sürdürülebilir yaşam oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sürdürülebilir yaşam oyunları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Şubat 2013 Perşembe

TEKNOLOJİK SİSTEMLERDEN, İNSAN-DOĞA SİSTEMLERİNE


Yayın Detayları: EKOIQ, Şubat 2013

2000’li yılların başında yaşarak sürdürdüğümüz sistemi sorgulamaya başladım.  Çocukluğum ve gençliğimdeki yaşamım ile bugünkü yaşamım arasındaki fark giderek açılıyordu.  Görünürde yaşam standartlarım yükseliyor gibiydi ama özünde kalite düşüyordu.  Örneğin; marketler yaygınlaşıp, satın alabileceğim gıdalar çeşitlenirken, gıdalara eklenen kimyasalların çeşidi ve miktarı artıyordu.  Gıdaların raf ömrü artarken, besin değeri düşüyordu.  Şehirde taze süt bulmak hayal olmuş, her hafta biriken süt kutularını çöpe atmak tedirgin etmeye başlamıştı.  Kabaca hayatım boyunca içeceğim sütlerin kutu sayısını hesapladım ve birarada hayal ettim.  Çöp tepesinin altında kaldım.  Sonra hayalime Istanbul’daki milyonlarca evi ekledim..  Peki satın aldığımız su şişeleri için aynı hesaplamayı yapsak ne olurdu?  Bu sistemsel bir sorundu ve sadece gıda ile sınırlı değildi.  Yaşamın her noktasında aksaklıklar gözlenebiliyordu.  Sistemler kurulurken belki niyet bu değildi fakat zaman içinde sorunlu ve yaşamı tehdit edici bir noktaya gelmişlerdi.  Bunu yapan bizdik.  Sanıyorum insan evrimleşirken sistemi (ki buna batı uygarlığı diyebiliriz) yarattı ve sonra insanın sistemi, sistemin de insanı evrimleştirdiği bir dönem başladı.  Evrim derken fiziksel gelişimle birlikte içsel gelişimi de kastediyorum.  Gençlerin, cep telefonları ile kurdukları yakın, gizemli, duygusal ilişkiyi örnek olarak verebilirim.
2007 yılında “Sürdürülebilir Yaşam Tasarım Çalıştayı”na katılmam ile yaşam haritam değişti.  Çevre sorunlarına karşı artan duyarlılığım ile birliket zaten giderek yoğunlaşan çalışmalarım vardı.  Fakat bu eğitim ile “Sürdürülebilirlik” kavramı ile tanıştım ve özünde teknik değil sosyal bir kavram olduğunu öğrendim.  Bireylerin ve toplumların, sistemin dayattığı tüketime endeksli yaşam biçimlerine karşı daha insanca, mantığın yanında duygulara, sezgilere ve içsel bütünlüğe değer veren, doğa ile daha bütünleşik ve ona saygılı, daha adil, gelecek nesillerin ve dünyanın yaşam haklarına saygılı farklı yaşam biçimlerini yaratabileceğini gördüm.  Buna “Sürdürülebilir Yaşam” diyorum.
Bu noktada mesleki eğitimimi ve deneyimimi “Sürülebilir Yaşam” projelerinde değerlendirmeye karar verdim. Endüstri mühendisiyim ve çalışma hayatımda ağırlıklı olarak sistem tasarımı, sistem iyileştirme projelerinde çalıştım. Teknolojik sistemler ile insan-teknoloji sistemleri üzerinde deneyimim var.  Artık konum insan sistemleri ile insan-doğa sistemleri.
Bu bağlamda kişisel ve sosyal değişim için tasarladığım, “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları” dediğim, oyunlar, grup çalışmalarından oluşan eğitim programları yürütüyorum.  “Sosyal sürdürülebilirlik”e hizmet eden eğitim programlarının hazırlanmasına danışmanlık ediyorum ve yazılar yazıyorum. Alternatif eğitim tekniklerini kullanarak toplantılara kolaylaştırıcılık yapıyorum.  Bir eko-köy girişimine grup bilincini kavrayıp, bir arada üreterek yaşayabilmeleri için destek vereceğim.
Yaptığım işin bir benzeri yok, çünkü çok tanımlı bir şekli yok.  İhtiyaçları dinliyor, kendi yapabileceklerimden yola çıkarak bir öneri getiriyorum.  Sonra bu öneriyi birlike detaylandırıp nasıl hayata geçireceğimizi konuşuyoruz.  Şirketim yok.  Kartvizitim yok.  Tanıtım dosyam yok.  Referanslarım bugüne kadar birlikte çalıştığım insanlar ve yaptığım işler.

26 Kasım 2011 Cumartesi

Ezilenlerin Tiyatrosu - Kasım 2011


Yayın Detayları: Cumhuriyet, Sürdürülebilir Yaşam Eki, 26 Kasım 2011

Boğaziçi Üniversitesi Barış Eğitimi Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin konuk ettiği Prof. George Emilio Sanchez, “Augusto Boal’ın Ezilenlerin Tiyatrosu ve Yaratıcı Süreç” başlıklı bir çalışma yaptı. Katılımcılar, oyunun tiyatral bir formda toplumsal baskıları tanımlayıp tartışmak için çok etkili bir yöntem olduğunu deneyimlediler.

Johan Huizinga insanı “Homo Ludens” yani oyun oynayan insan olarak tanımlar, oyunu sosyal ve kişisel gelişmenin bir parçası olduğunu söyler. Oyun serbesttir ve özgürdür. Biçim olarak günlük hayatın dışındadır, özgür ve kurmaca yapısıyla oyuncuyu içine çeker. İşlevlerinden birisi bir nesne veya fikrin temsilidir. Bu bağlamda tiyatro da bir oyundur. Brezilya’lı yazar, tiyatro yönetmeni ve politikacı Augusto Boal, tiyatronun bu özelliğini kullanan devrimci bir eğitim hareketini başlattı. Paolo Freire’nin Ezilenlerin Pedagojisi kuramından çok etkilenen Boal, bunu destekleyen Ezilenlerin Tiyatrosu kuramını oluşturdu. Tiyatroyu yerel, toplumsal sorunları tartışmak ve çözüm aramak için bir araç olarak kullandı. Boal’a göre heryer sahne, herkes oyuncu olabilir. Ezilenlerin Tiyatrosu üç farklı pratikten oluşur: Forum Tiyatrosu, Görünmez Tiyatro, İmge Tiyatrosu. Her pratik, seyirciyi oyuna dahil ederek, toplumsal, siyasal ve sosyo-ekonomik baskılara karşı tavrını göstermesine yardımcı olur. Boal oyunlarını, özellike fakir, ezilmiş ve dışlanmış, varolan sistem içinde sesini yükseltmeyen topluluklarda sergiledi. Bu yöntem, dünyada 70’den çok ülkede eğitim, pedagoji, politika, ruh sağlığı, toplumsal konularda çalışan yüzlerce grup tarafından kullanıldı. Barışa hizmet eden çalışmalarından dolayı, Boal’e 2008 yılında Nobel ödülü verildi. Augosto Boal’in “Ezilenlerin Tiyatrosu”, “Oyuncular ve Oyuncu Olmayanlar İçin Oyunlar”, “Arzu Gökkuşağı: Boalin Tiyatro ve Terapi Metodu” kitapları Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından yayınlandı.

Çalıştayda eğitim veren George Sanchez, Boal ile birlikte çalışmış. Boal ve Ezilenlerin Tiyatrosu’ndan esinlenerek hazırladığı eğitim programlarını azınlıklar, yasadışı göçmenler, cinsel istismara, ırkçılık ve şiddete uğramış insanlara uyguluyor. Boğaziçi Üniversitesi’ndeki çalıştayda Ezilenlerin Tiyatrosu’sundan birkaç egzersiz yaptırdı. Sanchez, yaratıcılığın geliştirilebilen bir kas olduğa inanıyor. Hayal etme egzersizleriyle bu kası güçlendiriyor. Bize “Nesnelerin Dönüşümü” olarak adlandırdığı bir grup çalışması yaptırdı. Bir bardağı veya bir sandalyeyi kaç farklı şekilde hayal edebilirsiniz? Bir, üç, beş, on... Bardak, başınıza koyduğunuzda şapka, hayali kaşığınızla içinden hayali çorba içtiğinizde tabak, seksek taşı, kuyu, topaç, top, çöp kutusu, vazo, saksı, taş olabiliyor. “Güç Yapıları” olarak adlandırdığı oyunda grubun ortasına 4 sandalye, bir masa ve bir bardak koydu. Bu eşyalarla sandalyelerden birisini en güçlü gösterecek yapıyı kurmamızı istedi. Sonra grubun hangi eşyayı en güçlü gördüğünü sordu ve nedeni açıklamamızı istedi. En son, yapıyı oluşturan kişinin hangi eşyayı en güçlü göstermek istediğini sordu. Yapının en üstündeki sandalyeyi en güçlü gören olabildiği gibi, bu sandalyeyi diğer eşyalara bağımlı görüp en güçsüz kabul edenler de oldu. Egzersiz bize şunu deneyimletti, bizim yapmak istediklerimiz ile topluluktaki diğer bireylerin bunları algılayışları çok farklı olabiliyor. Bu egzersiz, “güç”ün ne kadar farklı tanımlandığını, olumlu veya olumsuz nitelenebildiğini gösterdi. Ezilenlerin Tiyatrosu’dan alıntılanmış “Arzu Gökkuşağı” oyununda, “baskı” sözcüğünü vücudumuzu ve mimiklerimizi kullanarak canlandırdık. Birkaç aşamalı bu oyunda, ilk önce bireyler “baskı” sözcüğünü nasıl algıdıklarını topluluk önünde teker teker gösterdiler. İkinci aşamada gruplar oluşturduk. Her grup üyesi, kendisinin ve diğer üyelerin vücutları ile mimiklerine şekil vererek “baskı” sözcüğünü anlatan heykel yaptı. Sonra her grup topluluk önünde, yaptıkları heykelleri sergiledi. Böylece “baskı” sözcüğünün pekçok farklı ifade edilişini gördük. En son bölümde grup olarak yavaşça birer birer heykele eklenerek bir bütün oluşturduk. Amacımız heykelin ifade ettiği “baskı” anlamını güçlendirmekti. Sonra yaptığımız hareketi destekleyen bir cümle kurduk ve bunu kendi kendimize tekrarladık. Bir sonraki aşamada yakınımızdaki kişilerle dialog şeklinde konuşarak içselleştirdiğimiz cümlemizi paylaştık. Ve birlikte yine çok yavaş hareket ederek heykele istediğimiz en son şekli verdik. Grup dinamiklerini kullanan, ortak hayal gücü oluşturan, grup içinde bütün farklılıklara rağmen bir heykel üzerinde anlaşmamızı sağlayan sıradışı bir çalışma idi.

Dört yıldır “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları” adıyla oyun ve egzersizlerle bezeli, ilkesi deneyimlerek öğrenme olan, grup dinamiklerini kullanan kişisel gelişim programı uyguluyorum. Çok farklı gruplarla, farklı yaşlarda insanlarla, farklı ülkelerde oyunlar oynadım. Bu konuda yazılmış pekçok kitap okudum, benzer programlara katılan insanlarla konu
ştum. Kişisel deneyimim ve toparladığım görüşler, hep grup olarak oyun oynamanın mucize olarak nitelediğim yönünü teyit ediyor. “Oyun” sözcüğü çocuğu çağrıştırmakla birlikte aslında oyun oynamanın yaşı yok. Hatta belki yetişkinlerin çocuklardan daha fazla oyun oynamaya ihtiyacı var. Çalıştay, bana oyunları kullanan farklı bir kuramı tanıttı. Augusto Boal’ın “Ezilenlerin Tiyatrosu” oyunlarla, insanların normal şartlar altında konuşup tartışmaktan çekindikleri aile içi şiddet, cinsel taciz, toplum baskısı, aile baskısı, devlet baskısı gibi konuları ve toplumsal sorunları tanımlayabilmeleri, farklı görüşleri anlayıp tartışabilmeleri için çok uygun bir ortam sağlıyor. Bu nedenle, kişisel değişim, gelişim programları ile grupların dönüşümü için yapılan toplantıların yanısıra toplumsal sorunların konuşulduğu ortamlar mutlaka oyun çalışmaları içermeli.


18 Temmuz 2009 Cumartesi

Oyun Engel Tanımaz !!! - 2009

Yayın Detayları: "Sürdürülebilir Yaşam Eki" Cumhuriyet, Haziran 2009.

Yaklaşık bir yıl önce daha yaşanır bir dünya yaratmak için minik bir adım attım. “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları”nı oynatmaya başladım. Bu oyunlar, kişileri “Sürdürülebilir Yaşam”a eğlendirerek hazırlamayı amaçlıyor. Sürdürülebilir yaşam, kişisel gelişimi, saygılı, dürüst, samimi ve iyi niyetli iletişimi, anlayışı, sorumluluğu, şiddetsizliği, dayanışmayı, anlaşmayı, çözüm odaklı olmayı, toplumun iyiliğini kişisel çıkarların üzerinde tutmayı, takım ruhunu, Doğa’ya saygı duymayı ve O’nun bir parçası olmayı destekliyor, Doğa ile kurduğumuz ilişkiyi zenginleştirip güçlendiriyor.

Yaşadığım bir yıllık serüven sırasında bir yandan farklı sosyo-ekonomik-etnik gruplara oyun oynatma imkanım oldu, diğer yandan oyunların kapsamı zenginleşerek, gelişti. Ekoloji, çevre koruma, doğa bilgisi, proje tasarımı, harita okuma, yön bulma, doğal malzemeler ile sanatsal etkinlikler eklendi. Her yaşta, her boyda ve farklı fiziksel, zihinsel kapasiteye sahip insanların ihtiyaçlarına uygun farklı oyun programları hazırladım. İlk başlarda, her seferinde değişik insanlarla oyun oynama fikri beni ürkütüp, korkutsa da, zaman içinde bu durumun “karma”ma çok uygun olduğunu anladım. Katılımcılar, oyun oynayarak doğrudan, birebir yaşayarak öğrenirlerken, sözlü paylaşımlarla birbirlerine yakınlaştılar. Grupların ihtiyaçlarına ve kapasitelerine göre bir yandan var olan oyunları uyarladım diğer yandan yeni oyunlar tasarladım.

Büyükada’da yürüyüş sırasında ağaçlara sarılıp, onları hissetmeye ve sohbet etmeye çalıştık. Katılımcılardan birisi, sohbet etmeye çalıştığı ağacın çok utangaç olduğu için konuşmadığını hissetmiş. Anneler Gününde yaptığımız oyun etkinliğinde, katılımcılardan yürüyüş sırasında doğayı tüm duyuları ile algılamaya çalışmalarını ve annelerini hatırlatan bir şey bulmalarını istedim. Yürüyüşte minik bir derenin yanından geçtik. Katılımcılardan birisi, bu derenin şırıltısını annesinin cıvıl cıvıl neşeli sesine benzetti. Her iki sesin kendisine neşe, huzur ve mutluluk verdiğini söyledi. Yoğun ve stresli iş ortamından çıkıp, bizimle yürüyüşe gelen profesyonellerle oyunlar oynadık. Sürdürülebilir Yaşam Oyunlarının birbirlerini yakınlaştırdığını, aralarındaki güven ve iyi niyet duygularını güçlendirdiğini söylediler. Nesin Vakfı’nda oyun günü düzenledik. Tüm çocuklar, bakıcı anneler ve yöneticiler katıldı. Vakıf bahçesinde “Güzellik Yürüyüşü” yaptık. Bir çocuk, dört aydır burada olduğunu fakat ilk defa kurbağaların sesini, yaprakların hışırtısını, lavantanın kokusunu duyduğunu söyledi.

Bizden 1e Kişisel Gelişim Merkezi’nde Anne-Çocuk oyunları oynadık. “Benim Annem Doğa Oyunu”nda çocuklar annelerini anımsatan doğal bir nesne seçtiler ve neden seçtiklerini gruba anlattılar. Çocuklardan biri, annesinin iyimserliğini ve saçlarının rengini hatırlattığı için palamut seçti ve “Annemin iyimserliği bu palamutun düzgün parlak yüzeyi gibi parlak” dedi.

Limanköy’de düzenlenen yaz okulu için, Thomas Seton’un çok sevdiğim “İnsanları doğaya çıkarmak yeterli değil. Onlara doğadan keyif almayı öğretmek lazım” sözünü esas alan bir oyun programı hazırladım. Oyunlara yaşları 5 ile 15 arasında değişen 30 çocuk katıldı. Hep birlikte köy meydanında oyunlar oynadık, kütüphanede dans ettik, yürüyüşler yaptık, Vivaldi’nin “Dört Mevsim” müziği eşliğinde projeler tasarladık. Proje çalışmasında, çocuklara köylerinin geleceği açısından önemli olacak üç konu tanıtıldı; organik tarım çiftliği, orman ve doğa müzesi ve evsel atık suların arıtılması için bitkisel arıtma sistemi. Gruplara ayrılan çocuklar verilen bilgiler ışığında, kütüphanedeki kaynakları da kullanarak Limanköy için projeler geliştirdiler. Kartonlara yazıp, çizdikleri projelerini önce kendi arkadaşlarına, sonra köy meydanında ailelerine ve köy halkına sundular. Biri gündüz diğeri gece iki grup yürüyüşü yaptık. Çocuklar yürüyüşler sırasında beş duyularını aktif olarak kullanarak kendilerini en çok etkileyen doğal güzellikleri belirlediler ve arkadaşları ile paylaştılar. Karanlık aysız bir gecede yaptığımız gece yürüyüşü çocuklar için unutulmaz bir macera oldu. Karanlıktan ürken çocuklar, fener ışığı ile korkunç yüz ifadeleri yapıp kahkahalarla güldüler. Aya ait öyküler dinlediler, belli başlı yıldızları öğrendiler, Samanyolu galaksisinin izini takip ettiler, kayan bir yıldız görüp heyecanlandılar. Hep birlikte fenerleri söndürüp “gece görüşü” ile karanlıkta ilerlemeyi denedik. Karanlıkta görebilmeleri hepsini çok şaşırttı. Gecenin süprizi çalıların arasında parlayan gözler oldu. Karanlıkta parlayan noktaları görünce korkup çığlık atan çocuklar sonra bunların çalıların arasına yuva yapmış kuşların gözleri olduğunu anladılar ve kuşları ürkütmemek için sessizce uzaklaştılar.

Sulukule Platformu’nun daveti üzerine düzenlediğimiz oyun etkinliğine, Romen çocuklar ile mahallede yaşayan diğer etnik kökenli çocuklar katıldı. Yıkıntıların arasında, yokluk içinde, tedirgin günler geçirmelerine rağmen, çocuklar hayatın aydınlık yüzünü görebildikleri için çok eğlendiler. Çember olmak için elele tutuştuğumuzda, küçük bir kızın yalnız kaldığını gördüm. Bitli ve sümüklü diyerek kimse O’na yaklaşmak istemiyordu. Benim mendil verip elinden tuttuğumu gören bir başka çocuk diğer elinden tuttu ve çemberi tamamladık. “Ben Doğa Oyunu”nda, doğal nesneler arasında kendilerine ilginç gelen birisini seçmelerini söyledim. Bir çocuk, kökündeki deseni ve kokusunu beğendiği için kozalağı seçti. İstanbul’da yaşamasına rağmen hiç çam görmemiş. Deniz kabuklarını kulaklarına dayayıp denizin sesini duymaya çalıştılar, müzikle birlikte dans ettiler. Platform gönüllüleri, çocukların ilk defa bu kadar uzun süre bir arada kaldıklarını söyledi.

Oyunları ilk defa fiziksel engelliler ile oynama imkanım oldu. Türkiye Omurilik Felçlileri Derneği’ndeki oyun etkinliğine, hareket kabiliyeti kısıtlı, tekerlekli sandalye kullananlar ve dernek çalışanları katıldı. Oyunların tekerlekli sandalye kullananlara uyarlanmasını birlikte yaptık. Bir katılımcı, genelde içine kapanık olduğunu, fakat oyunların kabuğunu kırmasına yardımcı olduğunu söyledi. “Ben Doğa Oyunu”nda kendilerini bir doğal nesne ile özleştirdiler. Katılımcılardan biri, öldükten sonra bile başka canlıların yaşaması için ortam sağladığı, karıncalara, solucanlara ve başka canlılara ev sahipliği yaptığı için salyangozu seçti. “Yansıma Oyunu”nda eşleştiğim kişi, ilk önce dans edemeyeceğimi düşünerek yapamayacağını söyledi. Çünkü O’na göre dans için ayakta olmak gerekirdi. Başı ve hareket eden sağ kolu ile dans figürleri yapabileceğini hatırlattım. İlk önce ben O’nun dans figürlerini taklit ettim daha sonra O benimkileri. İki katılımcı tekerlekli sandalyeleri ile inanılmaz dans figürleri yapıp, bizden yoğun alkış aldılar. Müzik ve dans etmek herkesi hareketlendirip, eğlendirdi.

Doğa Derneği ile Metin Sabancı Spastik Çocuklar ve Gençler Merkezi’nden gelen gençler için açık hava oyun etkinliği düzenledik. Doğayı farkedip, sevmeleri ve Doğa’nın şifa veren gücü ile rahatlayıp, mutlu olmalarına dönük oyunlar oynadık. Pekçoğu tekerlekli sandalyede oturuyordu ve hareket kabiliyetlerii çok kısıtlıydı. Bir kısmı zihinsel özürlüydü. Öğretmenlerinin de yardımıyla oyunları uyarladık. Başlangıçta gelmekten hiç memnun olmayan ve oyunlara katılmayan bir gencin en son oyunda gruba katılarak bizimle oyun oynaması çok sevindiriciydi. “Doğayı Hisset Oyunu”nda gözlerini kapatıp, bulundukları yeri ve Doğa’yı diğer duyuları ile algılamaya çalıştılar. Seslere, kokulara, rüzgara, bitkilerin dokularına odaklanmayı denediler. Daha sonra hissettiklerini gruba anlattılar. Tekerlekli sandalyede oturan, yürüyemeyen, konuşamayan, ellerini kullanamayan bir genç, cep telefonunun tuşlarına basarak hissettiklerini yazdı ve öğretmeni bize okudu, “Boğazdan buraya kadar gelen deniz kokusuna bayıldım”.

ODTÜ’de düzenlenen Sürdürülebilir Yaşam Çalıştayı’nda bu oyunları oynamış ve insanlar üzerinde yarattığı mucizevi etkiyi deneyimleyip gözlemlemiştim. Bu deneyim “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları”nı geliştirmem için bana ilham vermişti. Bir yıllık serüvenimde bu mucizevi etkinin gücünü görme şansım oldu. “Oyun” sözcüğü her ne kadar çocuğu, eğlenceyi çağrıştırsa da, “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları” basit olsalar da, aslında her yaştan ve her kapasitedeki insan için kişisel gelişimin ve yaşayarak öğrenmenin ciddi bir aracı. Oyun oynamak eğlendirmenin ötesinde, insanları kaynaştırıyor, sözlü paylaşımı kolaylaştırıyor, olumlu duyguları geliştiriyor, birlik duygusunu güçlendiriyor. Oyun hiçbir engel tanımıyor!

22 Ekim 2008 Çarşamba

Bizim Köyün Çocukları - 2008

“Bizim Köyün Çocukları”, http://yesil.ntvmsnbc.com/Haberler/HaberDetay.aspx?HaberId=532, Yeşil Ekran, NTVMSNBC, September 2008.

Limanköy ülkemizin en kuzeybatısında Karadeniz kıyısında minik bir balıkçı köyü. Bu köyün çocukları çok şanslı. Çünkü Limanköy’de onlar için üç yıldır olağanüstü bir etkinlik düzenleniyor. Tümüyle gönüllü çaba ve gayretler ile yürütülen Kitap Kurdu Yaz Etkinliğine tüm köy çocukları katılıyor.

Haziran başında aldığım bir internet iletisi ile Kitap Kurdu Yaz Etkinliğinden haberdar oldum. Etkinliğin fikir annesi ve yöneticisi Sermin Demirgülle, geçen yıl yaptıkları çalışmaları anlatıyor ve “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları”nı hep birlikte oynamak için beni Limanköy’e davet ediyordu.

Köyün iki gençkızı, çocuklar yazın boş dolaşmasın, kitap okuma alışkanlığı kazansın, eksik oldukları dersleri tamamlasın, sosyal etkinlikler yaparak kendilerini geliştirip ailelerine ve köy halkına örnek olsun istemişler. İlgi, merak ve isteklerini, Limanköy’e sonradan yerleşen Ertan Ailesi teşvik edip, desteklemiş. Yaşadıkları topluma yararlı katkı sağlama arzusu ile yola çıkan bu gönüllü grup, kararlı bir şekilde çalışmalarını sürdürüyor. Yaptıkları tüm Türkiye’ye örnek teşkil edecek nitelikte.

Yaz etkinliğinin merkezi Şahika - Asaf Ertan çiftinin köye hediye ettiği kitaplık ve konukevi. Kitaplıkta 3000’in üstünde kitap bulunmakta ve müzik sistemi, projeksiyon makinası, bilgisayar ve internet bağlantısı gibi teknik donanımlara sahip. Kütüphane sorumluluğunu köyden bir hanım üstlenmiş. Tüm faaliyetler kitaplıkta yapılıyor, etkinliğe destek verenler konukevinde ağırlanıyor, çocukların yaptığı çalışmalar köy meydanında sergileniyor.

Yaz etkinliği süresince çocukların okuma, dinleme, anlama ve anladığını ifade etme yetilerini geliştirmek için sırayla kitap okuyorlar sonra anladıklarını paylaşıyorlar. Okutulan kitaplar özenle seçiliyor. Çocukların geleceklerini etkileyecek olan küresel ısınma ve susuzluk gibi konuları aktarıp çözümler öneren kitaplar ile doğa sevgisini pekiştiren kitaplar okuyorlar.

Yaz etkinliğinin misyonlarından biri doğa sevgisi aşılamak, çocukları doğa koruma konusuna bilinçlendirmek, geri dönüşümün önemini kavratmak. Geçen sene köy meydanındaki çöpleri toplayan çocuklar, çöp sayımı yapmışlar. Büyüklerin çevreyi daha çok kirlettiğini tesbit etmişler! Köy büyükleri çocuklar karşısında mahcup duruma düşmüş. Ödül olarak kitaplıkta parti düzenlenmiş ve Pinokyo çizgi filmini izlemişler. Bu sene evlerde biriken atık pilleri toplamak için yarıştılar. En çok atık pil toplayan çocuk ödüllendirildi. Ödül kazanmak için evlerinden, akraba ve komşularından pil toplayan çocukların çabaları görülmeye değerdi. Kütüphanedeki pil toplama kutusunda biriken piller yine bir gönüllü tarafından İstanbul’daki pil toplama merkezine götürüldü.

Köye davet edilen konuklar etkinliğe bambaşka bir renk katılıyorlar, çocukları çok farklı alanlarda bilgilendiriyorlar. Geçen yaz İğneada Sağlıkocağı’nda görevli Hemşire Selvinas Tunalı çocuklara “Güneşin zararlı etkileri ve kanser” konusunu ve koruyucu önlemleri anlatmış. Köye misafir olarak gelen, İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Bölümü Öğretim Görevlisi Ayaka Öztürk, çocuklara Japonya hakkında bilgi vermiş, Japonca sözcükler öğretmiş. Çocuklara origami yapımını göstermiş ve sonra yaptıkları uçakları köy meydanında yarıştırmışlar. Bu yaz, etkinliğin konukları ressam Berna Erkün ile bendim. Çocuklar Berna Hanım ile sahilde topladıkları deniz kabukları, tahta parçaları ile aynalar süslediler, çıngıraklar yaptılar. Yörelerindeki doğal malzemeleri, hayal güçleri ve yaratıcılıkları ile birleştiren çocuklar birbirinden güzel eserler yarattılar. Çocukların eserleri köy meydanında sergilendi, köyü ziyaret eden konukların talebi üzerine bazıları satıldı.

Limanköy’lü çocuklara Thomas Seton’un çok sevdiğim “İnsanları doğaya çıkarmak yeterli değil. Onlara doğadan keyif almayı öğretmek lazım” sözünü baz alan bir oyun programı hazırladım. “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları” programının hedefi çocukların bir yandan eğlenceli oyunlarla birbirlerine ve çevrelerine karşı düşünsel, duygusal ve sezgisel farkındalıklarını güçlendirmek, iyi ilişkiler kurmalarına yardımcı olmak, diğer yandan sahip oldukları doğal güzellikleri farketmelerini sağlamak ve ayrıca proje çalışması nasıl yapılır öğretmekti. Oyunlara yaşları 5 ile 15 arasında değişen 30 çocuk katıldı. Hep birlikte köy meydanında oyunlar oynadık, kütüphanede dans ettik, yürüyüşler yaptık, Vivaldi’nin “Dört Mevsim” müziği eşliğinde projeler tasarladık. Proje çalışmasında, çocuklara köylerinin geleceği açısından önemli olacak üç konu tanıtıldı; organik tarım çiftliği, orman ve doğa müzesi ve evsel atık suların arıtılması için bitkisel arıtma sistemi. Gruplara ayrılan çocuklar verilen bilgiler ışığında, kütüphanedeki kaynakları da kullanarak Limanköy için projeler geliştirdiler. Kartonlara yazıp, çizdikleri projelerini önce kendi arkadaşlarına, sonra köy meydanında ailelerine ve köy halkına sundular. Biri gündüz diğeri gece iki grup yürüyüşü yaptık. Çocuklar yürüyüşler sırasında beş duyularını aktif olarak kullanarak kendilerini en çok etkileyen doğal güzellikleri belirlediler ve arkadaşları ile paylaştılar. Pekçoğu birlikte yürümenin çok eğlenceli olduğunu söyledi ve bu yürüyüşleri daha sonra tekrarlamaları konusunda okul öğretmeninden söz aldılar. Karanlık aysız bir gecede yaptığımız gece yürüyüşü çocuklar için unutulmaz bir macera oldu. Karanlıktan ürken çocuklar, fener ışığı ile korkunç yüz ifadeleri yapıp kahkahalarla güldüler. Aya ait öyküler dinlediler, belli başlı yıldızları öğrendiler, Samanyolu galaksisinin izini takip ettiler, kayan bir yıldız görüp heyecanlandılar. Hep birlikte fenerleri söndürüp “gece görüşü” ile karanlıkta ilerlemeyi denedik. Karanlıkta görebilmeleri hepsini çok şaşırttı. Gecenin süprizi çalıların arasında parlayan gözler oldu. Karanlıkta parlayan noktaları görünce korkup çığlık atan çocuklar sonra bunların çalıların arasına yuva yapmış kuşların gözleri olduğunu anladılar ve kuşları ürkütmemek için sessizce uzaklaştılar. Oyunlara ait fotoğraflar ve çocukların deneyimleri
www.surdurulebiliryasamoyunlari.com sitesinde görülebilir.

Limanköy Türkiye’nin herhangi köyünden biri. Ama bu köyü diğer 36,000 köyden farklı kılan çok önemli bir özellik var. Köylerindeki çocuklar için Kitap Kurdu Yaz Etkinliğini düzenleyen aydınlık insanları...

Sürdürülebilir Yaşam Oyunları - 2008

Yayın Tarihi:
“Sürdürülebilir Yaşam Oyunları”, Önce Kalite, KALDER Yayınları, Mayıs 2008 sayısı.

Sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir gelişim, sürdürülebilir enerji, sürdürülebilir tarım, sürdürülebilir moda, sürdürülebilir mimari, sürdürülebilir üretim, sürdürülebilir tüketim, sürdürülebilir yaşam. Günümüzün moda kavramı “sürdürülebilirlik”, İngilizce “sustainable” sözcüğünden geliyor. Anlamı, bir kaynağı tüketmeden veya kalıcı zarar vermeden kullanmaktır. Sürdürülebilirlik, bugünü geleceğe bağlıyor ve sorumlu kılıyor. Atalarımızın mirası Dünyanın tümüyle bize ait olmadığı sadece bir süreliğine emanet edildiği ve gelecek nesillere bırakacağımız gerçeğini hatırlatıyor. Bugün bizim hayatımızın devamı için gereken kaynakları kullanış şeklimiz, bu kaynakların gelecekte yaşamak için yine bunlara ihtiyaç duyacak nesillere aktarılmasının ve onların hayatının garantisi oluyor.

Bırakın Hayatınız Konuşsun!

21. yüzyılın başında varlıkların içinde yoklukları yaşıyoruz.

Su yaşamın kaynağı. Kurak geçen 2007’de suyun tükenebilen bir kaynak olduğunu hatırladık. Belki bu gerçek bugüne kadar hiç aklımıza gelmemişti. Oysa ki su kaynaklarımızın yarısını son 40 yıl içinde kaybettik. Dünyada 1998’de 28 ülke su sıkıntısı yaşadı ve 2025 yılında bu sayının 56’ya yükselmesi bekleniyor.

Anlık susuzluğumuzu gidermek için bir şişe suya yüksek fiyat ödüyor, sonra plastik şişeleri çöpe atıyoruz. Bu şişeler yol, dere, deniz kenarlarını, piknik alanlarını, çevremizi süslüyor. Plastik şişelerin doğada çözünmesi 500 yıl sürüyor. Büyük Okyanus’a atılan çöplerin alanı ABD’nin yüzölçümünün iki katına ulaştı. Yüzen plastik çöplerden dolayı ismini Plastik Okyanus olarak değiştirmemiz gerekecek. Giderek artan bu çöpler nereye gidecek?

Gıda en temel ihtiyaçlarımızdan birisi. Yediğimiz ekmek, binlerce yıl süresince ülkemiz ikliminde, toprağında evrimleşen yerel buğdayla değil, dünyanın neresinde, nasıl üretildiğini bilmediğimiz buğdayla yapılıyor. Taze, günlük yiyecekler yerine dondurulup paketlenmiş, raflarda aylarca beklemiş hazır gıdalarla beslenir olduk. Pazarlarda yerel, mevsimsel ürünler yerine aynı renk, aynı boyda, sınırlı çeşitte sebze ve meyveyi her mevsim görüyoruz. Gıdanın fiyatı yükselirken, besin değeri düşüyor. Toprağa atılan zirai ilaçlar ve kimyasal gübreler hem toprağın hem de suyun kalitesini bozuyor. Sularımızdaki kirliliğin yarısından fazlası ve topraklarımızdaki atık kirliliğinin üçte ikisinin nedeni kimyasal gübre sızıntıları. Tarım ve hayvancılık için ayrılan arazilere binalar yapıyor, şehirler kuruyoruz.

Enerji tüketimimiz hesapsızca ve hatta sorumsuzca artıyor. Artık güneş daha yakıcı, yağmur ya daha seyrek veya daha şiddetli, rüzgar daha sert. Mevsimler düzensizleşirken, doğa olaylarının şiddeti artmaya başladı. Enerji üretmek için kullandığımız fosil kaynakların bu doğa olaylarının ve küresel iklim değişikliğinin sorumlusu olduğunu öğrendik. Ayıca bu fosil yakıtlar, doğal gaz, petrol ve kömürün doğaya ve insan sağlığına verdiği zararları görüyoruz.

Kırsalda yaşayanlar kentlere taşınıyor. Kentler yeryüzüne kanser hücresi gibi yayılıyor. Doğada, kırsalda dingin, sakin ritimli hayat yerine üst üste binalarla dolu, kalabalık kentlerde, dar, kapalı alanlarda yaşamayı tercih ediyor, trafikte saatlerimizi harcıyor, egzos soluyoruz.

Kentlerde içinde yaşadığımız onca kalabalığa rağmen birbirimize yabancılaşıyoruz, en yakınımızdaki insanları, komşularımızı, iş arkadaşlarımızı tanımıyoruz. Toplumsal yaşama katkımız düşük düzeyde. Etrafımızı saran kişiliksiz, isimsiz insan yığınları tecrit edilmişlik duygularını güçlendiriyor, korku, güvensizlik ve düşmanlık duygularını besliyor.

Boş zamanlarımızda spor yapmak, okumak, yürüyüşlere çıkmak, hobilerimizle uğraşmak, arkadaşlarımızla birlikte olmak veya toplumsal projelerde çalışmak yerine alışveriş merkezlerini dolaşıyoruz. Alışveriş sırasında kendimize “İhtiyacım var mı?” diye sormadan satın alıyoruz. Bir şeyler yaratmak, üretmek yerine harcayabilmek ve satın alabilmek bizi mutlu etmeye başladı.

Yüz yüze konuşmak yerine internet üzerinden özensiz, kısa cümlelerle haberleşiyoruz. Fiziksel veya pasif sözlü şiddet, kurduğumuz ilişkilerin ve iletişimimizin bir öğesi haline geldi. Rahatlıkla tepkisel, kırıcı, suçlayıcı, eleştirel olabiliyoruz. İletişimde saygı ve nezaketi, ilişkilerimizde güveni, sevgiyi, anlayışı, yakınlığı, samimiyeti özler, arar olduk.

Peki yaşama katkınızdan memnun musunuz?

Yaşadığımız ve yaşayacağımız yokluklar değişimin anahtarı olacaklar. Değişim önce değerlerimizde başlayacak sonra yaşamımıza yansıyacak. Değişim zorunlu. Çünkü gidecek bir başka Dünya yok! Sürdürülebilir yaşam bu değişimin bir sonucu. Sürdürülebilir Yaşam Oyunları ise değişimi başlatan, kolaylaştıran bir araç.

Sürdürülebilir Yaşam Oyunları

Neden “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları?” Çünkü sürdürülebilir yaşam, kişisel gelişimi, saygılı, dürüst, samimi ve iyi niyetli iletişimi, anlayışı, sorumluluğu, şiddetsizliği, dayanışmayı, anlaşmayı, çözüm odaklı olmayı, toplumun iyiliğini kişisel çıkarların üzerinde tutmayı, takım ruhunu, Doğa’nın içinde O’ndan bir parça olmayı destekler. Bu oyunlar kişi ve grupları “sürdürülebilir yaşam” kavramına eğlendirerek hazırlamayı amaçlar. Eğlencesiz yaşam sürdürülemez!

Günümüzde alışılagelmişin dışında özel tasarlanmış bu oyunlar, oyuncuların birbirini tanıması ve eğlenmesinin ötesinde, ruhsal, düşünsel, zihinsel ve sezgisel gelişimlerinin ve farkındalıklarının artmasında kullanılıyor. Bu oyunlarla, bilginin monolog şeklinde eğitimciden pompalanması yerine, katılımcıların yaşayarak deneyim kazanmaları ve bunu grupla paylaşmaları amaçlanıyor.

Oyunlar, birbirini tanıyan veya tanımayan insanlar arasında güven, samimiyet, birbirini kabullenme, birlik duygularını geliştirirken, grup haline gelmelerine yardımcı oluyor. Başta birbirinden soyutlanmış duran kişiler arasında ortak benlik oluşuyor. Birlikte oynayan, eğlenip, gülen insanlar arasında iyi niyet duyguları artarken, takım ruhu güçleniyor. Böylece amaç ve sorumlulukları ne olursa olsun grup daha etkin hareket edebiliyor.

“Açılış oyunları” katılımcıları grup olarak bir araya getirip ismen tanışmalarını sağlar. Örneğin; “Ben ve Arkadaşım” oyununda, katılımcılar bir çember oluşturur. İlk oyuncu kendi ismini söyler. İkinci oyuncu kendi ismini ve bir önceki oyuncunun ismini söyler, “Benim ismim Ayşen. Bu arkadaşım Elif”. Üçüncü oyuncu kendi ismini söyledikten sonra kendisinden önce gelen Ayşen ve Elif’e bakarak “Bunlar arkadaşlarım Ayşen ve Elif” der. Bu çember tamamlanıncaya kadar devam eder.

“Hareket oyunları” ile katılımcılar ortama, birbirlerine ısınırlar ve fiziksel gerilimi üzerlerinden atarlar.

“Yaratıcı oyunlar”ın amacı, katılımcıların yaratıcılık ve hayal güçlerini ortaya koymaları için cesaretlendirmektir. “Grup Öyküsü” oyununda, katılımcılar çember olup oturur. Programın temasına göre önceden belirlenmiş konular arasından biri oylama ile seçilir. İlk oyuncu öyküyü başlatır ve bir iki cümle söyler. Kaldığı yerden, ikinci oyuncu bir iki cümle ekleyerek grubun öyküsüne devam eder. Öykü tamamlanıncaya kadar çemberdeki her oyuncu söz alır.

Şehir yaşamından yorulduğumuz anlarda, kendimize gelmek için doğada dolaşmak, sahile, parka veya bir ağaç altına kendimizi atmak isteriz. Doğa sanki bizi çağırır. Bir ağaç altında içilen bir bardak çay bile bizi dinlendirebilir. “Doğa oyunları”, Doğa ile olan bu bağlantımızı zenginleştirip, güçlendirirken, Doğa ile sözcüklerin ve bilinen beş duyumuzun dışında sezgisel ilişki kurmamızı, doğanın mutlu eden, gerginlikleri azaltan şifa yönünü hissetmemizi sağlarlar.

“İnşaat oyunları”nın ilkesi ‘herkes çizemez ama herkes inşa edebilir’. Bu oyunlardan birisinde, katılımcılar yaratıcılık ve hayal güçlerini kullanıp belirlenmiş ölçütlere uygun olarak kendi binalarını inşa eder, sonra gruba sunarlar.

“Proce oyunları” iş dünyasında karışık sorunların çözümüyle uğraşan grupların farklı bakış açıları geliştirmelerine, tartışmadan kalan kapalı noktaları açığa çıkarmalarına yardımcı olmayı hedefler. Örneğin; “Yap, Anlat, Devret oyunu”nda katılımcılar küçük gruplara ayrılıp belirli bir konu üzerinde proje geliştirirler. Belli bir süre sonunda tüm gruba anlatırlar, sonra diğer bir küçük gruba projelerini devredip, bir başka gruptan yeni projelerini devir alıp devam ederler.

Oyunlar, kazanmaya değil katılıma yöneliklerdir. Bu kaybetme korkusunu önler, katılımı daha canlı tutar. Basittirler. Fiziksel güç gerektirmezler. Çocuklar, yaşlılar veya fiziksel özürlüler de oynayabilirler.

Oyun programı grupların gelişim ihtiyaçlarına, katılımcıların sayısına, yaş ve fiziksel durumlarına uygun olarak oyunların harmanlanması ile hazırlanır.

En son ne zaman bir grup insanla oyun oynadınız, gülüp eğlendiniz? Anı yaşarken keyiflenip rahatladınız ve sürdürülebilir yaşama dair bir şeyler öğrendiniz?

Kaynaklar:
1. www.merriam-webster.com
2. “Su Savaşları: Özelleştirme, Kirlenme ve Kar”, Vandana Shiva, BGST Yayınları
3.
www.tema.org.tr
4. http://www.ntvmsnbc.com/news/434510.asp
5. “Dünyayı Nasıl Tükettik?”, Lester R. Brown, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
6. “Ekolojik Bir Topluma Doğru”, Murray Bookchin, Ayrıntı Yayınları
7. “Entropi: Dünyaya Yeni Bir Bakış”, Jeremy Rifkin ve Ted Howard, İz Yayıncılık.
8. “A Quaker Book of Wisdom”, Robert Lawrence Smith, Quill
9. “Şiddetsiz İletişim: Bir Yaşam Dili”, Marshall B. Rosenberg, Sistem Yayıncılık
10. “Troubled Water: Saints, Sinners, Truths and Lies about the Global Water Crisis”, Anita Roddick and Brooke Shelby Biggs, Anita Roddick Books.
11. “Building Trust in Groups”, David Earl Platts, Findhorn Press.
12. “The Spirit of Play”, Dale N. Le Fevre, Findhorn Press.

... ve sıra oyunlarda - 2008

Yayın Tarihi:
“... ve sıra oyunlarda”, Cumhuriyet Sürdülülebilir Yaşam Eki, Nisan 2008 sayısı.

Eren, “ODTÜ tarafından düzenlenen Sürdürülebilir Yaşam Çalıştayı’nda bu oyunları oynadım ve insanların üzerinde yarattığı mucizevi etkiyi deneyimleyip gözlemledim” diye anlatıyor.

Neden “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları?” Çünkü sürdürülebilir yaşam, kişisel gelişimi, saygılı, dürüst, samimi ve iyi niyetli iletişimi, anlayışı, sorumluluğu, şiddetsizliği, dayanışmayı, anlaşmayı, çözüm odaklı olmayı, toplumun iyiliğini kişisel çıkarların üzerinde tutmayı, takım ruhunu, Doğa’nın içinde O’ndan bir parça olmayı destekler. Bu oyunlar kişi ve grupları “sürdürülebilir yaşam” kavramına eğlendirerek hazırlamayı amaçlar. Eğlencesiz yaşam sürdürülemez!


ODTÜ tarafından düzenlenen Sürdürülebilir Yaşam Çalıştayı’nda bu oyunları oynadım ve insanlar üzerinde yarattığı mucizevi etkiyi deneyimleyip gözlemledim.

Günümüzde alışılagelmişin dışında özel tasarlanmış bu oyunlar, oyuncuların birbirini tanıması ve eğlenmesinin ötesinde, ruhsal, düşünsel, zihinsel ve sezgisel gelişimlerinin ve farkındalıklarının artmasında kullanılıyor. Bu oyunlarla, bilginin monolog şeklinde eğitimciden pompalanması yerine, katılımcıların yaşayarak deneyim kazanmaları ve bunu grupla paylaşmaları amaçlanıyor.

Oyunlar, birbirini tanıyan veya tanımayan insanlar arasında güven, samimiyet, birbirini kabullenme, birlik duygularını geliştirirken, grup haline gelmelerine yardımcı oluyor. Başta birbirinden soyutlanmış duran kişiler arasında ortak benlik oluşuyor. Birlikte oynayan, eğlenip, gülen insanlar arasında iyi niyet duyguları artarken, takım ruhu güçleniyor. Böylece amaç ve sorumlulukları ne olursa olsun grup daha etkin hareket edebiliyor.

“Açılış oyunları” katılımcıları grup olarak bir araya getirip ismen tanışmalarına yardımcı oluyor. Örneğin; “Ben ve Arkadaşım” oyununda, katılımcılar bir çember oluşturur. İlk oyuncu kendi ismini söyler. İkinci oyuncu kendi ismini ve bir önceki oyuncunun ismini söyler, “Benim ismim Ayşen. Bu arkadaşım Elif”. Üçüncü oyuncu kendi ismini söyledikten sonra kendisinden önce gelen Ayşen ve Elif’e bakarak “Bunlar arkadaşlarım Ayşen ve Elif” der. Bu çember tamamlanıncaya kadar devam eder.

“Hareketli oyunlar” oyuncuların ısınmalarını ve fiziksel gerilimi üzerlerinden atmalarını sağlar.

“Yaratıcı oyunlar”ın amacı, katılımcıları yaratıcılık ve hayal güçlerini ortaya koymaları için cesaretlendirmektir. “Grup Öyküsü” oyununda, katılımcılar çember olup oturur. Programın temasına göre önceden belirlenmiş konular arasından biri oylama ile seçilir. İlk oyuncu öyküyü başlatır ve 1-2 cümle söyler. Kaldığı yerden, ikinci oyuncu 1-2 cümle ekleyerek grubun öyküsüne devam eder. Öykü tamamlanıncaya kadar çemberdeki her oyuncu söz alır.

“Doğa oyunları”, Doğa ile bağlantımızı zenginleştirip, güçlendirirken, Doğa ile sözcüklerin ve bilinen beş duyumuzun dışında sezgisel ilişki kurmamızı, doğanın mutlu eden, gerginlikleri azaltan şifa yönünü hissetmemizi sağlarlar.

“İnşaat oyunları”nın ilkesi ‘herkes çizemez ama herkes inşa edebilir’. Katılımcılar yaratıcılık ve hayal güçlerini kullanıp belirlenmiş ölçütlere uygun olarak kendi binalarını inşa eder, sonra gruba sunarlar.

“Proce oyunları” iş dünyasında karışık sorunların çözümüyle uğraşan grupların farklı bakış açıları geliştirmelerine, tartışmadan kalan kapalı noktaları açığa çıkarmalarına yardımcı olmayı hedefler. Örneğin; “Yap, Anlat, Devret oyunu”nda katılımcılar küçük gruplara ayrılıp belirli bir konu üzerinde proje geliştirirler. Belli bir süre sonunda tüm gruba anlatırlar, sonra diğer bir küçük gruba projelerini devredip, bir başka gruptan yeni projelerini devir alıp devam ederler.
Oyunlar, kazanmaya değil katılıma yöneliklerdir. Bu kaybetme korkusunu önler, katılımı daha canlı tutar. Basittirler. Fiziksel güç gerektirmezler. Çocuklar, yaşlılar veya fiziksel özürlüler de oynayabilirler.

Oyun programı grupların gelişim ihtiyaçlarına, katılımcıların sayısına, yaş ve fiziksel durumlarına uygun olarak oyunların harmanlanması ile hazırlanır.

En son ne zaman bir grup insanla oyun oynadınız, gülüp eğlendiniz? Anı yaşarken keyiflenip rahatladınız ve yeni bir şeyler öğrendiniz? Sürdürülebilir yaşam oyunlarına buyrun….