Japonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Japonya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Mayıs 2012 Çarşamba

Fukuşima'da Sessiz Bahar

Yayın Detayları: EKOIQ, Mayıs 2012
Endüstri Yüksek Mühendisi ve Boğaziçi Üniversitesi Çevre Bilimleri doktora öğrencisi Ayşen Eren, Japonya'nın güneybatısındaki Wakayama şehrinde yaşayan yüksek lisans öğrencisi Karly Burch ile Fukuşima sonrası Japonya'nın gündelik hayatındaki değişiklikler üzerine bir söyleşi gerçekleştirdi.  Burch, "Hayat Japonya'da asla normale dönmeyecek" diyor.


Rachel Carson’un modern çevre hareketini başlatan “Sessiz Bahar” kitabı bilimsel veriler kullanarak tarımsal ilaç DDT’nin doğayı, canlıları öldürerek nasıl sessizleştirdiğini anlatır.  2011 yılında Fukushima’da yaşanan nükleer kaza felaketi ile doğaya salınan radyasyon, su, hava ile yayılarak canlıları öldürdü. Radyoaktif parçacıkların ışımaları canlıları olumsuz etkilemeye devam ediyor. Bahar yılın en güzel mevsimi. Japonlar için büyük önem taşıyan kiraz çiçekleri sakuraların tümüyle açtığı bu neşeli mevsim artık acı anıları hatırlatıyor. Kiraz çiçeklerini izledikleri büyük eğlenceler de yapılmıyor.  Fukushima nükleer santral felaketi sonrasında Japonya’da neler yaşandı, neler değişti?  Bu soruyu, politikacılar, siyasiler, biliminsanları veya enerji şirketi sahiplerine değil doğrudan bu değişimleri yaşayan Karly Burch’a yönelttim.
Japonya’nın güneybatısındaki Wakayama şehrinde yaşıyan Karly Burch yüksek lisans öğrencisi.  Fukushima bölgesini terk etmek zorunda kalanlara yardım eden Ninniko ve Okaton gruplarında gönüllü.  Ayrıca Kansai’de yiyecek sistemi ve çevreyi radyasyon kirliliğinden korumaya çalışan grubun üyesi.

Bahar Fukushima’ya geldi mi?
Bu sene bahar çiçekleri özellikle endişe veriyor.  Çünkü Fukushima patlaması sonrası havadan gelen nükleer döküntüler ağaçların üzerine indi, polen ve yapraklarda birikti.  Bu sadece Fukushima civarında değil, Tokyo dahil kuzey Japonya’da oldu.  Geçen Aralık ayında biliminsanları sedir ağacı çiçeklerinde 250,000 bekerel/kg radyoaktif sezyum tesbit etti.  Bu çok yüksek bir miktar.  Ağaçların sadece polenleri değil, yaprakları, dalları radyoaktif durumda.

Radyoaktivite ile kirlenmiş topraklarda yaşamak güvenli değil.  Burada yaşayanlar taşındı mı?  Taşındılarsa, bu nasıl oldu, devlet taşınanlara yardım etti mi?  Devlet radyoaktif bölgede yaşayan halka temiz su ve yiyecek sağladı mı?
Hükümet, kaza sonrası güvenli radyasyon sınırını 1 millisievert/yıl’dan 20 milisievert/yıl’a yanı 20 katına çıkardı.  Fukushima civarında yaşayan halkı,  radyasyon miktarı bu standardın altında olan yerlerin yaşamak için güvenli olduğuna ikna etmeye çalışıyor.  Biliminsanı Arnie Gunderson, bu miktarın bile çok yüksek olduğunu ve sadece dışardan gelen radyasyonu hesaba kattığını, oysa su, yiyecek, hava ve kesikler yoluyla vücuda giren alfa ve beta taneciklerinin vücudun içinde ışımaya devam ettiğini , bunu dikkate almadıklarını açıkladı (http://fairewinds.com/content/cancer-risk-young-children-near-fukushima-daiichi-underestimated).  Ayrıca radyasyonun etkisi cinsiyete ve yaşa göre değişiyor.  Kadın ve çocuklar daha büyük risk altındalar.
Yiyecek için de aynı durum söz konusu.  Yiyeceklerde olabilecek radyasyon miktarı çok yüksek ve her yiyecek radyasyon testine tabi tutulmuyor.   Örneğin; halkın tükettiği mantarlarda 720 bg/kg radyasyon ölçüldü, oysa devletin koyduğu en yüksek sınır 100 bg/kg.  Bu nedenle halk Fukushima nükleer kazasından uzaklığı nedeniyle nispeten az etkilenen güneybatıdan gelen ürünleri satın alıyor.  Devlet görevlileri halkın yiyecek konusundaki endişesini “temelsiz söylentilere” bağlıyor.
Felaketin ilk günlerde, evlerini boşaltmaları gereken insanlar zorla otobüslere bindirilmişler ve yanlışlıkla radyasyon miktarı çok daha yüksek olan yerler taşınmışlar.  Geçici konutlar da radyoaktivite bulaşmış çimentodan yapılmış.
Wakayama’ya gelen Fukushima göçmenleri çoğunlukla kadın ve çocuklar.  Erkekler para kazanmak zorunda oldukları için bölgede kalmaya mecbur bırakılmışlar.
Çiftçiler dahil bölgede yaşayan, geçim kaynaklarını ve aile mallarını kaybeden bölge halkına tazminat verileceği söylenmiş, fakat şimdi TEPCO’dan (nükleer santrali işleten enerji şirketi) para almanın çok zor olduğunu düşünüyorlar.
Bölgede yaşayanlar yaşadıkları sağlık sorunları hakkında konuşmaya çalıştılar, fakat nükleer endüstrisinin etkisi altındaki hükümet tarafından susturuldular.

Japon hükümeti krizi nasıl yönetti?  Halk nükleer meselesinde hükümete güveniyor mu?
Hükümetin krizi iyi yönetemediğini düşünüyorum çünkü durumun vahamiyetini kabul etmedi ve insanların hayatlarını korumak yerine ekonomiye öncelik verdi.  Ayrıca, radyoaktivite bulaşmış yiyecek ve tusunami ile deprem enkazını dağıtarak tüm ülkeyi kirletmek ve halk sağlığını yok etmek, ekonomik büyümeyi başarmalarına yardımcı olmayacak, çünkü iş gücü hastalanacak.  Kadın ve çocuklar radyasyondan daha fazla etkilendikleri için Japonya’daki “yaşlı nüfus” problemi giderek kötüleşecek.

Eklemek istediğiniz bir şey var mı?
Deprem ve tsunumai sonrası büyük enkaz oluştu.  Fukushima nükleer santralı patlayınca bunun üzerini radyoaktif parçacıcıklar kapladı. Şimdi bu enkazın ne olacağı tartışılıyor.  Hükümet, yakılmasını istiyor fakat bu çok tehlikeli.  Çünkü, yakıldığında yokolmayan radyoaktif maddeler havaya karışıp, rüzgar ile yayılabilir, yağmur ile toprağa ve suya inerek çok geniş alanları kirletebilir.  Nükleer karşıtları ve vatandaş grupları bunu engellemek için çabalıyorlar.

Hayat Japonya’da asla normale dönmeyecek.  Nükleer kirlilik, Japon halkının sağlığını ellerinden alacak.  “Nükleer riskliyse evdeki tüp de riskli” diyerek nükleer santral felaketini basit bir patlama olarak gören Başbakan, acaba Fukushima’da nükleer felaketi sonrası Japonya’da yaşananları inceledi mi?

22 Ekim 2008 Çarşamba

Toprak=Çiftçi=Tüketici - 2008

Yayın Tarihi:
“Toprak=Çiftçi=Tüketici”, Cumhuriyet Sürdürülebilir Yaşam Eki, Haziran 2008 sayısı.
"Toprak=Çiftçi=Tüketici", www.ekolojistler.org, www.tarvak.org.

Shumei Vakfı Doğal Tarım Çiftliği Yöneticisi Yasunori Sako farklı bir tarım yöntemini ve bununla birlikte gelişen bir yaşam biçimini anlatıyor

Fotoğraflar: Hidetaka Torii, Shumei Natural Agriculture Network (SNN)

Japon kökenli Shumei Vakfı, ruhani liderleri Mokichi Okada’nın öğretileri doğrultusunda doğal tarım uygulamaları yapıyor. Doğal tarım, tarımın tüm elemanları ki bunlar; dünya, güneş, yağmur, toprak, rüzgar, çiftçi, yiyecek yiyen insanlar ve bu insanların içinde yaşadıkları toplum, ruhsal ve fiziksel olarak sağlıklı hale getirmeyi amaçlar. Shumei Vakfı, Doğa hakkındaki düşüncelerin değişmesi ve daha sürdürülebilir bir yaşam tarzı geliştirilmesi için çalışıyor. Vakıf, Samsun’da Kızılırmak deltasında yaşanan kimyasal kirlenmenin önlenmesi için bölge çiftçileri ve ilköğretim öğrenciler ile doğal tarım projeleri yürütüyor.

Shumei Naturel Farm Türkiye temsilcileri Satoru Nakano ve Chikako Nakano’nun düzenlediği toplantıda, Shumei Vakfı Doğal Tarım Çiftliği Yöneticisi Yasunori Sako’nun sunumunu dinleme ve kendisiyle konuşma fırsatı bulduk.

Türkiye’de organik tarım uygulanıyor. Doğal tarım organik tarım mıdır? Doğal tarımı bize anlatır mısınız?

Doğal tarımı anlamak için avucunuzda bir tohum olduğunu hayal edin. Ağırlığı fark edilmeyecek kadar azdır. Sadece derinize dokunuşunu hissedersiniz. Aslında bu minik tohum tüm dünya yiyeceğinin doğuş noktasıdır. Doğal tarım için tohum, bir öğretmen, bir ortak ve bir tedarikçidir. Tohumun fiziksel enerjisi bedenleri, ruhani enerjisi yüreği ve aklı besler. Tohum bize nasıl sevgi, saygı ve şükran ile yaşanacağını öğretir. Tarım yapmanın bir insanın doğaya duyacağı en derin saygı olduğunu kabul ediyoruz. Biz toprağın ihtiyacı olan her şeye sahip olduğuna inanırız. Ne kimyasal gübre ne de hayvan gübresi kullanırız. Her canlının duyguları vardır. Toprak da bir canlıdır ve duyguları vardır. Üzerine hayvan pisliği konulması hoşuna gitmez. Sadece dökülen yapraklardan yapılan kompostu toprağın üzerine döşüyoruz. Dolayısıyla, doğal tarım yapılan toprakta hayvan çeşidi yani mikroorganizma daha fazla oluyor. Bu toprağın sağlık kazanmasına yardım ediyor.

Doğal tarımda bitki kökleri besine ulaşmak için derinlere iner. Böylece güçlenir ve gelişir, gövdesi pek uzamaz. Bu nedenle ürünler ağır olur. Ağır ürünleri güçlü kökler rahatlıkla taşır. Geleneksel tarımda bitki köklerinin dibine kimyevi gübre konur. Bitki besine çok rahat ulaştığı için kökler gelişmez, cılız kalır. Gövdesi uzar. Sert yağmurda kökler ağır gövdeyi taşıyamaz, bitki kırılır. Ayrıca, kuraklıkta cılız kökler kolaylıkla susuz kalır.

Doğal tarım, bir tarım yaklaşımı olmanın ötesinde yiyecekle ilgili yeni bir anlayıştır. Bu anlayışta toprak, çiftçi ve tüketici eşittir. Toprağın cansız, tüketicinin işlevsiz, çiftçinin topraktan aldığı ile tüketici beslemekten tek başına sorumlu olmasını kabul etmez. Toprak yetiştirir ve tedarik eder. Çiftçi toprakla ilgilenir ve bitkileri yetiştirir. Tüketici katılımcıdır, memnun olur ve eğitir. Basit yeme işlemi gerçek bir besin zincirine dönüşür.

Aslında doğal tarım bir dünya görüşüdür. Şükran ve saygı duymak, duyarlılık hissetmek çok önemlidir. Bu duygular birbirini besler ve bulaşıcıdır. Shumei üyeleri olarak, Doğal tarımın bu duyguları canlandırıp dünyaya yayılmasına yardımcı olacağına ve Dünya barışına katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Doğal tarım geleneksel tarımdan çok farklı. Üstünlükleri neler?

Bir üniversitenin yaptığı araştırma sonuçlarına göre, doğal tarımla yetişen ürünlerin besin değeri geleneksel tarımla yetişen ürünlerin besin değerinin 3 katıdır.

Doğal tarım doğa ile bütünlük içinde ve doğal döngülere saygılıdır. Bu nedenle toprağın iyileştirilmesine ve hatta ormanlar ile okyanusların iyileştirilmesine dahi yardımcı olur.

Çiflikteki yaşantıyı anlatır mısınız? Siz doğal tarıma nasıl başladınız?

Shumei doğal tarım çiftliği Kyoto civarında Shigaraki bölgesinde bulunuyor. 20-30 kişi çalışıyor. Biz doğaya çok sıkı şekilde bağlı olduğumuzu hissediyoruz. Hergün iki kişi tarladan toplanan ürünlerle öğle yemeği hazırlar ve birlikte yenilir. Ben 10 yıl önce doğal tarıma başladım. Başlama nedenim çok lezzetli bir karpuz yemem. Karpuzun doğal tarım yöntemiyle yetiştiğini öğrenince, bu konuda çalışmaya ve aynı lezzette karpuz yetiştirmeye karar verdim. 3 yıl çiftlikte stajyer olarak çalıştım. Önce doğal tarım felsefesini sonra tekniklerini öğrendim. Ardından çiftliğin yöneticisi oldum. Çiftliğimiz çok güzel, harika manzaralı ormanlarla çevrili. Ormandan odun sağlıyoruz. Odunları yemek pişirmek ve ısınmak için kullanıyoruz. İki geleneksel Japon evi inşa ettik. Bu evler artık Japonya’da çok nadir bulunuyor. Kullanılan tüm malzemeler doğal. Çatı saz ve bambudan, duvarlar ise kerpiç. Çatıdaki sazların üç veya beş yılda bir değiştirilmesi gerekiyor. Bizim nesil bunu nasıl yapacağını bilmiyor. Biz eskilerden öğrendik. Eğer öğrenmeseydik, bu yöntem bugün unutulmuş olacaktı.

Evin ortasında ocak var. Yemek ocakta pişer, ateşin etrafına yere oturulup yenir. Yanan ateşin dumanı tavana yükselir ve çatıdaki bambuyu sağlamlaştırır. Son derece güzel işleyen bir sistem.

Şehirlerde ışık ve suyumuz var. Eğer deprem olursa, bunlar garanti değil. Oysa bizim çiftlikteki yaşantımız sürdürülebilir. Çünkü her zaman ışık ve suyumuz var.

Doğal tarım yöntemiyle neler yetiştiriyorsunuz?

Çiftliğimizde pirinç, shitakee mantarı, çay ve seksen çeşit sebze yetiştiriyoruz. 5 hektarda pirinç, 2 hektarda sebze ve 1 hektarda çay ekiyoruz.

Ürünlerinizi nasıl satıyorsunuz?

İlkelerimizden biri aracısız dağıtım. Yetiştirdiğimiz ürünleri Shumei Vakfı üyelerine gönderiyoruz. Ürün fazlamızı yerel pazarlarda satıyoruz.

Tohumları nereden alıyorsunuz?

Kendi tohumlarımızı kendimiz yetiştiriyoruz. Aynı tohum Japonya’nın üç farklı noktasında ekilse, yetişen ürünler farklı olur. Burada yetişen tohum bu toprağa en uygun tohumdur. Kaliteli ürün için tohum seçimine önem veriyoruz.

Zararlılarla nasıl mücadele ediyorsunuz?

Eğer toprak sağlıklıysa, ürünler de sağlıklı olur. Toprak sağlıksızsa, zararlılar oluşur. Bu nedenle hiçbir ilaç kullanmıyoruz. Bir alan böceklenirse, orayı karantina altına alıyoruz.

Doğal tarım ve Shumei Vakfı hakkında daha detaylı bilgi edinmek isteyenlere ne önerirsiniz?
Shumei Natural Farm Türkiye temsilcileri Satoru ve Chikako Nakano ile baglanti kurabilirler. E-posta adresi: istanbul@shumei.eu . http://www.shumei-na.org/ adresini ziyaret edebilirler. Ayrıca Shumei Vakfı yayınlarından Lisa M. Hamilton’un “Shumei Natural Agriculture: Farming to Create Heaven on Earth” kitabını okumalarını öneriyorum.