya, İtalya ve Fransa’dan GDO’ya Hayır Platformu’nun davetlisi olarak İstanbul’a gelen Jose Manuel Benitez Castano1, Riccardo Bocci2, Guy Kastler3 babadan çiftçi. Jose, kestane yetiştiriyor, arıcılık yapıyor ve sebze üretiyor. Riccardo, şarap, zeytinyağı, sebze üretiyor ve ekoturizm yapıyor. Guy, koyun yetiştiriyor, sebze üretiyor.
İklim değişikliği sizleri etkiliyor mu?
Jose - Son 5 yıldır kestane üretimini etkiledi. Mevsimler değişiyor, arılar şaşırıyor ve hiç yapmadıkları şeyleri yapıyorlar.
Riccardo- Ilıman bir kıştan sonra don oldu. Pek çok çiftçinin ürünü zarar gördü. Özellikle Güney İtalya’da çok az yağmur yağdı, su kaynakları gitgide azalıyor. Gelecekte iklim değişikliğine bağlı kuraklık İtalya’da ciddi sorun yaratacak.
Guy - Tarım iklim değişikliğine uyum sağlamalı. Endüstriyel tohumlar iklim değişikliğine uyum sağlama kapasitesine sahip değiller. Çiftçiler tarafında yetiştirilen yerel tohum çeşitleri bu kapasiteye sahip.
Verilere göre suyun %70’i tarım sektöründe kullanılıyor. İklim değişikliği ve azalan su kaynaklarından dolayı ne yapılmalı?
Jose- Üyesi olduğum COAG örgütünde bu konu bizi endişelendiriyor. Tartışmalarımız sonucunda karara vardık ki tarımda çok su kullanılmasına rağmen doğru kullanılmıyor. Pirinç gibi endüstriyel ürün yetiştiren büyük şirketlerin kullandığı su miktarı çok yüksek. Ayrıca golf sahaları çok su tüketiyor. Endüstriyel tarım yapılan tarlalarda tüketilen suya sınır getiren yeni bir sistem üzerinde çalışıyoruz.
Riccardo - İtalya’da benzer sorunlar var. Mısır, pirinç gibi endüstriyel ürünler çok su tüketiyor. Oysaki yerel çeşitler yöresel iklime ve düşük yağmur miktarına alışkın. Örneğin; Fransa’da Alplerde susuz yetişen bir patates çeşidi var.
Guy - Fransa’da tarımsal sulamada kullanılan suyun büyük miktarını hibrid mısır tüketiyor.
Gelecekte az suyumuz olacak, nasıl ürünler yetiştirilmeliyiz?
Jose – Ricardo – Guy- Çözüm, yerel tohumları kullanmak ve çiftçilerle birlikte yerel çeşitleri susuzluğa dayanıklı hale getirmek.
Ülkenize tohumları nereden alıyorsunuz?
Jose – Çiftçi tohumunu şirketlerden satın alıyor. İspanya’da çiftçilerin şirketlere patent parası ödemeden tohumlarını yeniden kullanabilmeleri için mahkemeye gittik.
COAG bünyesinde Endülüs’te çalışan bir kooperatif aracılığıyla çiftçilerin arasında tohum takası sağlıyoruz ve kendi tohumlarımızı üretiyoruz.
Riccardo – Kamuya ait pekçok tohum bankası var. Tohumların çoğaltılması AB’nin eski çeşitlerin çoğaltılmasını yasaklayan Tohum Yasası nedeniyle imkansız. Yani İtalya’da kamuya ait tohum bankaları var ama çiftçilerin tohumu yok.
Guy - Örgütüm, 2 yıl önce kamu tohum bankasından tohum almayı bıraktı. Şimdi kendi tohum bankamız var. Şu an en yaygın ekilen endüstriyel ürünler oldukları ve bunlardan GDO bulaşma riski çok yüksek olduğu için mısır ve soya tohumlarımız var. Tohumlarda GDO kontrolü çok pahalı. Fakat Fransa’da Greenpeace ile geliştirilen yeni, pratik ve ucuz bir GDO testi var. Her çiftçi bu testi yetiştirdiği ürünleri üzerinde kolaylıkla yapabilir.
Ekim yapılan toprağı korumak, zenginleştirmek için ne gibi teknikler kullanıyorsunuz?
Jose, Riccardo, Guy – Toprağı derinlemesine işlemiyoruz ve yıl boyunca ekili bırakıyoruz.
Çiftçisiniz ve GDO’lu ürünlere karşısınız. Türk çiftçilere ne mesaj göndermek istersiniz?
Jose – GDOlu ürünleri iki sorunu var, ekonomik ve çevresel. Vaat edildiği gibi karlı değiller ve kontrolsüzce yayılıp, yerel çeşitleri yok ediyorlar, organik tarımı öldürüyorlar. Sizi kandırmalarına izin vermeyin, yerel ürünler yetiştirin ve mücadele edin!
Riccardo – Türk çiftçileri tam kavşakta. Modernizasyon İtalya ve İspanya’ya geldiği gibi Türkiye’ye gelirse sahip oldukları her şeyi, geleneksel tarımı, topraklarını, tohumlarını kaybedebilirler. İtalya’da çözümün çiftçi – tüketici birliği olduğuna inanıyoruz. Bu birlik ne kadar güçlü olursa o kadar çiftçi işini yapmaya devam eder.
Guy - Kendi tohumlarınızı korumalısınız! GDO’lara Hayır demelisiniz!
Teşekkürler. Ekin Kurtiç’e İspanyolca tercümanlığı için teşekkürler.
1- Coordinadora de Organizaciones de Agricultores y Ganaderos – COAG (Tarım ve Hayvancılık Örgütleri Koordinasyonu)
2- Associazione Italinaan per l’Agricolture Biologica (İtalyan Organik Tarım Birliği)
3- Confederation Paysanne (Köylü Konfederasyonu)
Etiketler:
GDOyaHayır,
küresel ısınma,
sustainable living,
sürdürülebilir yaşam,
tarım,
Yerel tohum
Pirinçte GDO Tehlikesi... - 2006
Yayın Tarihi:
“Pirinçte GDO Tehlikesi…”, Buğday Dergisi, İstanbul, Kasım-Aralık 2006 sayısı.
“Pirinçte GDO Tehlikesi…”, www.tarimmerkezi.com.tr sayfası.
18 Ağustos 2006 tarihinde ABD Tarım Bakanlığı bir açıklama yaparak ticari pirinç silolarından alınan örneklerde Alman Biyoteknoloji şirketi Bayer CropScience tarafından geliştirilen LL601 isimli genetiği değiştirilmiş (GD) uzun taneli pirince rastlandığını açıkladı.
ABD hükümet yetkililerinin açıklamasından hemen sonra Japonya , ABD’den yaptığı uzun taneli pirinç ithalatını durdurdu[1]. Japonya’da onaylanmamış Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) içeren ürünlerin ithalatında zero-tolerans politikası uygulanıyor. Bu ürünlerin ya ithalatçılar tarafından yok edilmeleri veya ihraç edilen ülkelere geri gönderilmeleri gerekiyor [2]. 28 Eylül’de Japon Tarım Bakanlığı ABD menşeli 1.1 milyon ton pirincin test edilmeye başlandığını açıkladı. Ayrıca, ithal edilecek pirinçler de teste tabii tutuluyor [3].
Güney Kore ithal ettiği pirinçlerin GDO’suz olduğuna dair ABD’den devlet garantisi istedi [4].
23 Ağustos’da Avrupa Konseyi, konuyla ilgili “Acil Önlemleri” görüştü ve ABD’den yapılan uzun taneli pirinç yüklemelerinin LL601 pirinci içermediğine dair sertifika istenmesine karar verdi [5]. Avrupa Birliği’nde GDO’lu pirinç ithalatı halen yasak [6].
Ardından Avusturya, Belçika, Kıbrıs, Finlandiya, Fransa, Almanya, Macaristan, İrlanda, İtalya, Hollanda, Norveç, Slovenya, İsveç, İsviçre, İngiltere’de yapılan gıda testlerinde GD pirince rastlandı ve supermarketlerdeki ürünler geri çağrıldı [7].
10 Ekim tarihli Greenpeace raporuna göre Orta Doğu bölgesindeki pirinç ürünlerine de Bayer’in GD pirinci bulaşmış durumda [8]. bu bölgedeki ithalat şirketleri pirinci Çin, Endonezya, Hindistan, Laos, Nepal, Filipinler, Tayland, Vietnam’a ihraç ediyorlar.
ABD’Lİ ÇİFTÇİLER BAYER’I DAVA ETTİ.
ABD, dünya pirinç pazarının % 12’sine sahip. 2006 yılı tahmini üretim miktarı 1,88 milyar dolar. Üretilen pirincin % 50’si ihraç ediliyor.
GD ABD pirinci dünyanın farklı ülkelerinde görülünce ABD pirinç ihracatı çok olumsuz etkilendi, pirinç fiyatları çarpıcı şekilde düştü. Bunun üzerine ABD’li pirinç üreticileri ürünlerine GD pirinç bulaştırdığı için Bayer CropScience şirketini dava etti.
OLAYIN İŞARET ETTİKLERİ
Bayer’in geliştirdiği LL601 GD pirincinin deneme ekimi 1998, 2001 yılları arasında ABD’de yapılmış ama üretimi onaylanmamıştı. Geçtiğimiz Ağustos ayında patlak veren skandal, GDO’lu ve GDO’suz ürünlerin birlikte ekilebilirliğini , GD ürünlerden normal ürünlere bulaşma olmayacağını savunanların tezini çürüttü ve bulaşmayı engellemenin imkansız olduğunu kanıtladı.
GD ürünlerin deneme için bile olsa ekimine izin veren her ülke en başta kendi çiftçilerini ve tarımsal ürün ticareti yapanları ekonomik ve çevresel bir felakete sürükler. Bu olay GD ürünlerin, yetiştirildikleri ülke ile diğer ülkelerin besin zincirine bulaşmasının ne kadar kolay ve hızlı olduğunu; gıda güvenliğini, tüketicilerin sağlıklı gıdaya erişimini ve en temel olarak insan sağlığını nasıl tehdit ettiğini göstermektedir. Gıda ürünlerinin GDO içermediğine dair testlerin programlanması, düzenli ve sürekli olarak yapılması halk sağlığı açısından zorunludur. Özetle, GD ürünlerin ithalatı ve ekimi ülkemizde tümüyle yasaklanmalı, ayrıca depolanan ve piyasada satılan ürünlerin GDO içerip içermediği testlerle kontrol edilmelidir.
ÜLKEMİZDE DURUM
Ülkemizde kişi başı yıllık pirinç tüketimi ortalama 6- 6,5 kg, yıllık toplam pirinç talebi 390-422 bin tondur. Edirne, Balıkesir, Samsun ve Çorum illerinde yetiştirilen yerli pirinç ülke talebini karşılayamamakta, yılda 200-300 bin ton pirinç ithal etmektedir. En büyük ithalat ABD’den yapılmaktadır.
Türkiye’ye ithal edilen ABD pirincinde GD pirinc bulunma olasılığı çok yüksektir. Pirinç süpermarketlerde satılıyor ise yerel gıda zincirine bulaşmış demektir. Bu gıda güvenliği ve insan sağlığı için tehdit unsurudur. Ayrıca çiftcilerin ürettiği yerel pirinç türlerine bulaşma riski yüksektir. Bütün bunlara rağmen bugüne kadar Türkiye’de hiçbir önlem alınmamıştır.
Tüketiciler, çiftçiler açısından Tarım, Dış Ticaret ve Sağlık Bakanlıkları tarafından cevaplanması gereken pekçok soru vardır.
- ABD’den ne kadar pirinç ithal edilmiştir? İthal edilen pirincin cinsi nedir?
- Kimler tarafından ithal edilmekte ve hangi markalar altında piyasaya sürülmektedir?
- 23 Ağustos tarihinde Avrupa Birliği ülkeleri Bayer’in yasallaşmamış LL601 GD pirincine karşı acil önlemler almışken AB üyesi olmaya çalışan Türkiye neden aynı önlemleri halen almamıştır?
- ABD pirinci ithal eden ülkeler GDOlu ürün bulaşma riskine karşı tedbir olarak ithalatlarını durdururken, Türk hükümeti neden ithalata devam etmektedir?
- ABD’den ithal edilen pirincin GDO içermediğine dair ABD’den belge istenmekte midir? İstenmiyorsa neden sorgulanmadan ithal edilmektedir?
- Türkiye’ye ithal edilen, edilmekte olan ve piyasaya sürülen ABD pirincinde GD LL601 bulunup bulunmadığı neden test edilmemektedir?
- Türk gıda zincirine bulaştığı tesbit edildiği takdirde ürünlerin toplatılması, imhası veya ithal edilen ülkeye geri gönderilmesini içeren bir acil önlem planı var mıdır?
Kaynaklar:
1. Seattle Post-Intelligencer http://seattlepi.nwsource.com/business/1310AP_Japan_US_Rice.html
2. Reuters, 23 Ağustos 2006
http://www.redorbit.com/news/science/629678/japan_mulls_testing_us_rice_for_unapproved_gmo/index.html?source=r_science,
3. Reuters, 28 Eylul 2006
http://asia.news.yahoo.com/060928/3/2qjrf.html
4. DOW JONES, 21 Ağustos 2006 http://www.agriculture.com/ag/futuresource/FutureSourceStoryIndex.jhtml?storyId=63400415
5. Friends of Earth, Eylül 2006
http://www.foeeurope.org/GMOs/rice_contamination.htm
6. UNCTAD
http://r0.unctad.org/infocomm/anglais/rice/market.htm#cce
7. Guardian, 30 Eylül 2006.
http://www.guardian.co.uk/gmdebate/Story/0,,1884523,00.html,
8. Commondreams News, 10 Ekim 2006
http://www.commondreams.org/news2006/1010-14.htm, 10 Ekim 2006
“Pirinçte GDO Tehlikesi…”, Buğday Dergisi, İstanbul, Kasım-Aralık 2006 sayısı.
“Pirinçte GDO Tehlikesi…”, www.tarimmerkezi.com.tr sayfası.
18 Ağustos 2006 tarihinde ABD Tarım Bakanlığı bir açıklama yaparak ticari pirinç silolarından alınan örneklerde Alman Biyoteknoloji şirketi Bayer CropScience tarafından geliştirilen LL601 isimli genetiği değiştirilmiş (GD) uzun taneli pirince rastlandığını açıkladı.
ABD hükümet yetkililerinin açıklamasından hemen sonra Japonya , ABD’den yaptığı uzun taneli pirinç ithalatını durdurdu[1]. Japonya’da onaylanmamış Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) içeren ürünlerin ithalatında zero-tolerans politikası uygulanıyor. Bu ürünlerin ya ithalatçılar tarafından yok edilmeleri veya ihraç edilen ülkelere geri gönderilmeleri gerekiyor [2]. 28 Eylül’de Japon Tarım Bakanlığı ABD menşeli 1.1 milyon ton pirincin test edilmeye başlandığını açıkladı. Ayrıca, ithal edilecek pirinçler de teste tabii tutuluyor [3].
Güney Kore ithal ettiği pirinçlerin GDO’suz olduğuna dair ABD’den devlet garantisi istedi [4].
23 Ağustos’da Avrupa Konseyi, konuyla ilgili “Acil Önlemleri” görüştü ve ABD’den yapılan uzun taneli pirinç yüklemelerinin LL601 pirinci içermediğine dair sertifika istenmesine karar verdi [5]. Avrupa Birliği’nde GDO’lu pirinç ithalatı halen yasak [6].
Ardından Avusturya, Belçika, Kıbrıs, Finlandiya, Fransa, Almanya, Macaristan, İrlanda, İtalya, Hollanda, Norveç, Slovenya, İsveç, İsviçre, İngiltere’de yapılan gıda testlerinde GD pirince rastlandı ve supermarketlerdeki ürünler geri çağrıldı [7].
10 Ekim tarihli Greenpeace raporuna göre Orta Doğu bölgesindeki pirinç ürünlerine de Bayer’in GD pirinci bulaşmış durumda [8]. bu bölgedeki ithalat şirketleri pirinci Çin, Endonezya, Hindistan, Laos, Nepal, Filipinler, Tayland, Vietnam’a ihraç ediyorlar.
ABD’Lİ ÇİFTÇİLER BAYER’I DAVA ETTİ.
ABD, dünya pirinç pazarının % 12’sine sahip. 2006 yılı tahmini üretim miktarı 1,88 milyar dolar. Üretilen pirincin % 50’si ihraç ediliyor.
GD ABD pirinci dünyanın farklı ülkelerinde görülünce ABD pirinç ihracatı çok olumsuz etkilendi, pirinç fiyatları çarpıcı şekilde düştü. Bunun üzerine ABD’li pirinç üreticileri ürünlerine GD pirinç bulaştırdığı için Bayer CropScience şirketini dava etti.
OLAYIN İŞARET ETTİKLERİ
Bayer’in geliştirdiği LL601 GD pirincinin deneme ekimi 1998, 2001 yılları arasında ABD’de yapılmış ama üretimi onaylanmamıştı. Geçtiğimiz Ağustos ayında patlak veren skandal, GDO’lu ve GDO’suz ürünlerin birlikte ekilebilirliğini , GD ürünlerden normal ürünlere bulaşma olmayacağını savunanların tezini çürüttü ve bulaşmayı engellemenin imkansız olduğunu kanıtladı.
GD ürünlerin deneme için bile olsa ekimine izin veren her ülke en başta kendi çiftçilerini ve tarımsal ürün ticareti yapanları ekonomik ve çevresel bir felakete sürükler. Bu olay GD ürünlerin, yetiştirildikleri ülke ile diğer ülkelerin besin zincirine bulaşmasının ne kadar kolay ve hızlı olduğunu; gıda güvenliğini, tüketicilerin sağlıklı gıdaya erişimini ve en temel olarak insan sağlığını nasıl tehdit ettiğini göstermektedir. Gıda ürünlerinin GDO içermediğine dair testlerin programlanması, düzenli ve sürekli olarak yapılması halk sağlığı açısından zorunludur. Özetle, GD ürünlerin ithalatı ve ekimi ülkemizde tümüyle yasaklanmalı, ayrıca depolanan ve piyasada satılan ürünlerin GDO içerip içermediği testlerle kontrol edilmelidir.
ÜLKEMİZDE DURUM
Ülkemizde kişi başı yıllık pirinç tüketimi ortalama 6- 6,5 kg, yıllık toplam pirinç talebi 390-422 bin tondur. Edirne, Balıkesir, Samsun ve Çorum illerinde yetiştirilen yerli pirinç ülke talebini karşılayamamakta, yılda 200-300 bin ton pirinç ithal etmektedir. En büyük ithalat ABD’den yapılmaktadır.
Türkiye’ye ithal edilen ABD pirincinde GD pirinc bulunma olasılığı çok yüksektir. Pirinç süpermarketlerde satılıyor ise yerel gıda zincirine bulaşmış demektir. Bu gıda güvenliği ve insan sağlığı için tehdit unsurudur. Ayrıca çiftcilerin ürettiği yerel pirinç türlerine bulaşma riski yüksektir. Bütün bunlara rağmen bugüne kadar Türkiye’de hiçbir önlem alınmamıştır.
Tüketiciler, çiftçiler açısından Tarım, Dış Ticaret ve Sağlık Bakanlıkları tarafından cevaplanması gereken pekçok soru vardır.
- ABD’den ne kadar pirinç ithal edilmiştir? İthal edilen pirincin cinsi nedir?
- Kimler tarafından ithal edilmekte ve hangi markalar altında piyasaya sürülmektedir?
- 23 Ağustos tarihinde Avrupa Birliği ülkeleri Bayer’in yasallaşmamış LL601 GD pirincine karşı acil önlemler almışken AB üyesi olmaya çalışan Türkiye neden aynı önlemleri halen almamıştır?
- ABD pirinci ithal eden ülkeler GDOlu ürün bulaşma riskine karşı tedbir olarak ithalatlarını durdururken, Türk hükümeti neden ithalata devam etmektedir?
- ABD’den ithal edilen pirincin GDO içermediğine dair ABD’den belge istenmekte midir? İstenmiyorsa neden sorgulanmadan ithal edilmektedir?
- Türkiye’ye ithal edilen, edilmekte olan ve piyasaya sürülen ABD pirincinde GD LL601 bulunup bulunmadığı neden test edilmemektedir?
- Türk gıda zincirine bulaştığı tesbit edildiği takdirde ürünlerin toplatılması, imhası veya ithal edilen ülkeye geri gönderilmesini içeren bir acil önlem planı var mıdır?
Kaynaklar:
1. Seattle Post-Intelligencer http://seattlepi.nwsource.com/business/1310AP_Japan_US_Rice.html
2. Reuters, 23 Ağustos 2006
http://www.redorbit.com/news/science/629678/japan_mulls_testing_us_rice_for_unapproved_gmo/index.html?source=r_science,
3. Reuters, 28 Eylul 2006
http://asia.news.yahoo.com/060928/3/2qjrf.html
4. DOW JONES, 21 Ağustos 2006 http://www.agriculture.com/ag/futuresource/FutureSourceStoryIndex.jhtml?storyId=63400415
5. Friends of Earth, Eylül 2006
http://www.foeeurope.org/GMOs/rice_contamination.htm
6. UNCTAD
http://r0.unctad.org/infocomm/anglais/rice/market.htm#cce
7. Guardian, 30 Eylül 2006.
http://www.guardian.co.uk/gmdebate/Story/0,,1884523,00.html,
8. Commondreams News, 10 Ekim 2006
http://www.commondreams.org/news2006/1010-14.htm, 10 Ekim 2006
Etiketler:
GDO,
GDOyaHayır,
pirinç,
sustainable living,
sürdürülebilir yaşam
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)