Sürdürülebilir yaşam, doğa ile uyum, insan ve doğa, doğa ve siyaset konularında düşündüren, bakışı genişleten, anlayışı zenginleştiren yazılar
9 Mayıs 2012 Çarşamba
Fukuşima'da Sessiz Bahar
30 Nisan 2012 Pazartesi
BÜYÜKADA NÜKLEER KARŞITI SANAT ŞENLİĞİ
Sanatçı arkadaşlarım Gül Bolulu, Berna Erkün ve Zehra Erkün ile biz ne yapabiliriz
diye oturup konuşurken, sokak şenliği fikri doğdu. Sanat ile aktivizmi
birleştiren kamusal sanat tarzı bir çalışma düşüncesi hepimize sıcak
geldi. Yaşamın ve hatta “an”ın
içine sanatı sokabilen, karşı duran, asice beliren, rahatsız edici imgeler
kullanan, öngörülemeyen biçimde ve şekilde olan, planlı fakat sürprizlere açık,
durağan değil akıcı bir sergileme ve performans çalışması tasarladık. Fukuşima ve Çernobil’de “üstün”
teknoloji kullanılarak “akıllı” biliminsanları tarafından tasarlanan nükleer
santrallerin “insan hatası” sonucu yol açtığı yıkımı anlatmak istedik. Nükleer santral kazaları etkisi anlık olan
kazalar değil. Bunlar, etki alanı çok geniş olan, uzun süre radyasyon yayan,
sürekli yaydığı radyasyonun insan üzerindeki etkileri henüz bilinmediği, öldürmediğini
hastalıklara mahkum edip yıllarca çektiren, DNAları bozarak nesiller boyu
doğacak çocukları sakatlık ve hastalığa mahkum eden felaketler. Fukuşima’da ve Çernobil’de halkın
yaşadığı sıkıntıları, acıları yaşamayan bilebilir mi? Bilemez. Bu
noktadan hareketle şenliğimize
“Yaşamayan Bilmez Fukuşima’da Çernobil’de...” adını verdik. Amacımız, 2011’de Fukushima’da, 1986’da
Çernobil’de yaşanan nükleer santral felaketlerinin onbinlerce insanın hayatını
nasıl bir anda tamamiyle değiştirdiğini anlatmak ve nükleer teknoloji ile
enerji üretmek yerine enerji tasarrufunun önemini vurgulamaktı.
![]() |
| Sanatçı ve aktivistlerin bir grubu. |
30 Temmuz 2011 Cumartesi
Akkuyu Çocuk Kampı - Temmuz 2011

Yayın Detayları: Cumhuriyet,Sürdürülebilir Yaşam Eki, 30 Temmuz 2011
Mersin Akkuyu’da kurulması planlanan nükleer santral projesi, dü nyanın pekçok başka noktasında, uluslararası şirket – devlet – global finans kurumları birliğince yürütülen, devasa projelerden biri. Sahnelenen ülke ve oyuncular değişse de oynanan senaryo hep aynı. Figüranlar projelerin etki alanında yaşayan yerel halk. 40 yıldır süre gelen Akkuyu mevkindeki Büyükeceli köylülerinin deyimiyle “Atom santralı” projesi köyü “Atomu isteyenler”, “Atomu istemeyenler” olarak ikiye bölmüş. Erkeklerin kahveleri bile ayrı. Proje insanları topraklarından soğutmuş. Büyükler, çocuklarını ve torunlarını düşünmeden kendilerine atalarında kalan toprakları satarak sadece kendilerinin değil ailelerinin de yöreyle ve toprakla bağlarını koparmakta. Çocukların büyüdüklerinde artık dönüp gelecek bir köyleri olmayacak. “Atom santralı” projesi köylü arasındaki huzur, uyum ve birlikteliği bozmuş, sosyal ilişkiler yaşananlar ile yıpranmış. Köylüler, geleceğe umutla bakamıyor, köyleri için hayaller kuramıyorlar. Oysa doğası güzel, denizi temiz, toprağı bereketli, güneşi bol, suyu olan bir yöre. “Atom projesi”ni bir yana bırakıp, ellerindeki bu değerleri farkedip, değerlendirseler ve gelecek için hayaller kurup, bu hayallerin peşinden birlikte gidebilseler yaşamları çok farklı olurdu.
Dört yıldır, sürdürülebilir yaşamın sosyal ve teknoloji alandaki değişimini kolaylaştıran, oyun ve egzersizlerden oluşan kişisel gelişim, ekip oluşturma, farkındalık yaratma programları düzenliyorum*. En büyük hayalim Akkuyu- Büyükeceli Köyü çocukları için bilim, sanat ve müzikle bezeli, doğa sevgisi ve dayanışmayı güçlendiren yaz kampı düzenlemekti. Hayalimi paylaştığım arkadaşlarım destek verince, Akkuyu Çocuk Kampı ortak hayalimiz haline dönüştü ve Büyükeceli Köyü’nde 1-7 Temmuz tarihlerinde Akkuyu Çocuk Yaz Kampı düzenlendik.
Kendimizi, gönüllülük ilkesini benimsemiş, herhangi bir dernek, vakıf, Sivil Toplum Kuruluşu, örgüt veya oluşuma bağlı olmayan, “İnsanı, doğayı ve dünyayı seven”ler olarak tanıtıyoruz. Amacımız,
Dayanışma, karşılıklı saygı, disiplin, iyilik yapma, eşitlik ve adalet, doğanın bir parçası olma, doğayı sevme, gelecek nesillerin ve canlı, cansız tüm varlıkların yaşam haklarını koruma gibi insani ve evrensel değerleri çocuklara kazandırmak.
Temmuz başında köy meydanında kampı başlattık. Çocuklar anneleri, nineleri ile geldiler. Aynı köyde yaşamalarına rağmen ilk kez birlikte eğlenmek, öğrenmek ve üretmek için biraraya geliyorlar. Çocuklar bir hafta boyunca kişisel gelişim ve farkındalık yaratma amaçlı oyunlar oynadılar, belgesel izlediler, hayal çalışması yaptılar, Büyükeceli Köyü için kalkınma projeleri hazırladılar, şarkılar öğrendiler, doğa şiirleri okudular, ekoloji, eko-sistem, doğa koruma ve bulmacalı bilim dersi gördüler ve sanat çalışmaları yaptılar.
Çalışmalar, bazen köy meydanında, bazen ilköğretim okulunun bahçesinde, hep açıkhavada yapıldı. Herkese açık olan çalışmalara, küçüklerin yanısıra meraklı anne ve babalar, dedeler, anneanne ve babaannelerde bazen de yoldan geçen meraklılar katıldı. Son gün ürettikleri çalışmaları sunan çocuklar, büyüklerin takdirlerini kazandı.
Her çalışmamıza elele tutuşarak dostluk çemberi kurup birbirimizi selamlayarak başladık. Birbirimize yaptığımız iyilikleri anlattık. Küçükler büyüklere örnek olabilir mi diye tartıştık. Çocuklar ilerde Büyükeceli Belediye Başkanı olurlarsa, neler yapacaklarını anlattılar. Atık nedir birlikte tanımlamaya çalıştık.
Doğal Tarım, Eko-turizm, Orman Müzesi ve Milli Park, Evsel Atık Suların Bitkilerle Arıtılması konularını aktardık ve çocuklar köyleri için bu konularda kalkınma projeleri hazırladılar.
Pillerin doğaya verdiği zararı anlattık ve atık pil toplama yarışması düzenledik. En çok atık pil toplayan çocuklara ödül verildi.
Ortak hayal çalışması yaptık. Büyükeceli Köyü’nün daha yaşanılası bir yer olması için ne hayal edersiniz diye sorduk. Çocuklardan birisinin köy içinde futbol sahası hayalini beğenen çocuklar, hayalin gerçekleşmesi için ortak hareket ederek, bir dilekçe hazırlayıp, Belediye Başkanlığ’na ilettiler.
Nükleer santral yapımının planlandığı Büyükeceli Köyü, santral yapıldığı takdirde, santrala çok yakın olduğu için boşaltılacak. Bu nedenle köy için nükleer enerji yerine alternatif, temiz enerji kaynakları ve enerjinin tasarruflu kullanımı büyük önem taşıyor. Temiz, yenilenebilir ve kirli enerjileri anlattık. Bu bağlamda çocuklarla rüzgar gülü yaptırdık, güneş ve rüzgar enerjisi konusunu grafiti çalışması olarak duvara resmettiler.
Gül Bolulu Büyükeceli sahilinde “Yuvama Dokuma” temalı örümcek ağı enstalasyonu yaptı ve ağaçları giydirerek ağaç sevgisini vurgulayan mini “Dokunmuş Ağaçlar” sergisi açtı.
Ben, Gül Bolulu, İlker Karacan, Özkan Özdemir ve Elif Eren Aksoy’dan oluşan grubumuz “Çevreci” ve “Nükleer santral karşıtı” olduğumuz için birkaç tatsız olay yaşadık ve Büyükeceli Belediyesi’nden hiç destek görmedik.
Kampa düzenli gelen bir çocuk gözümüzün önünde babasından dayak yedi. İşsiz iki oğluna “atom”da iş sözü verilmiş. Biz yolda yürürken “Çevreciler, siz herşeye hayır dersiniz, 3. Köprüye de, baraja da...” diye bağırmaya başladı. Bizi tanımıyor, çocuklarla neler yapıyoruz bilmiyor bile.
Top sahası hayali için çocuklar hazırladıkları dilekçelerini Büyükeceli Belediye Başkanı vermek istediler. Sekreterinden üç kez randevu aldılar, fakat başkan gelmedi. Çocuklar, dilekçeyi ne sekreteri, ne de vekili almak istemeyince Kalem Müdürüne teslim ettiler.
Kamp süresince Efkan Bolaç gönüllü hamimiz oldu, çocukların velileri ve köydeki nükleer karşıtı köylülerden büyük destek gördük. Yaşadığımız olumsuzluklarda hep yanımızdaydılar. Birlikte eğlendik, öğrendik, ürettik, yaşama farklılık ve anlam kattık. Çocuklarla tarifi imkansız gönül bağları kurduk. En büyük ödülümüz, yüzlerindeki mutluluk, neşeli kahkahaları, gözlerindeki meraklı, şaşkın pırıltılar, aralarında yeşeren yeni dostluklar, birbirlerine karşı göstermeye başladıkları özen, gösterdikleri çabalar ve çıkardıkları güzel işlere sahip çıkmadaki azimleri oldu.
22 Ekim 2008 Çarşamba
Ayşen Eren: Nükleer Yasaya Karşı Yürüyorum - 2007
“Ayşen Eren: Nükleer Yasaya Karşı Yürüyorum” Ropörtaj, Yeni Harman, İstanbul, Ocak 2007 sayısı.
Ayşen Eren bir aktivist. Ayşen’i birkaç yıldır, fotoğraf makinesıyla, anti-nükleer eylemlerde
Nükleer yasaya karşı yürümeye nasıl karar verdiniz?
Nükleer yasaya karşı tepkiliyim ve karşıyım. Bu karşı duruşumu bir şekilde ortaya koymak istedim. Diğer yandan nükleer yasaya ve mecliste onaylanıp yürürlüğe girdiği takdirde Türkiye’de kurulacak olan nükleer santrallere ve bu santrallerin yaratacağı risk, tehlike ve sorunlara toplumun dikkatini çekmek, farkındalık yaratmak istedim. Yürümek son derece insani, barışcıl ve dikkat çekici bir eylem. Ayrıca heryerde, her an yapılabilir. Bu nedenlerle “Nükleer Yasaya KARŞI Yürüyüş”e katılmaya karar verdim. Katılmaya diyorum çünkü bu yürüyüşün fikir babası Timur Danış. Benden önce Timur Danış, Antalya’dan Hediye Gündüz, Greenpeace gönüllüsü arkadaşlar, Sinop’tan Emrah Bilgiç ve Bahriye Şengün yürümeye başlamıştı zaten.
Nükleer karşıtlığınızı nasıl temellendiriyorsunuz?
Türkiye’de nükleer yasayı çıkarmak isteyenlere sormak istiyorum:
Gelecek nesillerin de yaşayacağı bu ülkeyi, kullanacağı toprağı, suyu ve havayı radyoaktivite ile kirletmek için onlardan izin aldınız mı?
Radyoaktif atıkları onbinlerce yıl güvenli saklama sorumluluğunu çocuklarımıza, torunlarımıza ve onların çocuklarına bırakıyoruz. Bu sorumluluğu almak istiyorlar mı? Onlara sordunuz mu?
Ülkedeki nükleer gelişmeyi nasıl değerlendiriyorsunuz? Yani nükleer çalışmalar sizce hangi aşamada?
Ülkenin bugünkü ve bundan sonraki binlerce yılını etkileyecek bir karar jet hızıyla oldu bittiye getirilerek apar topar meclisten geçirilmeye çalışılıyor. Yasa taslağı komisyonda incelenirken edinme ve inceleme imkanı olmadı. Henüz yasa Anayasa’da belirlenmiş tüm aşamalardan geçip yürürlüğe girmeden Sinop’ta nükleer santral kurma çalışmaları başlamış görünüyor. Bazı televizyon kanalları nükleer santrallerin faydalarını (!) anlatan programlar yapıyor. Hiçkimse nükleer santrallerin yarattığı risklerden; sık yaşanan nükleer kazalardan; Almanya, İsveç gibi ülkelerin nükleerden enerji elde etmekten vazgeçip, temiz, yenilenebilir enerji kaynaklarına yöneldiklerinden; nükleer atık sorununun hala çözülemediğiden; Çernobil kazası sonrası Karadeniz yöresindeki yüksek kanser oranlarından bahsetmiyor. Nükleer Karşıtları hariç.
Nükleer karşıtı yürüyüşünüzün ilk gününü anlatır mısınız?
İlk yürüyüşümü kızımla, Timur Daniş ve oğluyla birlikte yaptım. Ama o gün kalabalıktık ve yürürken sohbet edip kızımla ilgilendiğim için çevreyi pek fark etmedim. Mesaj olarak elimizde rüzgar gülü taşıdık. Gerçek anlamda ilk yürüyüşümü Kadıköy iskeleden kalabalık bir saatte tek başına başlattım. Zordu. Vermek istediğim mesaj “Nükleer Yasa Mecliste. Nükleer Yasaya KARŞI Yürüyorum” idi. Bunu bir karton üzerine elimle yazdım ve yürürken taşıyorum. Kalabalık arasında herhangi birisi iken, elinizde böyle bir mesajla yürümeye başladığınızda bir anda fark ediliyorsunuz. Bu rahatsız edici bir duygu. İlk verdiğim tepki gözlüklerimi takmak oldu. İnsanlar önce benim farklı olduğumu kalabalıkta algılıyorlar. Yüzüme bakıp sonra elimdeki kartona bakışlarını çeviriyorlar. Sonra benim “normal” olup olmadığımı anlamak için daha inceleyici şekilde yüzüme bakıyorlar. Bakışım, duruşumdan “normal” olduğuma kanaat getirip yeniden bakışlarını elimde kartona yöneltip bu sefer okuyorlar. Kimisi “Biliyorum, destekliyorum” bakışı atıyor, kimi “Bu ne?” bakışıyla bakıyor. Sonuç olarak eylemim amacına ulaşıyor.
Yürüyüşcülüğünüz günler ilerledikçe nasıl gelişti?
Uzun süreli yürüyüşlere alışkınım. Yürümek basit bir eylem gibi görünse de düzenli, sürekli olarak yapıldığında ciddi bir ön hazırlık gerektiriyor. İlk olarak rota belirleyip, yürüyüş saatlerimi kararlaştırıyorum. Kendimce bazı püf noktaları geliştirdim. Niyetim meydan ve sokakların en kalabalık olduğu saatlerde yürümek. Ana yollarda ilerlerken trafiğe karşı yürüyorum ki taşıtlardaki insanlar da fark etsin. Çok soğuk havalarda sabahları değil öğleden sonra yürüyorum. Genelde Kadıköy İskele’de yürüyüşümü başlatıyorum. Yürürken tepkiler alıyorum. El sallayanlar, alkışlayanlar, “Biz de sizi destekliyoruz”, “Biz de karşıyız”, “Nükleere Hayır” diyenler oluyor. Gülümseyerek destekleri için teşekkür ediyorum ama doğrudan iletişime geçmiyorum. Fotoğrafımı çeken kişilere “nükleer” konusunda ne bildiklerini soruyor, kısa bir sohbet yapıyorum. Birgün Harem civarından yürürken “Peki yoksulluk ne olacak?” dedi bir hamal. Sarsıldım. “Karşı Yürünecek” ne çok konu var diye düşündüm.
Bir gazete haberinde acılı annenin oğlunun 24 yaşında lenf kanseri sonucu ölümünü Çernobil kazasına bağladığını okudum. O gün mesajımı “Nükleer Yasaya KARŞI Yürüyorum. Nükleer Öldürür” olarak değiştirdim.
Yürüyüşlerim sonucunda kadınların erkeklere, gençlerin diğer yaş gruplarına göre daha ilgili oldukları kanısına vardım.
Yürüyüşün bir hedefi ya da süresi var mı?
Hedefim İstanbul’da yürüyerek insanlarda “Nükleer Yasaya” ve sonuçlarına karşı farkındalık yaratmak; soru işaretleri oluşturmak; duyarsız, ilgisiz kalmamalarını sağlamak. “Nükleer Yasaya KARŞI Yürüyüşüm” bu yasanın meclise gelmesi beklendiği sürece devam edecek.
Eklemek istedikleriniz?
“Nükleer Yasaya KARŞI Yürüyüşü” inanan herkes yapabilir. Yaşadığı kentin, köyün sokaklarında yürüyebilir. Bu herkesin rahatlıkla yapabileceği insana, çevreye saygılı barışçıl bir karşı duruş ve farkındalık yaratma eylemi.
Görüşülmekte olan yasalara karşı sade vatandaş olarak daha duyarlı olmalı ve Meclis’te sesimiz olması gereken vekillerimize düşüncelerimizi iletmeliyiz.
Teşekkür ederiz.








