Seralini ve ekibinin iki
yıldır fareler üzerinde GDO’larla ilgili yaptıkları deneylerin sonuçlarının 19
Eylül 2012 tarihinde bilimsel bir dergide yayınlanması bomba etkisi yarattı. Deneylerde
GDO’larla beslenen farelerde erken ve hızlı ölümler gözlemlendi. Farelerin iç organlarda özellikle ciğer
ve böbreklerde hormonal ve kanser yapıcı etkileşimler oldu. Gözle görülür, elle tutulur büyüklükte
tümörler oluştu. Uzun erimli bu çalışma GDO’lara karşı duyulan güvensizliğin sebepsiz
olmadığını gösterdi. Avrupa Birliği ülkelerinde GDO’lara karşı kamuoyu
tepkileri artınca, Avrupa Komisyonu harekete geçti ve EFSA’yı (Avrupa Birliği Gıda Güvenliği
Otoritesi) konuyu araştırmakla görevlendirdi. EFSA’nın değerlendirmesine göre
Seralini’nin çalışmasında amaçlar net değil, raporlama yetersiz, deneylerin
tasarımı, yapılması ve sonuçların analizi ile ilgili temel detaylar eksik. Bu nedenle EFSA, çalışmanın bilimsel
kalitesini, GDO’larla ilgili güvenlik önlemlerinin gözden geçirilmesini
gerektirecek kadar yeterli bulmadı.
Oysa Seralini’nin çalışmasını inceleyen diğer iki ulusal düzenleyici
kuruluş, daha detaylı araştırma yapılmasına ve GDO’larla ilgili değerlendirme
ilkelerinin gözden geçirilmesine karar verdi. EFSA’dan beklenen en azından çalışmanın ortaya koyduğu
kaygı verici sonuçları dikkate alarak, beklediği bilimsel kalitede yeni bir
çalışmanın yapılmasını istemesiydi.
Seralini bilimsel çevrelerden de tepki aldı. New Scientist dergisinde yayınlanan bir yazıda kullandığı
fare sayısı az olduğu için istatistiksel sonuçların güvenilir olmadığı iddia
edildi. Oysa bu standartlar
GDO’lar için çalışan biliminsanlarından istenmemişti. Seralini’ni savunan
GMWatch grubu, bu yazının yazarı ile yazıda adı geçen bilim insanının GDO
şirketleri ile olan maddi ilişkileri açıkladı. Şu an Seralini’nin çalışmayı yayınlayan dergiye yazıyı
çekmesi için baskı yapılıyor. Seralini kendisine karşı iftira kampanyası
yürüten ve GDO şirketleri için çalışan biliminsanlarına karşı dava açtı. Sürdürülebilir yaşam, doğa ile uyum, insan ve doğa, doğa ve siyaset konularında düşündüren, bakışı genişleten, anlayışı zenginleştiren yazılar
25 Aralık 2012 Salı
Bilim iktidar ile çelişirse...
Seralini ve ekibinin iki
yıldır fareler üzerinde GDO’larla ilgili yaptıkları deneylerin sonuçlarının 19
Eylül 2012 tarihinde bilimsel bir dergide yayınlanması bomba etkisi yarattı. Deneylerde
GDO’larla beslenen farelerde erken ve hızlı ölümler gözlemlendi. Farelerin iç organlarda özellikle ciğer
ve böbreklerde hormonal ve kanser yapıcı etkileşimler oldu. Gözle görülür, elle tutulur büyüklükte
tümörler oluştu. Uzun erimli bu çalışma GDO’lara karşı duyulan güvensizliğin sebepsiz
olmadığını gösterdi. Avrupa Birliği ülkelerinde GDO’lara karşı kamuoyu
tepkileri artınca, Avrupa Komisyonu harekete geçti ve EFSA’yı (Avrupa Birliği Gıda Güvenliği
Otoritesi) konuyu araştırmakla görevlendirdi. EFSA’nın değerlendirmesine göre
Seralini’nin çalışmasında amaçlar net değil, raporlama yetersiz, deneylerin
tasarımı, yapılması ve sonuçların analizi ile ilgili temel detaylar eksik. Bu nedenle EFSA, çalışmanın bilimsel
kalitesini, GDO’larla ilgili güvenlik önlemlerinin gözden geçirilmesini
gerektirecek kadar yeterli bulmadı.
Oysa Seralini’nin çalışmasını inceleyen diğer iki ulusal düzenleyici
kuruluş, daha detaylı araştırma yapılmasına ve GDO’larla ilgili değerlendirme
ilkelerinin gözden geçirilmesine karar verdi. EFSA’dan beklenen en azından çalışmanın ortaya koyduğu
kaygı verici sonuçları dikkate alarak, beklediği bilimsel kalitede yeni bir
çalışmanın yapılmasını istemesiydi.
Seralini bilimsel çevrelerden de tepki aldı. New Scientist dergisinde yayınlanan bir yazıda kullandığı
fare sayısı az olduğu için istatistiksel sonuçların güvenilir olmadığı iddia
edildi. Oysa bu standartlar
GDO’lar için çalışan biliminsanlarından istenmemişti. Seralini’ni savunan
GMWatch grubu, bu yazının yazarı ile yazıda adı geçen bilim insanının GDO
şirketleri ile olan maddi ilişkileri açıkladı. Şu an Seralini’nin çalışmayı yayınlayan dergiye yazıyı
çekmesi için baskı yapılıyor. Seralini kendisine karşı iftira kampanyası
yürüten ve GDO şirketleri için çalışan biliminsanlarına karşı dava açtı. 2 Kasım 2012 Cuma
GDO’lu “VAR AMA YOK” Öyküleri
Yayın Detayları: Cumhuriyet, Sürdürülebilir Yaşam Eki, 30 Ekim 2012
GDO’ların ülkemize girmesini istemiyorsanız umarım 12 Ekim 2012 tarihini kaçırmadınız. Neden mi? Biyogüvenlik Kurulu, 3 GDO'lu kolza ve 1 GDO'lu şeker pancarının ülkeye ithal edilip hayvan yemi olarak kullanılması için sizin görüşünüzü istedi. 12 Ekim 2012 saat 17:00’ye yani mesai saati sonuna kadar "sosyo-ekonomik değerlendirme" ve "risk değerlendirme" görüşlerinizi, Türkiye Biyogüvenlik Bilgi Değişim Mekanizması internet sitesinde size ayrılan görüş bildirme sayfalarına yazmanız gerekiyordu.
6 Kasım 2010 Cumartesi
HÜKÜMET KİMİN YANINDA? Şirketlerin mi? Köylüsünün mü?
Yayın Detayları:Cumhuriyet, SürdürülebilirYaşamEki, 30 Ekim 2010
Ankara Mamak, İstanbul Maden Dere İçi ve Armutlu mahalleleri, Bursa Erikli, Mersin Akkuyu, Bursa Mustafakemalpaşa, Sinop Gerze, Tekirdağ Saray, Foça Aliağa, Çanakkale, Bartın, Yalova, Bergama, Kozak, Niğde Ulukışla, Munzur, Edirne Uzun Köprü, Rize Fındıklı, Pazar, Hemşin; Artvin Ardanuç, Borçka, Şavşat; Giresun, Trabzon Tonya, Amasya, Tokat, Hasankeyf, Allianoi, Kastamonu Loç, Düzce Aksu, Muğla Saklıkent, Antalya Alakır, Eskişehir Gürleyik, Malatya Darende. Türkiye haritası üzerinde, doğudan batıya, güneyden kuzeye dağılan bütün bu yurt köşelerinin ortak noktası nedir? Yerli halkın verdiği örgütlü mücadele.
15-17 Ekim tarihlerinde, bu yurt köşelerinde suyuna, toprağına, ormanına, emeğine, yaşamına sahip çıkıp savunan 89 çevre platformu, sivil toplum kuruluşu, sendikalar ve siyasi partiler İstanbul’da buluştu. Hidroelektrik santral (HES) projelerine, nükleer santrallere, termik santrallere, maden şirketlerine, Genetiği Değiştirilmiş Organizmalara (GDO), yer altı sularının ticarileştirilmesine, su havzalarına dönük müdahalelere karşı mücadele eden ve kentlerde su hakkını elde etmek için çalışanlar deneyimlerini paylaştı. Anlatılanlar “Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser” sözünü doğrular nitelikteydi.
Mücadelelerin pek çok ortak noktası vardı. Bunlar:
¨ Son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerin yarattığı sorunlar,
¨ Yargı kararlarının uygulanmaması,
¨ Kamu yöneticileri ve şirketler tarafından oldu bittiye getirilmeye çalışılan ÇED (Çevresel Etki Değerlendirmesi) toplantıları,
¨ Muhtarların ve toplumdaki kanaat liderlerinin, şirketler tarafından satın alınması,
¨ Köylülerin jandarma ve güvenlik güçlerinden terörist muamelesi görmesi, dövülmeleri, biber gazına maruz kalmaları,
¨ Yerli halkın su kaynaklarının ve yaşam alanlarının şirketler tarafından vahşice talan edilmesi,
¨ Zorunlu kamulaştırmalar,
¨ Su kaynaklarının kirletilmesi,
¨ Şehirlerdeki yoksul kesimin suya erişiminde hakkaniyet ilkesinin hiçe sayılması,
¨ DSİ’nin fonksiyonunu yitirmesi, hizmet anlayışını kaybedip ticari kimlik kazanması,
¨ Belediyelerin suyu ticari bir mal görmesi, kar odaklı fiyatlandırması,
¨ HES yapımıyla su altında kalacak verimli tarım arazileri, yok olacak endemik türler, tarihi ve kültürel miras,
¨ İlkel madencilik uygulamalarıyla zehirlenen toprak, yerüstü ve yer altı suları, bunlardan kaynaklı içme suyu zehirlenmeleri,
¨ Kesilen binlerce ağaç
¨ Yitirilen doğal, tarihi, kültürel miras…
Anlatılanlardan birkaç örnek:
Kore Savaşından 60 yıl sonra Güney Kore, Kore Şehitlerimizi hatırlayarak Sinop’ta “Karadeniz Kore Kültür Festivali” düzenledi. Güney Kore’nin bu ani yoğun ilgisinin Sinop’ta almayı düşündüğü nükleer santral ihalesi ile doğrudan bağlantısı olduğu aşikar.
Bursa’da 1040 mermer ocağı var. 2000 tane ocak ruhsat almayı bekliyor. Yeni Maden Yasası ile mermer ocağı işletme ruhsatı alabilmek için ÇED zorunluluğu ortadan kalktı. Bu nedenle ocak sayılarında patlama yaşanıyor. Bursa’nın bir köyünde 7 adet mermer ocağı var. Çıkardıkları hafriyatı köylülerin bahçe ve tarlalarına yığıyorlar, tozdan meyveler yenmiyor, ağır vasıtalar ile köy yollarını ve dere geçişlerini bozuyorlar. Köylü şikayet ettiğinde, köye geliyorlar şikayet sahibi ile görüşmeden, şirket ile görüşüp gidiyorlar. Aynı köyde katı atık yakma tesisi kurulmak isteniyor. ÇED toplantısına tüm köy katılmak istedi. Bunu engellemek için küçük bir yer seçtiler. Köylü kabul etmedi, toplantıyı yaptırmadı. İkinci ÇED toplantısına jandarmalar ile geldiler. Köylü “Biz terörist miyiz? Niye jandarmalar ile geldiniz?” diyerek tepki gösterdi.
Foça’da 5 termik santral, yeni fabrika ve haddehaneler kurulması, olanların kapasitelerinin artırılması planlanıyor. Bilim adamları bölgenin hava durum tespit araştırmasını yaptı. Araştırma sonuçlarının açıklandığı toplantıya vatandaşlar davet edilmedi, zorla girdiler, hava kirlilik oranının yüksek olduğunu ve o bölgeye yeni tesis yapılmaması, var olanların kapasitelerinin artırılmaması gerektiğini öğrendiler.
Bir şirket, Sinop’ta üç termik santral için lisans aldı ve öğrencilere top, çanta, evlere koli, çikolata dağıtmaya başladı. Halk, dağıtılan paketleri iade etti. ÇED’den önce şirketin lisans aldığı ortaya çıktı. ÇED yapılıp, yerli halkın onayı alınmadan, devletin üretim lisansı vermesi işleyişin çarpıklığının bir kanıtı. Daha sonra ÇED toplantısı kapalı spor salonunda yapıldı. Güvenlik güçleri burada biber gazı kullandı, halk dışarı çıkmak zorunda kaldı ve ÇED yapılmadı. Fakat ÇED Genel Müdürlüğü ÇED raporunu verdi.
Çanakkale’de termik santral için kamulaştırma kararı çıkmadan, yüzlerce zeytin ağacı söküldü. ÇED toplantısına, dışarıdan termik santral kurmak isteyen şirketin çalışanları getirildi.
Bartın’da termik santral kurmak isteyen şirket muhtarlara yemekler düzenledi, okullara, spor kulüplerine para yardımları yaptı. Oysa Bartın’ın 30 yıllık kalkınma planında turizm var, ağır sanayi yok.
Uşak’ta köylüler altın madeninde kullanılan siyanürün içme suyuna karışmasından dolayı zehirlendiler. Olay örtbas edildi.
Niğde’de sulama göleti yapacağız vaadiyle köylülerin toprakları kamulaştırıldı. Göleti yaptılar fakat hizmeti vermediler. Kamulaşan araziyi satışa çıkardılar. Köylü karşı çıktı ve destek için kaymakam, vali, il meclis üyeleri ve milletvekillerine gittiler. Sonuç alamayınca kendileri örgütlendiler. Gölet arazisini satın alan kişiyi araziye sokmuyorlar.
Paylaşılan bütün bu deneyimler gösteriyor ki Türkiye’de bir “akıl tutulması” yaşanıyor. Devlet, halkının, köylüsünün yanında değil, kısa süreli kar amacıyla hareket eden, “Kullan, Tüket, Kirlet, Terk et” çizgisindeki şirketlerin ve sermayenin yanında. Kamu yararı hiçe sayılıyor. Forumda bir araya gelen yaşam savunucularının ortak ifadeleri ise şu oldu; “Mücadele edenler her zaman kazanmazlar. Fakat kazananlar mücadele edenlerdir”, “Biz; haklıyız meşruyuz kazanacağız.”
22 Ekim 2008 Çarşamba
Toprak=Çiftçi=Tüketici - 2008
“Toprak=Çiftçi=Tüketici”, Cumhuriyet Sürdürülebilir Yaşam Eki, Haziran 2008 sayısı.
"Toprak=Çiftçi=Tüketici", www.ekolojistler.org, www.tarvak.org.
Shumei Vakfı Doğal Tarım Çiftliği Yöneticisi Yasunori Sako farklı bir tarım yöntemini ve bununla birlikte gelişen bir yaşam biçimini anlatıyorFotoğraflar: Hidetaka Torii, Shumei Natural Agriculture Network (SNN)
Japon kökenli Shumei Vakfı, ruhani liderleri Mokichi Okada’nın öğretileri doğrultusunda doğal tarım uygulamaları yapıyor. Doğal tarım, tarımın tüm elemanları ki bunlar; dünya, güneş, yağmur, toprak, rüzgar, çiftçi, yiyecek yiyen insanlar ve bu insanların içinde yaşadıkları toplum, ruhsal ve fiziksel olarak sağlıklı hale getirmeyi amaçlar. Shumei Vakfı, Doğa hakkındaki düşüncelerin değişmesi ve daha sürdürülebilir bir yaşam tarzı geliştirilmesi için çalışıyor. Vakıf, Samsun’da Kızılırmak deltasında yaşanan kimyasal kirlenmenin önlenmesi için bölge çiftçileri ve ilköğretim öğrenciler ile doğal tarım projeleri yürütüyor.
Shumei Naturel Farm Türkiye temsilcileri Satoru Nakano ve Chikako Nakano’nun düzenlediği toplantıda, Shumei Vakfı Doğal Tarım Çiftliği Yöneticisi Yasunori Sako’nun sunumunu dinleme ve kendisiyle konuşma fırsatı bulduk.
Türkiye’de organik tarım uygulanıyor. Doğal tarım organik tarım mıdır? Doğal tarımı bize anlatır mısınız?
Doğal tarımı anlamak için avucunuzda bir tohum olduğunu hayal edin. Ağırlığı fark edilmeyecek kadar azdır. Sadece derinize dokunuşunu hissedersiniz. Aslında bu minik tohum tüm dünya yiyeceğinin doğuş noktasıdır. Doğal tarım için tohum, bir öğretmen, bir ortak ve bir tedarikçidir. Tohumun fiziksel enerjisi bedenleri, ruhani enerjisi yüreği ve aklı besler. Tohum bize nasıl sevgi, saygı ve şükran ile yaşanacağını öğretir. Tarım yapmanın bir insanın doğaya duyacağı en derin saygı olduğunu kabul ediyoruz. Biz toprağın ihtiyacı olan her şeye sahip olduğuna inanırız. Ne kimyasal gübre ne de hayvan gübresi kullanırız. Her canlının duyguları vardır. Toprak da bir canlıdır ve duyguları vardır. Üzerine hayvan pisliği konulması hoşuna gitmez. Sadece dökülen yapraklardan yapılan kompostu toprağın üzerine döşüyoruz. Dolayısıyla, doğal tarım yapılan toprakta hayvan çeşidi yani mikroorganizma daha fazla oluyor. Bu toprağın sağlık kazanmasına yardım ediyor.
Doğal tarımda bitki kökleri besine ulaşmak için derinlere iner. Böylece güçlenir ve gelişir, gövdesi pek uzamaz. Bu nedenle ürünler ağır olur. Ağır ürünleri güçlü kökler rahatlıkla taşır. Geleneksel tarımda bitki köklerinin dibine kimyevi gübre konur. Bitki besine çok rahat ulaştığı için kökler gelişmez, cılız kalır. Gövdesi uzar. Sert yağmurda kökler ağır gövdeyi taşıyamaz, bitki kırılır. Ayrıca, kuraklıkta cılız kökler kolaylıkla susuz kalır.
Doğal tarım, bir tarım yaklaşımı olmanın ötesinde yiyecekle ilgili yeni bir anlayıştır. Bu anlayışta toprak, çiftçi ve tüketici eşittir. Toprağın cansız, tüketicinin işlevsiz, çiftçinin topraktan aldığı ile tüketici beslemekten tek başına sorumlu olmasını kabul etmez. Toprak yetiştirir ve tedarik eder. Çiftçi toprakla ilgilenir ve bitkileri yetiştirir. Tüketici katılımcıdır, memnun olur ve eğitir. Basit yeme işlemi gerçek bir besin zincirine dönüşür.
Aslında doğal tarım bir dünya görüşüdür. Şükran ve saygı duymak, duyarlılık hissetmek çok önemlidir. Bu duygular birbirini besler ve bulaşıcıdır. Shumei üyeleri olarak, Doğal tarımın bu duyguları canlandırıp dünyaya yayılmasına yardımcı olacağına ve Dünya barışına katkı sağlayacağına inanıyoruz.
Doğal tarım geleneksel tarımdan çok farklı. Üstünlükleri neler?
Bir üniversitenin yaptığı araştırma sonuçlarına göre, doğal tarımla yetişen ürünlerin besin değeri geleneksel tarımla yetişen ürünlerin besin değerinin 3 katıdır.
Doğal tarım doğa ile bütünlük içinde ve doğal döngülere saygılıdır. Bu nedenle toprağın iyileştirilmesine ve hatta ormanlar ile okyanusların iyileştirilmesine dahi yardımcı olur.
Çiflikteki yaşantıyı anlatır mısınız? Siz doğal tarıma nasıl başladınız?
Shumei doğal tarım çiftliği Kyoto civarında Shigaraki bölgesinde bulunuyor. 20-30 kişi çalışıyor. Biz doğaya
çok sıkı şekilde bağlı olduğumuzu hissediyoruz. Hergün iki kişi tarladan toplanan ürünlerle öğle yemeği hazırlar ve birlikte yenilir. Ben 10 yıl önce doğal tarıma başladım. Başlama nedenim çok lezzetli bir karpuz yemem. Karpuzun doğal tarım yöntemiyle yetiştiğini öğrenince, bu konuda çalışmaya ve aynı lezzette karpuz yetiştirmeye karar verdim. 3 yıl çiftlikte stajyer olarak çalıştım. Önce doğal tarım felsefesini sonra tekniklerini öğrendim. Ardından çiftliğin yöneticisi oldum. Çiftliğimiz çok güzel, harika manzaralı ormanlarla çevrili. Ormandan odun sağlıyoruz. Odunları yemek pişirmek ve ısınmak için kullanıyoruz. İki geleneksel Japon evi inşa ettik. Bu evler artık Japonya’da çok nadir bulunuyor. Kullanılan tüm malzemeler doğal. Çatı saz ve bambudan, duvarlar ise kerpiç. Çatıdaki sazların üç veya beş yılda bir değiştirilmesi gerekiyor. Bizim nesil bunu nasıl yapacağını bilmiyor. Biz eskilerden öğrendik. Eğer öğrenmeseydik, bu yöntem bugün unutulmuş olacaktı.Evin ortasında ocak var. Yemek ocakta pişer, ateşin etrafına yere oturulup yenir. Yanan ateşin dumanı tavana yükselir ve çatıdaki bambuyu sağlamlaştırır. Son derece güzel işleyen bir sistem.
Şehirlerde ışık ve suyumuz var. Eğer deprem olursa, bunlar garanti değil. Oysa bizim çiftlikteki yaşantımız sürdürülebilir. Çünkü her zaman ışık ve suyumuz var.
Doğal tarım yöntemiyle neler yetiştiriyorsunuz?
Çiftliğimizde pirinç, shitakee mantarı, çay ve seksen çeşit sebze yetiştiriyoruz. 5 hektarda pirinç, 2 hektarda sebze ve 1 hektarda çay ekiyoruz.
Ürünlerinizi nasıl satıyorsunuz?
İlkelerimizden biri aracısız dağıtım. Yetiştirdiğimiz ürünleri Shumei Vakfı üyelerine gönderiyoruz. Ürün fazlamızı yerel pazarlarda satıyoruz.
Tohumları nereden alıyorsunuz?

Kendi tohumlarımızı kendimiz yetiştiriyoruz. Aynı tohum Japonya’nın üç farklı noktasında ekilse, yetişen ürünler farklı olur. Burada yetişen tohum bu toprağa en uygun tohumdur. Kaliteli ürün için tohum seçimine önem veriyoruz.
Zararlılarla nasıl mücadele ediyorsunuz?
Eğer toprak sağlıklıysa, ürünler de sağlıklı olur. Toprak sağlıksızsa, zararlılar oluşur. Bu nedenle hiçbir ilaç kullanmıyoruz. Bir alan böceklenirse, orayı karantina altına alıyoruz.
Doğal tarım ve Shumei Vakfı hakkında daha detaylı bilgi edinmek isteyenlere ne önerirsiniz?
Shumei Natural Farm Türkiye temsilcileri Satoru ve Chikako Nakano ile baglanti kurabilirler. E-posta adresi: istanbul@shumei.eu . http://www.shumei-na.org/ adresini ziyaret edebilirler. Ayrıca Shumei Vakfı yayınlarından Lisa M. Hamilton’un “Shumei Natural Agriculture: Farming to Create Heaven on Earth” kitabını okumalarını öneriyorum.
Pirinçte GDO Tehlikesi... - 2006
“Pirinçte GDO Tehlikesi…”, Buğday Dergisi, İstanbul, Kasım-Aralık 2006 sayısı.
“Pirinçte GDO Tehlikesi…”, www.tarimmerkezi.com.tr sayfası.
18 Ağustos 2006 tarihinde ABD Tarım Bakanlığı bir açıklama yaparak ticari pirinç silolarından alınan örneklerde Alman Biyoteknoloji şirketi Bayer CropScience tarafından geliştirilen LL601 isimli genetiği değiştirilmiş (GD) uzun taneli pirince rastlandığını açıkladı.
ABD hükümet yetkililerinin açıklamasından hemen sonra Japonya , ABD’den yaptığı uzun taneli pirinç ithalatını durdurdu[1]. Japonya’da onaylanmamış Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) içeren ürünlerin ithalatında zero-tolerans politikası uygulanıyor. Bu ürünlerin ya ithalatçılar tarafından yok edilmeleri veya ihraç edilen ülkelere geri gönderilmeleri gerekiyor [2]. 28 Eylül’de Japon Tarım Bakanlığı ABD menşeli 1.1 milyon ton pirincin test edilmeye başlandığını açıkladı. Ayrıca, ithal edilecek pirinçler de teste tabii tutuluyor [3].
Güney Kore ithal ettiği pirinçlerin GDO’suz olduğuna dair ABD’den devlet garantisi istedi [4].
23 Ağustos’da Avrupa Konseyi, konuyla ilgili “Acil Önlemleri” görüştü ve ABD’den yapılan uzun taneli pirinç yüklemelerinin LL601 pirinci içermediğine dair sertifika istenmesine karar verdi [5]. Avrupa Birliği’nde GDO’lu pirinç ithalatı halen yasak [6].
Ardından Avusturya, Belçika, Kıbrıs, Finlandiya, Fransa, Almanya, Macaristan, İrlanda, İtalya, Hollanda, Norveç, Slovenya, İsveç, İsviçre, İngiltere’de yapılan gıda testlerinde GD pirince rastlandı ve supermarketlerdeki ürünler geri çağrıldı [7].
10 Ekim tarihli Greenpeace raporuna göre Orta Doğu bölgesindeki pirinç ürünlerine de Bayer’in GD pirinci bulaşmış durumda [8]. bu bölgedeki ithalat şirketleri pirinci Çin, Endonezya, Hindistan, Laos, Nepal, Filipinler, Tayland, Vietnam’a ihraç ediyorlar.
ABD’Lİ ÇİFTÇİLER BAYER’I DAVA ETTİ.
ABD, dünya pirinç pazarının % 12’sine sahip. 2006 yılı tahmini üretim miktarı 1,88 milyar dolar. Üretilen pirincin % 50’si ihraç ediliyor.
GD ABD pirinci dünyanın farklı ülkelerinde görülünce ABD pirinç ihracatı çok olumsuz etkilendi, pirinç fiyatları çarpıcı şekilde düştü. Bunun üzerine ABD’li pirinç üreticileri ürünlerine GD pirinç bulaştırdığı için Bayer CropScience şirketini dava etti.
OLAYIN İŞARET ETTİKLERİ
Bayer’in geliştirdiği LL601 GD pirincinin deneme ekimi 1998, 2001 yılları arasında ABD’de yapılmış ama üretimi onaylanmamıştı. Geçtiğimiz Ağustos ayında patlak veren skandal, GDO’lu ve GDO’suz ürünlerin birlikte ekilebilirliğini , GD ürünlerden normal ürünlere bulaşma olmayacağını savunanların tezini çürüttü ve bulaşmayı engellemenin imkansız olduğunu kanıtladı.
GD ürünlerin deneme için bile olsa ekimine izin veren her ülke en başta kendi çiftçilerini ve tarımsal ürün ticareti yapanları ekonomik ve çevresel bir felakete sürükler. Bu olay GD ürünlerin, yetiştirildikleri ülke ile diğer ülkelerin besin zincirine bulaşmasının ne kadar kolay ve hızlı olduğunu; gıda güvenliğini, tüketicilerin sağlıklı gıdaya erişimini ve en temel olarak insan sağlığını nasıl tehdit ettiğini göstermektedir. Gıda ürünlerinin GDO içermediğine dair testlerin programlanması, düzenli ve sürekli olarak yapılması halk sağlığı açısından zorunludur. Özetle, GD ürünlerin ithalatı ve ekimi ülkemizde tümüyle yasaklanmalı, ayrıca depolanan ve piyasada satılan ürünlerin GDO içerip içermediği testlerle kontrol edilmelidir.
ÜLKEMİZDE DURUM
Ülkemizde kişi başı yıllık pirinç tüketimi ortalama 6- 6,5 kg, yıllık toplam pirinç talebi 390-422 bin tondur. Edirne, Balıkesir, Samsun ve Çorum illerinde yetiştirilen yerli pirinç ülke talebini karşılayamamakta, yılda 200-300 bin ton pirinç ithal etmektedir. En büyük ithalat ABD’den yapılmaktadır.
Türkiye’ye ithal edilen ABD pirincinde GD pirinc bulunma olasılığı çok yüksektir. Pirinç süpermarketlerde satılıyor ise yerel gıda zincirine bulaşmış demektir. Bu gıda güvenliği ve insan sağlığı için tehdit unsurudur. Ayrıca çiftcilerin ürettiği yerel pirinç türlerine bulaşma riski yüksektir. Bütün bunlara rağmen bugüne kadar Türkiye’de hiçbir önlem alınmamıştır.
Tüketiciler, çiftçiler açısından Tarım, Dış Ticaret ve Sağlık Bakanlıkları tarafından cevaplanması gereken pekçok soru vardır.
- ABD’den ne kadar pirinç ithal edilmiştir? İthal edilen pirincin cinsi nedir?
- Kimler tarafından ithal edilmekte ve hangi markalar altında piyasaya sürülmektedir?
- 23 Ağustos tarihinde Avrupa Birliği ülkeleri Bayer’in yasallaşmamış LL601 GD pirincine karşı acil önlemler almışken AB üyesi olmaya çalışan Türkiye neden aynı önlemleri halen almamıştır?
- ABD pirinci ithal eden ülkeler GDOlu ürün bulaşma riskine karşı tedbir olarak ithalatlarını durdururken, Türk hükümeti neden ithalata devam etmektedir?
- ABD’den ithal edilen pirincin GDO içermediğine dair ABD’den belge istenmekte midir? İstenmiyorsa neden sorgulanmadan ithal edilmektedir?
- Türkiye’ye ithal edilen, edilmekte olan ve piyasaya sürülen ABD pirincinde GD LL601 bulunup bulunmadığı neden test edilmemektedir?
- Türk gıda zincirine bulaştığı tesbit edildiği takdirde ürünlerin toplatılması, imhası veya ithal edilen ülkeye geri gönderilmesini içeren bir acil önlem planı var mıdır?
Kaynaklar:
1. Seattle Post-Intelligencer http://seattlepi.nwsource.com/business/1310AP_Japan_US_Rice.html
2. Reuters, 23 Ağustos 2006
http://www.redorbit.com/news/science/629678/japan_mulls_testing_us_rice_for_unapproved_gmo/index.html?source=r_science,
3. Reuters, 28 Eylul 2006
http://asia.news.yahoo.com/060928/3/2qjrf.html
4. DOW JONES, 21 Ağustos 2006 http://www.agriculture.com/ag/futuresource/FutureSourceStoryIndex.jhtml?storyId=63400415
5. Friends of Earth, Eylül 2006
http://www.foeeurope.org/GMOs/rice_contamination.htm
6. UNCTAD
http://r0.unctad.org/infocomm/anglais/rice/market.htm#cce
7. Guardian, 30 Eylül 2006.
http://www.guardian.co.uk/gmdebate/Story/0,,1884523,00.html,
8. Commondreams News, 10 Ekim 2006
http://www.commondreams.org/news2006/1010-14.htm, 10 Ekim 2006
Gıda Skandalları - 2006
“Gıda Skandalları”, Buğday Dergisi, İstanbul, Mayıs-Haziran 2006 sayısı.
“Gıda Skandalları”, www.bugday.org.tr, www.ekolojistler.org.
Önce yetiştiriyoruz. Sonra toplayıp, saklıyoruz. Ardından pişirip yiyoruz. Veya bu işleri bizim için yapanların ürettikleri gıdaları tüketiyoruz. Yiyecek, hazırlanmasının her aşamasında özen ve ilgi istiyor. Gereken ilgi, özen gösterilmediğinde ise bize can katan yiyecekler, sağlığımızı bozabiliyorlar ve hatta hayatımızı tehlikeye sokabiliyorlar. İyi paketlenmiş ve saklanmış bir ürün sorun yaratmazken, kötü paketlenmiş ve uygun olmayan koşullarda saklanmış aynı ürün bize zarar verebiliyor. İşlenmiş gıdaya renk, lezzet, tazelik, tad vermek için veya saklanma süresini uzatmak için eklenen katkı maddeleri ve bunların yarattığı riskler var. Beslenme ve besleme zor zanaat!
Şimdi Haberler: Gıda Skandalları
İşlenmiş gıdalarda suni tatlandırıcılar yaygın olarak kullanılıyor. Bunlardan sakarinin kanserojen olduğu biliniyordu. Aspartam, çok yaygın kullanılan bir diğer tatlandırıcı. Daha çok ticari adıyla –NutraSweet, Equal- biliniyor. Dünyada 200 milyon insanın kullandığı bu tatlandırıcı, diyet cola, diyet ürünler, tatlılar, şeker, yoğurt gibi 6,000 civarında işlenmiş gıdaya katılıyor. Şubat ayında New York Times’da yayınlanan bir haber, Italya’da yapılan bir araştırmaya göre Aspartamın kansere yol açtığını duyurdu. Araştırma sonucu, Avrupa Gıda Güvenliği Kurulunca inceleniyor. Sonuç Mayıs ayında açıklanacak. Büyük sağlık organizasyonları aspartamın güvenli olduğunu söylemesine rağmen güvenirliği yıllardır tartışılıyor. Aspartamın Amerikan Gıda Güvenliği Bürosu’nca güvenilir sayılması şaibeli ve kafada soru işaretleri bırakacak nitelikte. Aspartamın yasaklanmasının gıda şirketlerine maliyeti çok yüksek. Gecen yıl satış tutarı 570 milyon dolardı. Aspartam içeren ürünlerin de yasaklanmasıyla bu şirketlerin yıllık gelir kaybı milyar doları bulacak.
2005 yılı başında akrilamidin kanserojen olduğunu öğrendik. Akrilamid özellikle cips, kızarmış ekmek, kek, bisküvi, kraker, kahvaltılık gevrek, kahve, hazır çorba, patates kızartması, bebe bisküvisi gibi işlenmiş gıdalarda rastlanıyor. Bir pediatri profesörü, kansere genetik yatkınlığı olan bir bebeğin içerisinde akrilamid olduğu tespit edilen bebek bisküvisiyle beslenmesinin kansere yakalanma riskini çok arttırdığını belirtmesi bebek annelerini tedirgin etti. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) yayınladığı bir rapora göre yüksek ısıda pişirilmiş ve işlenmiş gıdalarda akrilamid görülüyor. Bu gelişmeler üzerine Avrupa Birliği gıdadaki akrilamid ile kanser hastalığı arasındaki ilişkiyi araştıran bir proje başlattı. Türkiye’de bu araştırmayı TÜBİTAK Marmara Araştırma Merkezi Gıda Enstitüsü yürütüyor. Araştırma bulguları 2006 sonunda açıklanacak.
2005 Şubat’ında İngiltere’de Sudan 1 isimli gıda boyası eklenmiş 350 ürünün raflardan toplatılacağı açıklandı. Sudan 1 hazır çorba, sos ve hazır yemeklerde kullanılıyor. İngiliz Yiyecek Standartları Acentası Sudan 1 eklenmiş yiyeceklerin tüketilmemesini duyurdu. Ardından Sudan 1’in kanserojen olduğu için gıda üretiminde kullanılması İngiltere’de ve tüm Avrupa Birliği’nde yasaklandı.
Temmuz 2005’de Daily Mirror gazetesi Çin’de yaşanan bir gıda skandalını duyurdu. Gıda güvenliği yetkilileri Nestle’nin bebek ve çocuk gıda ürünlerinde yüksek oranda iyoda rastlamış ve bu ürünlerin satılması yasaklanmıştı. Nestle, Pekin, Guangzhou ve Hangzhou’da yasaklanan ürünleri toplatmak zorunda kaldı. Nestle yazılı bir açıklama ile Çinli tüketicilerden özür diledi. Yüksek miktarda iyot alımı tiroid salgı bezlerinin şişmesine neden oluyor.
Geçtiğimiz Kasım ayında İngiliz Daily Mirror gazetesi Nestle’nin bebek sütü ambalajlarına zehirli madde karışmış olduğunu yazdı. İtalya, Fransa, İspanya ve Portekiz’de bebek sütleri toplatıldı. Sadece Italya’da toplatılan sütün 30 milyon litre olduğu açıklandı. Birkaç gün içinde Nestle bu sefer çikolata ambalajlarına metal karıştığı için Kit Kat'ların bir kısmını toplatmak zorunda kaldı. Her yıl milyonlarca ürün piyasaya süren şirket, bir ay içerisinde yaşanan iki kimyasal skandal nedeniyle sıkıntı yaşadı. Bilimadamlarına göre; 'metal zehirlenmeleri', karaciğer büyümesi, siroz, sarılık ve felç başta olmak üzere pek çok sağlık sorununa yol açıyor.
Kaynakça:
· http://www.tv8.com.tr/scripts/news/detail.asp?NewsID=45021&page=detail&type=news
· http://zaman.com.tr/?hn=166346&bl=kadinaile&trh=20050423
· Dünya Sağlık Örgütü Raporu, “Health Implications of Acrylamide in Food”, 25-27 Haziran 2002.
· http://www.weightlossresources.co.uk/diet/healthy_eating/aspartame.htm
· http://www.who.int/child-adolescent-health/New_Publications/NEWS/ors_rev.htm
· http://www.nytimes.com/2006/02/12/business/yourmoney/12sweet.html?ex=1141362000&en=c8fc35ce4dd0d0c6&ei=5070, “The Lowdown On Sweet?”, Melanie Warner, 12 Şubat 2006, NYT.
· New York Times, “The Safety of Aspartame”, 21 Şubat 2006.
· http://www.foodnavigator.com/news/ng.asp?n=60501-nestle-apologises-over, 07 Haziran 2006.
· BBC News, “Food recalled in cancer dye scare”, http://news.bbc.co.uk/1/hi/health/4277677.stm, 18 Şubat 2005.
· Daily Mirror, “Nestle recalls baby milk”, 22 Kasım 2005.




