17 Aralık 2008 Çarşamba

Yaşayan Makinalar - 2008

Yayın Detayları: "Sağlık Çevre Kültürü" dergisi, Zeytinburnu Tıbbi Bitkiler Bahçesi Süreli Yayını, Yaz-Güz 208 - 2 sayısı.

Sulak alanların kenarlarındaki sazlıklar, bataklıklar hiç dikkatinizi çekti mi? Su, toprak ve havanın buluştuğu, zengin bir ekosisteme sahip olan, pekçok bitkiye ve çoğu gözle görülemeyecek kadar küçük sayısız canlıya ev sahipliği yapan, bu sulak alanlar aslında, kirlenen suları arıtan, yaşayan makinalardır.

Doğanın kendi kendini arındırabilmesinin sırrı, sulak alan ekosisteminin karmaşık fiziksel, kimyasal ve biyolojik süreçlerinde saklıdır. Sulak alanlarda yaşayan bitkiler, yapraklarının fotosentezle özümsediği karbondioksiti oksijene çevirerek suyun içindeki köklerine taşırlar. Bu sayede suy oksijen bakımından zenginleşir ve, köklerde yaşayan mikroorganizmalar için yaşam ortamı oluşur. Bu canlılar sudaki organik atıkları, kimyasal kirleticileri parçalayıp yok eder. Bazı bitkiler sudaki ağır metalleri bile yok edebilmektedir.

1950’li yıllarda Almanya’da Max Plack Enstitüsü’nde bir araştırmacı, suda yaşayan bitkilerin kimyasal kirleticileri özümseyip parçaladığını farketmiştir. 1973 yılında Michigan Üniversitesi’nde test amaçlı ilk yapay sulak alan su arıtma sistemi kurulmuştur. Sistemin soğuk iklimlerde çalıştığı 1980-1984 yıllarında Kanada’nın Ontario bölgesinde test edmiş, sonuç olumlu olunca, bu bölgede 1986 yılında, 4,000 kişinin atık sularını arıtabilecek bir sistem kurulmuştur. “Bitkisel arıtma” veya “doğal arıtma” olarak da bilinen bu yöntemle ilgili araştırma ve denemeler devam etmekte, uygulamalar giderek yaygınlaşmakta ve çeşitlenmektedir.

Su Arıtıcı Bitkiler

Su arıtmada kullanılan bitkiler üç ana gruba ayrılırlar. Tümüyle suyun altında yaşayanlar, suyun üstünde yüzenler, toprağa köklenip yaprak ve gövdeleri suyun üstünde olanlar. Su içinde yaşayan türlere örnek olarak eloda verilebilir. Eloda suyu oksijen bakımından zenginleştirir. Yaygın olarak kullanılan su sümbülü ve su mercimeği türleri suyun üstünde yüzerler. Çok hızlı yayılırlar. Su yüzeyinde oluşturdukları katmanla su yosunu oluşumunu yavaşlatırlar. En yaygın olarak kullanılan bitkiler ise büyük su kamışı (typha spp.) , saz (scirpus spp.) , kamış (phragmites australis)in yerel türleridir. Bu sucul bitkiler,dünyanın farklı coğrafyalarında yaygın olarak bulunmaktadır. Kana, zencefil, fil kulağı, muz, zambak gibi egzotik bitkiler de atık su arıtma özelliğine sahiptir.

Yaşayan makinalarda kullanılan bitkiler seçilirken, bitkilerin yerel olmalarına, yörenin iklim şartları ve ekolojik sisteme uygunlukları ile yerel biyoçeşitliliği korumak için dikkat edilir.

Neden Yaşayan Makinalar?

Konvansiyonel atık su arıtma sistemleri beton, demir yığını bina ve havuzlardan oluşan sevimsiz bir görüntüye sahiptir ve kötü koku yayar. Bu sistemin yerine rengarenk çiçeklerin açtığı, yemyeşil bitkilerin bulunduğu, kuşlar, arılar, kelebeklerin yaşadığı bir park hayal edin. Hangisini tercih edersiniz? Yapay sulak alanları cazip hale getiren sadece güzel ve estetik görünüşleri değil. Konvansiyenel sistemlere göre elektrik enerjisini ya hiç kullanmıyorlar veya çok az kullanıyorlar, yapımları hızlı, kolay ve ekonomik, bakım ve işletmeleri çok hesaplı ve basit. Bu sistemlerin bakımı için teknik elemanlara değil bitkilerin dilinden anlayan bir bahçıvana ihtiyaç var. İki haftada bir alana yapılacak bir ziyaret yeterli olabiliyor. Konvansiyonel sistemler gibi asgari kapasite sınırları da yok. 10 kişi veya 10,000 hatta 100,000 kişi için Yaşayan Makina kurabilirsiniz. Uygun alan varsa atık suyun taşınmadan üretildiği yerde arıtılması mümkün. Yani kilometrelerce kanalizasyon borusu döşeyip atık suları bir yere toplamak gerekmiyor. Bu büyük bir kazanç çünkü kanalizasyon sistemlerini kurmak da yenilemek de çok pahalı. Örneğin; bugün Almanya’nın eskiyen kanalizasyon sistemini yenilemek için 50 milyar Avro gerekiyor. Konvansiyonel sistemlere sürekli biyolojik ve kimyasal katkılar eklemek gerekirken, Yaşayan Makinaların hiçbirşeye ihtiyacı yoktur. Yaşayan Makinalar aynı zamanda çocuklara botanik bilgisinin verildiği, doğal döngülerin anlatıldığı doğal alanlardır.

Uygulamalar

Amerika’nın her bölgesinde, Kanada’danın bazı yörelerinde yapay sulak alanlar kuruludur. Bunların arasında otuz yıldır çalışan sistemler vardır. Danimarka Avrupa’da uygulamaların en yaygın olduğu ülkedir. Almanya, Çek Cumhuriyeti, İtalya’da yapay sulak alanlar atıksu arıtmada kullanılmaktadır. Hindistan, Çin, Hong Kong, Güney Amerika’da uygulamalar yaygınlaşmaktadır.
Türkiye’de yapay sulak alanlarla evsel atık suların arıtılmasına yönelik deneysel çalışmalar TÜBİTAK tarafından başlatılmıştır. Köy Hizmetleri 2003 yılında küçük ölçekli kırsal yerleşkeler için çok geniş kapsamlı yapay sulakalan projesini başlatmıştır. Köy Hizmetleri kapatıldıktan sonra projeyi İl Özel İdareleri devralmıştır. Ekonomik ve doğa dostu olmasına rağmen,yerel yönetimler “ezber bozan” bu projeye çekingen yaklaşıyor.

Başlangıçta evsel atık suların arıtılmasında kullanılan yapay sulak alanların yeni, ve farklı uygulamaları mevcut. On yılı aşkın süredir Yaşayan Makinalar üzerinde çalışan, The Ecovillage Institute’den Michael Shaw endüstriyel atık suların, tarımsal sulama sularının, su kanallarının, içme suyu rezervi olan baraj ve göllerin arıtılmasında bitkisel arıtmanın başarılı örneklerini hayata geçirdiklerini söylüyor. Bunlardan birisi Çin’in Funzou kentinde 125,000 kişilik sanayi, ticari ve evsel atık suların aktığı su kanallarında kurulan 7.2 km uzunluğunda yüzen bitkisel arıtma sistemidir. Amerikan gıda devi Tyson Food, yüksek yağ ve organik atık içeren tavuk işleme tesisinin atık sularını arıtmak için bitkisel arıtma sistemini tercih etmiştir. Bitkisel arıtma sistemleri ayrıca maden çıkarma çalışmalarında oluşan suların ve sel sularının da arıtılmasında da kullanılmaktadır.

Giderek kirlenen sular, küresel ısınma ile azalan su kaynakları, yükselen enerji fiyatları ve artan insangücü maliyeti gibi nedenlerle, yaşayan makinalar bu yüzyılın su arıtma teknolojisi olmaya adaydır.

Yaşayan Makinalar sayesinde, atık su arıtma pis, kokan bir iş olmaktan çıkacak, bizi doğaya yakınlaştırırken, pis sularımız çiçek açacak.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Tarımda Neo-liberal Dönüşüm ve Küçük Köylülüğün Tasfiyesi - James Petras - 2007

Yayın Tarihi:
"Tarımda neo-liberal dönüşüm ve küçük köylülüğün tasfiyesi -James Petras", www.www.ekolojistler.org.

"Halkevleri’nin düzenlediği Halkın Hakları Forumu’na katılmak üzere ülkemize gelen ABD’li sosyolog James Petras, 5 Haziran 2007 tarihinde İstanbul’da bir söyleşi yaptı. GDO’ya Hayır Platformu ve Halkevleri tarafından düzenlenen söyleşi, TMMOB Makina Mühendisleri Odası’nın toplantı salonunda yapıldı. Bu söyleşiyi Aysen Eren'in deşifresi ile yayınlıyoruz.

Köylü ve ekolojik hareketler ile ilgili konuşmama günümüzdeki uluslararası duruma odaklanarak başlamak istiyorum. Bu uluslararası durumun köylü sosyal hareketleri üzerinde etkisi var. Köy yaşamındaki gelişmeler üzerinde belirleyici olan, bugünkü uluslararası durumu etkileyen iki temel etken var.

Uluslararası durumun birinci etkeni uluslararası pazarlardaki yüksek metal ve tarımsal ürün fiyatları. Bu yüksek fiyatlar tarımsal-ticaretin gelişmesini teşvik etti. Yüksek tarımsal ürün fiyatları ve tarıma büyük ölçekli sermaye girişi sonucunda çok belirgin olarak toprak fiyatları yükseldi. Aynı zamanda tarım ilaçı, kimyasal gübre ve genetiği değiştirilmiş tohum gibi kimyasal girdilerin de fiyatları arttı. Bu etkenlerin, yüksek tarımsal ürün fiyatları, değerlenen toprak ve büyük ölçekli tarımsal ticaretin gelişi sonucu, çiftçi ve küçük üreticilerin büyük çapta tasfiyeleri oldu. Aynı zamanda köylünün toprak sahibine ödediği kira arttı. Böylece uluslararası fiyatların artışı büyük toprak sahiplerinin yararına olurken, tarımsal işçiler ile kiracı köylüler için yıkım oldu. İlk defa Wall Street, Londra borsası ve diğer büyük borsalar büyük ölçekli toprak mülkiyeti için yatırım yapıyorlar. Özellikle Brezilya ve Arjantin’de. Yalnız tarımsal ticaret değil aynı zamanda pekçok yüksek riskli yatırım fonu da tarıma yatırım yapıyor.

Peki fiyatlar niçin yükseldi? Yabancı sermayenin büyük ölçekli yatırımla büyük miktarda toprak alması işlemini teşvik etmek için. Doğrudan doğruya iki etken, biri Çin’de, ikincisi Hindistan’da yükselen talep. Bu iki ülkenin sanayileşmesi ve insani tüketimin artması uluslararası stoklar üzerine baskı koymuştur. Giderek artan bir öneme sahip ikinci etken artan benzin, petrol ve enerji fiyat artışıdır. Petrol fiyatlarındaki yüksek fiyat artışı sonucu ethanol üretiminde büyük ölçekli bir artış var. Ethanol tahıla büyük ölçekli yatırım demek. Ama gıda tüketimindeki tahıllara değil ethanol için gereken tahıllara. Bugün tarımdaki ethanol üretimine yatırım yapan büyük yatırımcıların pekçoğu aynı zamanda petrol sektörüne de yatırım yaptılar. Biz daha fazla geleneksel tarımdan bahsedemeyiz. Geleneksel tarım tartışması yapamayız. Şimdi bunlar marjinal etkenler. Bunların yerini tarımı, enerji kaynakları üzerinde anahtar kontrol olarak gören büyük uluslararası kapitalist sınıf, sermaya grupları ve şirketler, aldı. Pekçok yanılgıya düşen ekolojist fosil yakıtlardan etanola dönüşü olumlu karşıladı. Fosil olmayan yakıtların kullanımı aracılığıyla sürdürülebilir gelişmenin olduğunu söylediler. Köylü hareketinin özellikle Brezilya’daki pekçok lideri ve Fidel Castro karşı çıktı. Fidel Castro çok önemli bir konuşma yaparak ethanol çiftçiliğinin gıda ürünleri için kullanılan toprakları ele geçirdiğini söyledi. Bir diğer deyişle arabalar için daha çok gıda ama insanlar için daha az gıda olacak. Bunun sonuçlarını çoktan gördük, mısır fiyatları iki kat arttı. Bu mısır temelli yiyeceklerin fiyatlarının hayvan yemi dahil artması demek. Bu genetiği değiştirilmiş mısır ve diğer ürünlerin üretimini teşvik etti ve yaygınlaştırdı.



Burjuva devleti ile tarımsal-ticaret arasındaki yakınlaşma iki noktada görülür. Şirketler, uluslararası şirketleri için çok büyük kar hatta monopol kar imkanı var. Bu devlet için daha fazla döviz, döviz kaynaklarındaki artış ve bunları finanse etmek için daha büyük kapasite demektir. Yeni yabancı yatırımcılar ülkeye gelir ve yurtdışı borcu ödenir. Bu yüksek fiyatlardan küçük çiftçiler yararlanır mı? diye biri sorarsa. Çevap hayırdır. Niçin? Çünkü tarımsal ticaret aynı zamanda tarımsal ürünleri büyük ölçekli olarak ihraç eder. Bu çiftçileri tasviye eder. İkinci olarak ABD’den sübvansiye edilmiş gıdayı tüketim için ithal eder. Bu geleneksel ekonomistlerin açıklayamadıkları bir durumdur. Yüksek tarımsal fiyatlar, tarım sektöründe yüksek verimlilik ve düşen gelir. Köylü ve tarım işçilerinin büyük çoğunluğu için düşen fakat tarımsal ticaret için artan gelirler. Dolayısıyla toplam istatistiklere bakarsak ve sınıf analizini uygulamazsak yanılırız. Sınıfsal analiz kırsal alan giderek daha fazla kutuplaştığı için gereklidir.

Bugün kırsal alanda temel çelişki ethanol üreticisi büyük ticari ihracatçılar ile besin üretimi ve yerel tüketim için çalışan küçük çiftçi aileleri ve köylüler arasındaki kapitalist çelişkidir. Ethanol için tahıl ihracatı tarımsal üretimin yerine geçtikce şehirlerdeki gıda maliyeti artacaktır. Pekçok küçük çiftçi büyük çiftçilerin ideolojileri tarafından ikna edilip genetiği değiştirilmiş tohumlar kullanmaya başlamışlardır. Büyük kimya şirketlerinin ideolojisi modern ve bilimsel ve aynı zamanda karlı çiftçilik için genetiği değiştirilmiş tohumların kullanılmasıdır. Ama genetiği değiştirilmiş tohumların çalışması için çok pahalı bir paket için ödeme yapılması gerektiğinden bahsetmeyi unutuyorlar. Bu paket, pahalı organik olmayan kimyasal gübreler ve tarım ilaçlarıdır. Bu tohumların kısır olduğunu bir sonraki sene kullanılmayacaklarını ve bu tohumları sürekli monopol tohum şirketlerinden almak zorunda olduklarını farkederler. Bu tohumlar dayanıklılıkları çok sınırlıdır bu yüzden yeni kimyasal girdiler kullanırlar. Bunlar çiftçinin üretim maliyetinin artırmasına neden olur. Bazı dar kafalı liberal burjuvalar ve sosyal demokratlar “biz uzlaşma yapıyoruz. Bazısı genetiği değiştirilmiş tohum kullanabilir. Bazısı kullanmak istemez ve kullanmaz” diyor. Fakat biz, genetiği değiştirilmiş ürün yetiştiren çiftliklere sınır komşusu olan çiftliklerdeki tohumların bir çiftlikten diğerine geçen tohumlar tarafından etkilendiklerini ve GDOsuz çiftliklerin kirletildiklerini biliyoruz. Barış içinde birlikteliğe sahip olamazsınız. Çünkü birinden gelen tohum diğerindeki tohumlara karışır. Bu “ya hep ya hiç” mücadelesidir. Ya GD ürün yetiştireceksiniz veya GDOsuz ürün yetiştireceksiniz. Orta yol yoktur.

Sosyal hareketleri etkileyen uluslararası durumla ilgili ikinci nokta Avrupa Birliği tarafından desteklenen ABD’nin silahlanması ve üçüncü dünyadaki mücadelelere karışmasıdır. Terörizme karşı silahlı mücadele Afrika, Asya ve Latin Amerika’da vardır. Terörizme karşı savaş şemsiyesi altında tarımsal-ticaretin genişlemesine karşı direnen köylülere karşı devlet terörizmi de vardır. Afganistan, Irak’daki ABD savaşları, İsrail’in Filistinlilere uyguladığı baskı, Lübnan’ın işgali, İran ve Suriye ile yeni savaş tehditleri, Somali’deki direnişçilere karşı ABD baskısı sadece buzdağının görünen kısmıdır. Çünkü Venezuela’ya, oradaki tarımsal reformlara ve ulusal liberal politikalara karşı ABD saldırısı vardır. Irak’taki direnişin bugün dünyadaki ABD saldırılarının genişlemesini engellemesi bakımından taşıdığı büyük önemi küçümseyemeyiz. ABD’nin Irak’ta felç olduğu için bugün ikinci bir kara savaşına kalkışamamaktadır. Bu bir diğer ülkeye hava yoluyla örneğin İran veya başka ulusları örneğin Somali’deki Etyopyalıları, diğer Afrikalıları kullanarak saldırmayacağı anlamına gelmez. Bu silahlanma tarımsal-ticaretin yayılmasına eşlik etmektedir. Açıklamak gerekirse silahlanma her zaman ordunun kullanımı anlamına gelmez. Bu polis, yerel güvenlik ajansları veya şahsa ait silahlı adamlar demektir. Silahlanmanın etkilerinden birisi, yasadışı ürünlere dönüştür. Silahlanma Afganistan’ı eroin ve afyon yetiştirme merkezi haline getirmiştir.

Latin Amerika’da, Peru, Ekvator, Kolombiya ve Bolivya’da köylülerin geleneksel ürünleri azalmış ve yeni yasadışı ürünler yetiştirilmektedir. Bu ürünlerin sökümü köylüleri silahlı direnişe doğru yöneltmektedir. Size bazı dinamik sırlar vermeme izin verin. Bir parça toprağım olsun. Birkaç koyunum ve birkaç zeytin ağacım olsun. Biraz sebze yetiştireyim. Büyük tarımsal ticaretle rekabet etmeyecek bir başka ürün yetiştirmek için başka bir alana taşınmaya zorlanıyorum. Rekabet edebilecek ve iyi gelir sağlayacak ne yetiştirebilirim? Haşhaş ve mariyuana.. Bu dünya pazarları ve şirket tarımsal kapitalizminin baskılarının bir sonucu olarak ürünlerin birbirinin yerine konması işlemidir. Yasadışı ürünlerin yok edilmesi, tarımsal ticaretin kamusallaştırılması, köylülerin yerel marketlere yakın verimli ve karlı topraklara yeniden yerleştirilmeleri ile mümkündür.

Bu uluslararası birlikte yeni sınıf ittifakları neler? Tarımsal-ticaret, devlet, ihracat sektörü, sermaya finansmanı, gıda işlenmesi ve fiyatları hep birlikte birleşip bir ittifak oluşturmuşlardır. Sermaya bütünleşmiştir. Ve büyük enerji şirketleri bu yeni yönetici sınıfın ayrılmaz önemli bir parçası haline gelmiştir. Bugün, ulusal kent soylusunu yabancı ittifaklara bağlayan uygulanabilir köylü hareketi yoktur. Köylü hareketinin ulusal kentsoyluları ile ortaklık kurma olasılığı yoktur. Bugün kentsoylular çiftliklerin ulusal pazarları ile değil uluslararası pazar için tarımsal ihracata yatırım ile ilgileniyorlar. Bugün köylülerin doğal ortakları kimlerdir? Bir büyük grup şehirli tüketicilerdir. Sınıf bakış açısına sahip solcu ekolojistler ve toprağın özelleştirilmesinden olumsuz etkilenen kamu çalışanları çünkü bu aynı zamanda kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi anlamına gelir. Maalesef kimyasal gübre ve tarımsal ilaç gibi büyük kimyasal sektörlerinde çalışan işçiler gibi bazı sektörlerdeki endüstriyel işçi sınıfının sallantıda olduğunu kabul etmeliyiz.

Şimdi hep birlikte günümüzdeki çağdaş köylü hareket ve mücadelesindeki bazı örneklere bakalım. Çok büyük köylü hareketlerinden ve son günlerdeki bazı deneyimlerden bahsedeceğim. İlk önce Brezilya ve MST krizi. Geçen 20 yıl içinde 500,000’den fazla militanı ile muazzam bir hareket olan MST grubu toprak istimlak etmiş, işçi sendikaları, dini gruplar ve diğerleri ile ittifaklar kurmuştur. Fakat sosyal bir organizasyon olarak büyürken politik görüşü eksik kalmıştır. İşçi partisi denilen sosyal demokrat parti ile işbirliği yapmaya karar verdiler. İşçi partisi solda başlayıp merkeze kayan bir partidir. Seçime odaklı sosyal demokrat parti ile ittifak yapma stratejisi tam bir felaket olmuştur. Çünkü onlar doğrudan mücadele yerine hükümetin reformlar için yeni yasaları uygulamasını beklemiştir. Sosyal demokrat başlayan Lula tarımsal-ihracat sektörü yani ethanol çiftlikleri ile işbirliği yapmıştır. Ve köylülerin tarımsal sorunları ile reformları gündem dışı bıraktı. Lula, Çin ve denizaşırı ihracat için desteği organize etmiştir. Brezilya büyük ticari açık biriktirdi, dış borcunu ödedi ama topraksız işçileri marjinalize etti. Fakat 4 yıl boyunca MST, Lula ile görüşmeye devam eder. Söz vermeler, açıklamalar. Sonuç sıfır. Çünkü onlar baskı ile hükümetin tarımsal ticaretten köylülüğe kayacağını düşündüler. Fakat burada söz konusu olan sadece basit bir politika değildi. Bu devlet ile tarımsal ticaret arasında kurulu bir yapısallaşmaydı. MST ikinci seçimlerden sonra şimdi hatalarını düzeltme çabası içindedir. Kamu çalışanları ile sayısız ittifaklar kuruyorlar. 23 Mayıs’ta Lula’ya karşı tüm Brezilya’da gösteriler düzenlediler. MST, Haziran içinde 17,000 delegenin katılımı ile ulusal kongre düzenleyecek. İlginç olan sloganları, “tarımsal reform ve sosyal adalet”. Bugün tarımsal reformlar için yerel kentsoyluların desteğini kazanmalarının yolu olmadığını anladılar bu yüzden şehirlerdeki hareketler ile yeni ittifaklar kurmaya yöneldiler.

Bolivya’daki köylü ve yerli hareketi. Bu hareket liberal hükümeti devirmiş ve köylü bir lideri ülke başkanı olarak seçmiştir. Köylü hareketi Evo Morales’i desteklemektedir. Evo Morales burjuva hükümetini devraldı ve ulusal burjuva sınıf, uluslar arası yatırımcılar ve köylüler arasında bir koalisyon kurmaya çalışmaktadır. Geldiği sosyal kökene rağmen miras kalan aynı tarımsal ihracat stratejisini desteklemektedir. Üretken çiftliklerin kamusallaştırmayacağını söylemektedir. Bu aptalca. Çünkü üretken çiftlik ne demektir? Birinin bir ineği veya birkaç koyun 10 veya 100 dönüm arazisi oldu bu adam üretken midir? Bolivya’daki en kaliteli, verimli toprağın %75’ini 100 aile kontrol etmektedir. Çiftçilere ne kalmıştır? Hazine arazisi. Hazine arazisi nerededir?

Bugün Latin Amerika’daki köylü hareketleri dar kafalı kentsoylu seçime odaklı partilere güvenemeyeceklerini çünkü bunların hükümet olana kadar kendilerini desteklediklerinin dersini aldılar. Lula ve Morales iktidara gelinceye kadar köylü mücadelesini desteklediler. Hükümet olup, bakanlıkları alınca kentsoyluların isteklerini dikkate aldılar. Onlar devleti değiştirmedi, devlet onları değiştirdi. Bazı köylülerin dediği gibi “devlete yaklaşan köylülerden uzaklaşır”. Bu resimdeki bakış açısı nedir? Hangi yeni koalisyonları hayal edebiliriz? Kimisi köylü hareketi için ekolojistler ile çalışmamız gerektiğini söylüyor. Ekolojistler çok eğitimli ve çok bilgili fakat büyük bir kitle temeline değiller. İkinci olarak pekçok sivil toplum kuruluşu köylü hareketinden birşeyler öğrenmek ve liderlerin saygı göstermek yerine hegemonyaları altında almak ve bu hareketin profesörü olmak istiyorlar. Alçak gönüllü olmayı öğrenmeleri ve şehirlerde halkı organize etmeye çalışmalılar. Tüketicileri örgütlemeli ve aynı zamanda eğitmeliler. Yüksek tarımsal ürüm fiyatların yarattığı sorunların fakir köylüler tarafından değil hükümet ve ihracat yapan tarımsal-iş sektörlerince yaratıldığını net olarak açıklamalılar. Ekolojistlerin genetiği değiştirilmiş gıdalarla ilgili ürün problemlerine dair iyi eğitim vereceklerini ama örgütlenme tarafında başarılı olamayacaklarını düşünüyorum. Ekoloji, tüketiciler ve çiftliklerdeki köylüler arasında köprü kurmalılar. İkinci ittifak etnik grupların sınıfsal bir birlik oluşturmalarını koordine etmektir. Size çok ciddi bir örnek vermeme izin verin. Bolivya’da yerliler felaket şekilde sömürüldüler. Halk olarak kendi kimliklerini yeniden buluyorlar. Kimi liderleri yerli ulus olarak ayrılık çağrısında bulunuyor. Bu felaket bir çözüm. Çünkü ülkenin tüm önemli zenginlikleri, petrol, madenler yerlilerin topraklarında değil. Eğer ülke bölünürse, yerliler ülkenin gelişme ve kalkınmasını finanse edecek en az kaynağın olduğu en yoksul bölgesinde yaşayacaklar. Bolivya’da bugün en gerici grup ayrılıkçılar. Çünkü benzin, demir, petrol ve kalaya hakim olacaklar. Sadece yerli halkın haklarına saygılı birleşikçi ulusal bir hükümet başarılı olabilir.

Uluslararası emperyalizm ile mücadelede güçlü bir devlete ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Emperyalistlerin kışkırttığı ayrılıkçılara karşı direnmelisiniz. İKi alanda mücadele etmelisiniz. Azınlıkların tanınması ve mücadelenin ulusal doğasının kabulü. Ekoloji, emperyalistlerin toprak ve yerel ürünlere sızmalarına karşı ulusal bir politika ile organik tarımın destekçisi olan köylüler başta olmak üzere herkesi ilgilendiren bir sınıf ittifakı geliştirmelidir..

Vazgeçme, Erteleme, Üşenme - 2008

Yayın Tarihi:
“Vazgeçme, Erteleme, Üşenme”, Önce Kalite, KALDER Yayınları, Eylül 2008 sayısı.
Doğadan kopuk, büyük şehirlerde, yüksek binalarda, duvarlar arasında az oksijenli odalarda sıkışmış yaşayarak, kalabalık ve gürültülü ortamlarda çalışarak, koşuşturmacalı, gerilimli geçen hayata bir es vermek, farklı bambaşka bir tat katmak mümkün. Yüksek yıldızlı tesislerde, tesis yöneticilerinin belirlediği programa uyarak, elinizde içeceğiniz güneş altında saatlerce yatıp, bol bol yiyip içerek, yine kapalı ortamlarda yatarak, yıl boyunca biriken fiziksel ve ruhsal yorgunluğunuzu gidermeye çalışabilirsiniz. Veya sizi doğaya yakınlaştıracak, kuşların, dalgaların, rüzgarın sesini duyacağınız, bulutların dansını, yıldızların gökyüzünde oluşturduğu deseni farkedeceğiniz, içinizdeki farklı enerjileri ortaya çıkaracak, damarlarınızda akan kanın, kalp atışlarınızın, bedeninizin farkına varacağınız, yeni deneyimler kazanacağınız bir ”doğa sporları kokteyli” deneyebilirsiniz.

Doğa sporlarının doğada, açık havada yapıldığı, mücadele gerektirdiği için, insanı özgürleştiren, bağımsızlık duygularını uyandıran bir yönü var. “Dağ Bisikleti” Türkiye’de bilinen ve en yaygın olan doğa sporlarından biri. Düz yolda bisiklet kullanmak ile doğada bisiklet sürmek çok farklı. Dağ bisikletleri iniş çıkışlı yollara uygun olarak bol vitesli, kalın tekerlekli, taş, kaya, kum, çakıl, toprak yollarda gidebilen türden. İlk defa dağ bisikleti kullanacaksanız eğer önce kendinizi yetiştirmelisiniz. Teorik bilgileri, dağ bisikletini tanıtan ve iniş, çıkış, farklı yol satıhlarında sürüş tekniklerini anlatan kitapları okuyarak edinebilirsiniz. Bisiklet parçaları, inen lastiğin şişirilmesi, çıkan zincirin takılması gibi pratik bir iki noktayı bir bilenden öğrendikten sonra sıra teoriyi pratiğe dökmeye gelir. Bisikleti tanımak, yokuş çıkarken gücünüzü optimize eden en uygun vitesi seçmek, yokuşları en hızlı ve güvenli şekilde inebilmek, çıkış ve inişler için önerilen tekniklerini denemek, rotayı tanıyıp arazi şekillerini en az pedal sallayacak şekilde optimize etmek… Ödülünüz araba ile gidemeyeceğiniz yerlere gitmek, rotanız üzerindeki güzellikleri yaşamak, mis gibi havayı solumak, soğuk sulardan içmek, yorgun bedeninizi derelerin serin sularında dinlendirmek. İlk denemenizi bir tur şirketi ile yapabilir, günlük bir tur seçebilirsiniz. Dağ bisikleti doğa sporları içinde en zahmetli olanlarından biri. Tur öncesi bisikletler tek tek kontrol ediliyor, çıkan arızalar gideriliyor. Tur günü bisiklet kullanımı ve gidilecek rota hakkında genel bir bilgi veriliyor, katılımcılara kask ve eldiven dağıtılıyor. Bisikletler seçildikten sonra lastikler kontrol ediliyor, inenler şişiriliyor, seleler ayarlanıyor. Yol boyunca bisikletleri yedek parça taşıyan bir araba takip ediyor. Bozulan bisikletler, patlayan lastikler tamir ediliyor. Tura devam edemeyen katılımcıların bisikletleri arabaya yükleniyor. Öğle yemeği genelde köylülerin işlettiği küçük aile lokantalarında alınıyor. Turlara çocuklu aileler, 14-15 yaşındaki çocuklardan 60 üstüne kadar her yaştan insan katılabilir. Katılımcıların sadece niyet ve cesarete ihtiyacı var.

Suya girip çıkan küreklerin hışırtısından başka sesin olmadığı bir ortamda, iyotlu havayı içinize çekip, dalgaların yarattığı her salınımı hissederken uçan balıkları, kıyı kuşlarını takip etmek, rüzgarın esintisiyle özgürleşmek, kas gücü ile denizin üstünde kayıp gitmek ister misiniz? Deniz kayağını deneyebilirsiniz. Deniz kayakları tek veya iki kişilik oluyor. Kayaklar hafif ve manevra kabiliyetleri yüksek. Ayakla idare edilen basit bir dümen mekanizmaları var. Suda ilerlerken kayağı batırmak hiç kolay değil ama kıyıda biner, inerken yanlış bir hareket yaparsanız alabora olabilirsiniz. Kürekleri bırakıp kendinizi rüzgara teslim edebilir, kayakların minik yelkenleri ile deniz üzerinde neredeyse uçarcasına yol alabilirsiniz. Deniz kayağı yapmak için superman olmanız gerekmiyor. İşin püf noktaları küreği tekniğine uygun çekmek ve ekip arkadaşınız ile uyumlu olmak. Günlük deniz kayağı turlarında kürek çekme tekniği, dümen ve kürek ile ileri geri manevra nasıl yapılır, kıyıya nasıl yanaşılır kısa bir eğitimle anlatılıyor, rota hakkında bilgi veriliyor. Herkesin kayaklara binmesinden sonra ileri-geri-dönüş hareketleri deneniyor. Hazır olunca vira! İki kişilik kayaklarda ekipler koordineli hareket etmek zorundalar. Kürek çekecekleri ve dinlenecekleri zamanları birlikte belirliyorlar. Turların başında pervane böceği gibi suyun üzerinde ters dönen kayaklar olsa da kısa zamanda ekip olmayı öğreniyorlar. Çünkü kürekleri eş zamanlı suya daldırıp çıkarmazlarsa çok yavaş ilerliyor ve rotadan kolayca çıkıyorlar. Tur süresince, kürek çekerken yanan ellerinizin ateşini serin suylarda söndürebilir, mola verip deniz üstünde salınabilir, doğanın sesini dinleyebilir, hem deniz ile bütünleşip hem kıyıya çıktığınız yerlerde yürüyüş yapabilirsiniz. En büyük ödül ise rüzgarı yakalamak. Eğer esen rüzgarı küçük yelkeninizle tutabilirseniz sizi istediğiniz kıyılara uçarcasına götürüveriyor. Köpüklü dalgalar üzerinde kayarcasına ilerlerken bir yandan kaslarınızı dinlendiriyor bir yandan manzaranın keyfini çıkarıyorsunuz.

En yeni ve en fantastik doğa sporu kıyı traversi veya “coasteering”. Kıyı traversi kaya tırmanışının daha az teknik bilgi ve malzeme isteyen, daha sulu ve eğlenceli bir türü. Denize inen kayalar üzerinde örümcek adam oluyorsunuz. Kayaların el ve vücudu kesmemesi için eldiven ve özel giysiler ile can yelekleri giyiliyor. Kimi zaman kayalar üzerinde yürüyor, kimi zaman büyük kaya blokları üzerindeki girinti çıkıntıları kullanarak tırmanıyorsunuz. Tırmanırken gücünüzün tükendiği noktada kendinizi zorlamanız gerekmiyor, vücudunuzu yerçekimine teslim ederek denize serbest düşüş yapabilirsiniz. Heyecan, korku, merak duyguları ile kıyı boyunca yer alan mağaralara girip çıkıyorsunuz. Yorulunca dinlenmek için sırt üstü suya uzanmanız kafi. Güneş yüzünüzü ısıtır, bedeniniz serin sularda salınırken varolmanın dayanılmaz hafifligini tüm bedeninizde ve ruhunuzda hissedebilirsiniz. Deniz her zaman süprizlerle dolu. Uçan balıklarla veya bir deniz kaplumbağası ile karşılaşabilir, hatta birlikte yüzebilirsiniz.

Seneca “nereye gittiğin değil, nasıl gittiğin önemlidir” demiş. 2000 yıl önce yaşamış Roma’lı bu filozofun sözüne kulak verip sırt çantanızın içine size en çok gereken malzemeleri koyup, ayağınıza rahat bir ayakkabı geçirip, elinizde yürüyüş rotalarını anlatan bir kitapla yola çıkabilirsiniz. Bu kadar maceracı olmak istemezseniz eğer konaklamalı uzun yürüyüş turları düzenleyen acentalara başvurabilirsiniz. Yeşilin her tonunu görebileceğiniz Karadeniz yaylalarında, dağlarında gezebilir, göllerinde yüzebilir, buz gibi sularından içebilirsiniz. Değişken, hırçın havası ile Karadeniz’de dört mevsimi yaşamak mümkün. Yürüyüşler sırasında güneşte yanabilir, kar topu oynayabilir, yağmur altında serinleyebilir, sisin içinde kaybolabilirsiniz. Bir başka çekici yürüyüş rotası, ışık ülkesi Likya’nın tarihi kentlerini birbirine bağlayan Likya Yolu. Yaklaşık 500 kmlik Likya yolu işaretlenmiş, belli noktalara yerleştirilen levhalara etapların uzunlukları yazılmış. Kaybolmak çok zor. Tüm parkuru yürümek yaklaşık bir ay sürüyor. Yolun belli etaplarını tercih edebilirsiniz. En ideal yürüyüş mevsimi Karadeniz rotaları için yaz, Likya yolu için sonbahar ve ilkbahar ayları. Yürüyüş boyunca doğadaki çeşitliliği, zenginliği görmek her mevsim mümkün.

Uzak doğulu şair Lin Po günümüzden 13 yüzyıl önce ne güzel söylemiş:

“Bana soruyorsun, ‘Niçin yeşil dağlarda yaşıyorsun?’
Ben sessizce gülerim; ruhum rahat.
Şeftali çiçekleri akan suları izler;
Burada cennet ve dünya birarada, insanların dünyasından uzak.”

Doğa, şehirlerde yeknesaklaşan hayatlarımızdan, dar yaşam alanlarımızdan çıkmamız için bizi çağırıyor. Konfor sınırlarını zorlayıp, genişletenlere sayısız keyif ve mutluluk sunuyor. Doğayla bütünleşip ruhunuzu dinlendirmek, yenilenmek, tazelenmek, damarlarınızda akan kanı hissetmek istiyorsanız, “Vazgeçmeyin, Ertelemeyin, Üşenmeyin!”, bir doğa sporları kokteyli deneyin.

B...m Çiçek Açtı - 2008

Yayın Tarihi:
“B... Çiçek Açtı”, Önce Kalite, KALDER Yayınları, Temmuz 2008 sayısı.

Göl, dere kenarlarındaki sazlıklar, bataklık alanlar hiç dikkatinizi çekti mi? Pekçok çiçek ve bitkinin yanısıra yüzen, uçan, yürüyen, pekçoğu gözle görülemeyecek kadar küçük canlıya ev sahipliği yapan, su, toprak ve havanın buluştuğu, zengin bir ekosisteme sahip bu sulak alanlar yaşayan bir makinadır aslında. Kirlenen suları temizleyip arıtan bir makina!

Doğanın kendi kendini arındıran gizli gücünün sırrı, sulak alan ekosisteminin karmaşık fiziksel, kimyasal ve biyolojik süreçleridir. Bitkiler fotosentezle karbondioksiti yapraklarıyla özümser oksijene çevirir ve sonra gövdeleri üzerinden su içindeki köklerine taşırlar. Köklere inen oksijen, suyu oksijen bakımından zenginleştirir, köklerde yaşayan bakteri ve mikroorganizmalar için yaşanır ortam yaratır. Bu canlılar sudaki organik atıkları, kimyasal kirleticileri parçalayıp yok eder. Bazı bitkiler sudaki ağır metalleri bile yok edebilmektedir. Arıtma sırasında doğal oksijen, karbon ve su döngüleri kendi kendine işler.

1950’li yıllarda Almanya’da Max Plack Enstitüsü’nde bir araştırmacı, suda yaşayan bitkilerin kimyasal kirleticileri özümseyip parçalama yeteneklerini keşfetti. 1973 yılında Michigan Üniversitesi’nde test amaçlı ilk yapay sulak alan su arıtma sistemi kuruldu. Sistemin soğuk iklimlerde çalıştığı 1980-1984 yıllarında Kanada’nın Ontario bölgesinde test edildi. Sonuç olumlu olunca, aynı bölgede 1986 yılında 4,000 kişinin atık sularını arıtan sistemi devreye alındı. Bitkisel arıtma veya doğal arıtma olarak da bilinen yöntemle ilgili araştırma ve denemeler devam ederken, uygulamalar giderek yaygınlaşıyor ve çeşitleniyor.

Konvansiyonel Atıksu Arıtma Sistemleri Yerine Neden Yaşayan Makinalar?

Şehrinizin atık su arıtma sistemi var mı? Beton, demir yığını bina ve havuzlardan oluşan sevimsiz bir görünüşleri vardır ve kötü koku yayarlar. Bu sistemin yerine rengarenk çiçeklerin açtığı, yemyeşil bitkilerin bulunduğu, kuşlar, arılar, kelebeklerin yaşadığı bir park hayal edin. Hangisini tercih edersiniz? Yapay sulak alanları cazip hale getiren sadece güzel ve estetik görünüşleri değil. Konvansiyenel sistemlere göre elektrik enerjisini ya hiç kullanmıyorlar veya çok az kullanıyorlar, yapımları hızlı, kolay ve ekonomik, bakım ve işletmeleri çok hesaplı ve basit. Bu sistemlerin bakımı için teknik elemanlara değil bitkilerin dilinden anlayan bir bahçıvana ihtiyaç var. İki haftada bir alana yapılacak bir ziyaret yeterli olabiliyor. Konvansiyonel sistemler gibi asgari kapasite sınırları da yok. 10 kişi veya 10,000 hatta 100,000 kişi için Yaşayan Makina kurabilirsiniz. Uygun alan varsa atık suyun taşınmadan üretildiği yerde arıtılması mümkün. Yani kilometrelerce kanalizasyon borusu döşeyip atık suları bir yere toplamak gerekmiyor. Bu büyük bir kazanç çünkü kanalizasyon sistemlerini kurmak da yenilemek de çok pahalı. Örneğin; bugün Almanya’nın eskiyen kanalizasyon sistemini yenilemek için 50 milyar Avro gibi bir servet harcaması gerekiyor. Konvansiyonel sistemlere sürekli biyolojik ve kimyasal katkılar eklemek gerekirken, Yaşayan Makinaların hiçbirşeye ihtiyacı yok. Yaşayan Makinalar ile su arıtma sistemiyle birlikte bir parka da sahip oluyorsunuz. Bu nedenle, yurtdışında çocuklara botanik bilgisi vermek ve doğal döngüleri anlatmak için kullanılıyor.

Dünya ve Türkiye’deki Uygulamalar

Amerika’nın her bölgesinde, Kanada’da bazı yörelerde yapay sulak alanlar kurulu. Bunların arasında otuz yıldır çalışan sistemler var. Danimarka Avrupa’da uygulamaların en yaygın olduğu ülke. Almanya, Çek Cumhuriyeti, İtalya’da yapay sulak alanlar atıksu arıtmada kullanılıyor. Hindistan, Çin, Hong Kong, Güney Amerika’da uygulamalar yaygınlaşıyor.

Bitkisel arıtma Türkiye’de henüz rüştünü ispatlamaya çalışıyor. Türkiye’de yapay sulak alanlarla evsel atık suların arıtılmasına yönelik deneysel çalışmaları TÜBİTAK başlattı. Köy Hizmetleri 2003 yılında küçük ölçekli kırsal yerleşkeler için çok geniş kapsamlı yapay sulakalan projesini uygulamaya aldı. Köy Hizmetlerinin kapatılmasından sonra projeyi İl Özel İdareleri yürütüyor. Atık su arıtma konusunda benimsenmiş ezberi bozacağı için Belediyeler uygulamaya çekingen yaklaşıyor. Konvansiyonel arıtma sistemlerine göre Yaşayan Makinalarin ekonomik oluşu büyük karları imkansız kılıyor. Bu nedenle yatırımcılar ilgisiz.

Yaşayan Makinaların Yeni Uygulama Alanları
İlk olarak evsel atık suların arıtılmasında kullanılan yapay sulak alanların yeni, farklı ve ilginç uygulamaları da mevcut. On yılı aşkın süredir Yaşayan Makinalar üzerinde çalışan, The Ecovillage Institute’den Michael Shaw endüstriyel atık suların, tarımsal sulama sularının, su kanallarının, içme suyu rezervi olan baraj ve göllerin arıtılmasında bitkisel arıtmanın başarılı örneklerini hayata geçirdiklerini söylüyor. Bunlardan birisi Çin’in Funzou kentinde 125,000 kişilik sanayi, ticari ve evsel atık suların aktığı su kanallarında kurulan 7.2 km uzunluğunda yüzen bitkisel arıtma sistemi. Amerikan gıda devi Tyson Food, yüksek yağ ve organik atık içeren tavuk işleme tesisinin atık sularını arıtmak için bitkisel arıtma sistemini tercih etmiş. Bitkisel arıtma sistemleri ayrıca maden çıkarma çalışmalarında oluşan suların ve sel sularının da arıtılmasında da kullanılıyor.

Giderek kirlenen sular, küresel ısınma ile azalan su kaynakları, yükselen enerji fiyatları ve artan insangücü maliyeti...
Doğaya, doğal döngülere saygılı, doğal yaşamı destekleyen, çok az enerji kullanan, kurulumu ve bakımı basit ve kolay, ekonomik, uzun ömürlü, güzel görünümlü Yaşayan Makinalar 21. yüzyılın su arıtma teknolojisi olmaya aday.

Yaşayan Makinalar sayesinde, atık su arıtma pis, kokan bir iş olmaktan çıkacak, bizi doğaya yakınlaştırırken, amiyane tabirle b...m çiçek açacak.

Bizim Köyün Çocukları - 2008

“Bizim Köyün Çocukları”, http://yesil.ntvmsnbc.com/Haberler/HaberDetay.aspx?HaberId=532, Yeşil Ekran, NTVMSNBC, September 2008.

Limanköy ülkemizin en kuzeybatısında Karadeniz kıyısında minik bir balıkçı köyü. Bu köyün çocukları çok şanslı. Çünkü Limanköy’de onlar için üç yıldır olağanüstü bir etkinlik düzenleniyor. Tümüyle gönüllü çaba ve gayretler ile yürütülen Kitap Kurdu Yaz Etkinliğine tüm köy çocukları katılıyor.

Haziran başında aldığım bir internet iletisi ile Kitap Kurdu Yaz Etkinliğinden haberdar oldum. Etkinliğin fikir annesi ve yöneticisi Sermin Demirgülle, geçen yıl yaptıkları çalışmaları anlatıyor ve “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları”nı hep birlikte oynamak için beni Limanköy’e davet ediyordu.

Köyün iki gençkızı, çocuklar yazın boş dolaşmasın, kitap okuma alışkanlığı kazansın, eksik oldukları dersleri tamamlasın, sosyal etkinlikler yaparak kendilerini geliştirip ailelerine ve köy halkına örnek olsun istemişler. İlgi, merak ve isteklerini, Limanköy’e sonradan yerleşen Ertan Ailesi teşvik edip, desteklemiş. Yaşadıkları topluma yararlı katkı sağlama arzusu ile yola çıkan bu gönüllü grup, kararlı bir şekilde çalışmalarını sürdürüyor. Yaptıkları tüm Türkiye’ye örnek teşkil edecek nitelikte.

Yaz etkinliğinin merkezi Şahika - Asaf Ertan çiftinin köye hediye ettiği kitaplık ve konukevi. Kitaplıkta 3000’in üstünde kitap bulunmakta ve müzik sistemi, projeksiyon makinası, bilgisayar ve internet bağlantısı gibi teknik donanımlara sahip. Kütüphane sorumluluğunu köyden bir hanım üstlenmiş. Tüm faaliyetler kitaplıkta yapılıyor, etkinliğe destek verenler konukevinde ağırlanıyor, çocukların yaptığı çalışmalar köy meydanında sergileniyor.

Yaz etkinliği süresince çocukların okuma, dinleme, anlama ve anladığını ifade etme yetilerini geliştirmek için sırayla kitap okuyorlar sonra anladıklarını paylaşıyorlar. Okutulan kitaplar özenle seçiliyor. Çocukların geleceklerini etkileyecek olan küresel ısınma ve susuzluk gibi konuları aktarıp çözümler öneren kitaplar ile doğa sevgisini pekiştiren kitaplar okuyorlar.

Yaz etkinliğinin misyonlarından biri doğa sevgisi aşılamak, çocukları doğa koruma konusuna bilinçlendirmek, geri dönüşümün önemini kavratmak. Geçen sene köy meydanındaki çöpleri toplayan çocuklar, çöp sayımı yapmışlar. Büyüklerin çevreyi daha çok kirlettiğini tesbit etmişler! Köy büyükleri çocuklar karşısında mahcup duruma düşmüş. Ödül olarak kitaplıkta parti düzenlenmiş ve Pinokyo çizgi filmini izlemişler. Bu sene evlerde biriken atık pilleri toplamak için yarıştılar. En çok atık pil toplayan çocuk ödüllendirildi. Ödül kazanmak için evlerinden, akraba ve komşularından pil toplayan çocukların çabaları görülmeye değerdi. Kütüphanedeki pil toplama kutusunda biriken piller yine bir gönüllü tarafından İstanbul’daki pil toplama merkezine götürüldü.

Köye davet edilen konuklar etkinliğe bambaşka bir renk katılıyorlar, çocukları çok farklı alanlarda bilgilendiriyorlar. Geçen yaz İğneada Sağlıkocağı’nda görevli Hemşire Selvinas Tunalı çocuklara “Güneşin zararlı etkileri ve kanser” konusunu ve koruyucu önlemleri anlatmış. Köye misafir olarak gelen, İstanbul Üniversitesi Su Ürünleri Bölümü Öğretim Görevlisi Ayaka Öztürk, çocuklara Japonya hakkında bilgi vermiş, Japonca sözcükler öğretmiş. Çocuklara origami yapımını göstermiş ve sonra yaptıkları uçakları köy meydanında yarıştırmışlar. Bu yaz, etkinliğin konukları ressam Berna Erkün ile bendim. Çocuklar Berna Hanım ile sahilde topladıkları deniz kabukları, tahta parçaları ile aynalar süslediler, çıngıraklar yaptılar. Yörelerindeki doğal malzemeleri, hayal güçleri ve yaratıcılıkları ile birleştiren çocuklar birbirinden güzel eserler yarattılar. Çocukların eserleri köy meydanında sergilendi, köyü ziyaret eden konukların talebi üzerine bazıları satıldı.

Limanköy’lü çocuklara Thomas Seton’un çok sevdiğim “İnsanları doğaya çıkarmak yeterli değil. Onlara doğadan keyif almayı öğretmek lazım” sözünü baz alan bir oyun programı hazırladım. “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları” programının hedefi çocukların bir yandan eğlenceli oyunlarla birbirlerine ve çevrelerine karşı düşünsel, duygusal ve sezgisel farkındalıklarını güçlendirmek, iyi ilişkiler kurmalarına yardımcı olmak, diğer yandan sahip oldukları doğal güzellikleri farketmelerini sağlamak ve ayrıca proje çalışması nasıl yapılır öğretmekti. Oyunlara yaşları 5 ile 15 arasında değişen 30 çocuk katıldı. Hep birlikte köy meydanında oyunlar oynadık, kütüphanede dans ettik, yürüyüşler yaptık, Vivaldi’nin “Dört Mevsim” müziği eşliğinde projeler tasarladık. Proje çalışmasında, çocuklara köylerinin geleceği açısından önemli olacak üç konu tanıtıldı; organik tarım çiftliği, orman ve doğa müzesi ve evsel atık suların arıtılması için bitkisel arıtma sistemi. Gruplara ayrılan çocuklar verilen bilgiler ışığında, kütüphanedeki kaynakları da kullanarak Limanköy için projeler geliştirdiler. Kartonlara yazıp, çizdikleri projelerini önce kendi arkadaşlarına, sonra köy meydanında ailelerine ve köy halkına sundular. Biri gündüz diğeri gece iki grup yürüyüşü yaptık. Çocuklar yürüyüşler sırasında beş duyularını aktif olarak kullanarak kendilerini en çok etkileyen doğal güzellikleri belirlediler ve arkadaşları ile paylaştılar. Pekçoğu birlikte yürümenin çok eğlenceli olduğunu söyledi ve bu yürüyüşleri daha sonra tekrarlamaları konusunda okul öğretmeninden söz aldılar. Karanlık aysız bir gecede yaptığımız gece yürüyüşü çocuklar için unutulmaz bir macera oldu. Karanlıktan ürken çocuklar, fener ışığı ile korkunç yüz ifadeleri yapıp kahkahalarla güldüler. Aya ait öyküler dinlediler, belli başlı yıldızları öğrendiler, Samanyolu galaksisinin izini takip ettiler, kayan bir yıldız görüp heyecanlandılar. Hep birlikte fenerleri söndürüp “gece görüşü” ile karanlıkta ilerlemeyi denedik. Karanlıkta görebilmeleri hepsini çok şaşırttı. Gecenin süprizi çalıların arasında parlayan gözler oldu. Karanlıkta parlayan noktaları görünce korkup çığlık atan çocuklar sonra bunların çalıların arasına yuva yapmış kuşların gözleri olduğunu anladılar ve kuşları ürkütmemek için sessizce uzaklaştılar. Oyunlara ait fotoğraflar ve çocukların deneyimleri
www.surdurulebiliryasamoyunlari.com sitesinde görülebilir.

Limanköy Türkiye’nin herhangi köyünden biri. Ama bu köyü diğer 36,000 köyden farklı kılan çok önemli bir özellik var. Köylerindeki çocuklar için Kitap Kurdu Yaz Etkinliğini düzenleyen aydınlık insanları...

Toprak=Çiftçi=Tüketici - 2008

Yayın Tarihi:
“Toprak=Çiftçi=Tüketici”, Cumhuriyet Sürdürülebilir Yaşam Eki, Haziran 2008 sayısı.
"Toprak=Çiftçi=Tüketici", www.ekolojistler.org, www.tarvak.org.

Shumei Vakfı Doğal Tarım Çiftliği Yöneticisi Yasunori Sako farklı bir tarım yöntemini ve bununla birlikte gelişen bir yaşam biçimini anlatıyor

Fotoğraflar: Hidetaka Torii, Shumei Natural Agriculture Network (SNN)

Japon kökenli Shumei Vakfı, ruhani liderleri Mokichi Okada’nın öğretileri doğrultusunda doğal tarım uygulamaları yapıyor. Doğal tarım, tarımın tüm elemanları ki bunlar; dünya, güneş, yağmur, toprak, rüzgar, çiftçi, yiyecek yiyen insanlar ve bu insanların içinde yaşadıkları toplum, ruhsal ve fiziksel olarak sağlıklı hale getirmeyi amaçlar. Shumei Vakfı, Doğa hakkındaki düşüncelerin değişmesi ve daha sürdürülebilir bir yaşam tarzı geliştirilmesi için çalışıyor. Vakıf, Samsun’da Kızılırmak deltasında yaşanan kimyasal kirlenmenin önlenmesi için bölge çiftçileri ve ilköğretim öğrenciler ile doğal tarım projeleri yürütüyor.

Shumei Naturel Farm Türkiye temsilcileri Satoru Nakano ve Chikako Nakano’nun düzenlediği toplantıda, Shumei Vakfı Doğal Tarım Çiftliği Yöneticisi Yasunori Sako’nun sunumunu dinleme ve kendisiyle konuşma fırsatı bulduk.

Türkiye’de organik tarım uygulanıyor. Doğal tarım organik tarım mıdır? Doğal tarımı bize anlatır mısınız?

Doğal tarımı anlamak için avucunuzda bir tohum olduğunu hayal edin. Ağırlığı fark edilmeyecek kadar azdır. Sadece derinize dokunuşunu hissedersiniz. Aslında bu minik tohum tüm dünya yiyeceğinin doğuş noktasıdır. Doğal tarım için tohum, bir öğretmen, bir ortak ve bir tedarikçidir. Tohumun fiziksel enerjisi bedenleri, ruhani enerjisi yüreği ve aklı besler. Tohum bize nasıl sevgi, saygı ve şükran ile yaşanacağını öğretir. Tarım yapmanın bir insanın doğaya duyacağı en derin saygı olduğunu kabul ediyoruz. Biz toprağın ihtiyacı olan her şeye sahip olduğuna inanırız. Ne kimyasal gübre ne de hayvan gübresi kullanırız. Her canlının duyguları vardır. Toprak da bir canlıdır ve duyguları vardır. Üzerine hayvan pisliği konulması hoşuna gitmez. Sadece dökülen yapraklardan yapılan kompostu toprağın üzerine döşüyoruz. Dolayısıyla, doğal tarım yapılan toprakta hayvan çeşidi yani mikroorganizma daha fazla oluyor. Bu toprağın sağlık kazanmasına yardım ediyor.

Doğal tarımda bitki kökleri besine ulaşmak için derinlere iner. Böylece güçlenir ve gelişir, gövdesi pek uzamaz. Bu nedenle ürünler ağır olur. Ağır ürünleri güçlü kökler rahatlıkla taşır. Geleneksel tarımda bitki köklerinin dibine kimyevi gübre konur. Bitki besine çok rahat ulaştığı için kökler gelişmez, cılız kalır. Gövdesi uzar. Sert yağmurda kökler ağır gövdeyi taşıyamaz, bitki kırılır. Ayrıca, kuraklıkta cılız kökler kolaylıkla susuz kalır.

Doğal tarım, bir tarım yaklaşımı olmanın ötesinde yiyecekle ilgili yeni bir anlayıştır. Bu anlayışta toprak, çiftçi ve tüketici eşittir. Toprağın cansız, tüketicinin işlevsiz, çiftçinin topraktan aldığı ile tüketici beslemekten tek başına sorumlu olmasını kabul etmez. Toprak yetiştirir ve tedarik eder. Çiftçi toprakla ilgilenir ve bitkileri yetiştirir. Tüketici katılımcıdır, memnun olur ve eğitir. Basit yeme işlemi gerçek bir besin zincirine dönüşür.

Aslında doğal tarım bir dünya görüşüdür. Şükran ve saygı duymak, duyarlılık hissetmek çok önemlidir. Bu duygular birbirini besler ve bulaşıcıdır. Shumei üyeleri olarak, Doğal tarımın bu duyguları canlandırıp dünyaya yayılmasına yardımcı olacağına ve Dünya barışına katkı sağlayacağına inanıyoruz.

Doğal tarım geleneksel tarımdan çok farklı. Üstünlükleri neler?

Bir üniversitenin yaptığı araştırma sonuçlarına göre, doğal tarımla yetişen ürünlerin besin değeri geleneksel tarımla yetişen ürünlerin besin değerinin 3 katıdır.

Doğal tarım doğa ile bütünlük içinde ve doğal döngülere saygılıdır. Bu nedenle toprağın iyileştirilmesine ve hatta ormanlar ile okyanusların iyileştirilmesine dahi yardımcı olur.

Çiflikteki yaşantıyı anlatır mısınız? Siz doğal tarıma nasıl başladınız?

Shumei doğal tarım çiftliği Kyoto civarında Shigaraki bölgesinde bulunuyor. 20-30 kişi çalışıyor. Biz doğaya çok sıkı şekilde bağlı olduğumuzu hissediyoruz. Hergün iki kişi tarladan toplanan ürünlerle öğle yemeği hazırlar ve birlikte yenilir. Ben 10 yıl önce doğal tarıma başladım. Başlama nedenim çok lezzetli bir karpuz yemem. Karpuzun doğal tarım yöntemiyle yetiştiğini öğrenince, bu konuda çalışmaya ve aynı lezzette karpuz yetiştirmeye karar verdim. 3 yıl çiftlikte stajyer olarak çalıştım. Önce doğal tarım felsefesini sonra tekniklerini öğrendim. Ardından çiftliğin yöneticisi oldum. Çiftliğimiz çok güzel, harika manzaralı ormanlarla çevrili. Ormandan odun sağlıyoruz. Odunları yemek pişirmek ve ısınmak için kullanıyoruz. İki geleneksel Japon evi inşa ettik. Bu evler artık Japonya’da çok nadir bulunuyor. Kullanılan tüm malzemeler doğal. Çatı saz ve bambudan, duvarlar ise kerpiç. Çatıdaki sazların üç veya beş yılda bir değiştirilmesi gerekiyor. Bizim nesil bunu nasıl yapacağını bilmiyor. Biz eskilerden öğrendik. Eğer öğrenmeseydik, bu yöntem bugün unutulmuş olacaktı.

Evin ortasında ocak var. Yemek ocakta pişer, ateşin etrafına yere oturulup yenir. Yanan ateşin dumanı tavana yükselir ve çatıdaki bambuyu sağlamlaştırır. Son derece güzel işleyen bir sistem.

Şehirlerde ışık ve suyumuz var. Eğer deprem olursa, bunlar garanti değil. Oysa bizim çiftlikteki yaşantımız sürdürülebilir. Çünkü her zaman ışık ve suyumuz var.

Doğal tarım yöntemiyle neler yetiştiriyorsunuz?

Çiftliğimizde pirinç, shitakee mantarı, çay ve seksen çeşit sebze yetiştiriyoruz. 5 hektarda pirinç, 2 hektarda sebze ve 1 hektarda çay ekiyoruz.

Ürünlerinizi nasıl satıyorsunuz?

İlkelerimizden biri aracısız dağıtım. Yetiştirdiğimiz ürünleri Shumei Vakfı üyelerine gönderiyoruz. Ürün fazlamızı yerel pazarlarda satıyoruz.

Tohumları nereden alıyorsunuz?

Kendi tohumlarımızı kendimiz yetiştiriyoruz. Aynı tohum Japonya’nın üç farklı noktasında ekilse, yetişen ürünler farklı olur. Burada yetişen tohum bu toprağa en uygun tohumdur. Kaliteli ürün için tohum seçimine önem veriyoruz.

Zararlılarla nasıl mücadele ediyorsunuz?

Eğer toprak sağlıklıysa, ürünler de sağlıklı olur. Toprak sağlıksızsa, zararlılar oluşur. Bu nedenle hiçbir ilaç kullanmıyoruz. Bir alan böceklenirse, orayı karantina altına alıyoruz.

Doğal tarım ve Shumei Vakfı hakkında daha detaylı bilgi edinmek isteyenlere ne önerirsiniz?
Shumei Natural Farm Türkiye temsilcileri Satoru ve Chikako Nakano ile baglanti kurabilirler. E-posta adresi: istanbul@shumei.eu . http://www.shumei-na.org/ adresini ziyaret edebilirler. Ayrıca Shumei Vakfı yayınlarından Lisa M. Hamilton’un “Shumei Natural Agriculture: Farming to Create Heaven on Earth” kitabını okumalarını öneriyorum.

Sürdürülebilir Yaşam Oyunları - 2008

Yayın Tarihi:
“Sürdürülebilir Yaşam Oyunları”, Önce Kalite, KALDER Yayınları, Mayıs 2008 sayısı.

Sürdürülebilir kalkınma, sürdürülebilir gelişim, sürdürülebilir enerji, sürdürülebilir tarım, sürdürülebilir moda, sürdürülebilir mimari, sürdürülebilir üretim, sürdürülebilir tüketim, sürdürülebilir yaşam. Günümüzün moda kavramı “sürdürülebilirlik”, İngilizce “sustainable” sözcüğünden geliyor. Anlamı, bir kaynağı tüketmeden veya kalıcı zarar vermeden kullanmaktır. Sürdürülebilirlik, bugünü geleceğe bağlıyor ve sorumlu kılıyor. Atalarımızın mirası Dünyanın tümüyle bize ait olmadığı sadece bir süreliğine emanet edildiği ve gelecek nesillere bırakacağımız gerçeğini hatırlatıyor. Bugün bizim hayatımızın devamı için gereken kaynakları kullanış şeklimiz, bu kaynakların gelecekte yaşamak için yine bunlara ihtiyaç duyacak nesillere aktarılmasının ve onların hayatının garantisi oluyor.

Bırakın Hayatınız Konuşsun!

21. yüzyılın başında varlıkların içinde yoklukları yaşıyoruz.

Su yaşamın kaynağı. Kurak geçen 2007’de suyun tükenebilen bir kaynak olduğunu hatırladık. Belki bu gerçek bugüne kadar hiç aklımıza gelmemişti. Oysa ki su kaynaklarımızın yarısını son 40 yıl içinde kaybettik. Dünyada 1998’de 28 ülke su sıkıntısı yaşadı ve 2025 yılında bu sayının 56’ya yükselmesi bekleniyor.

Anlık susuzluğumuzu gidermek için bir şişe suya yüksek fiyat ödüyor, sonra plastik şişeleri çöpe atıyoruz. Bu şişeler yol, dere, deniz kenarlarını, piknik alanlarını, çevremizi süslüyor. Plastik şişelerin doğada çözünmesi 500 yıl sürüyor. Büyük Okyanus’a atılan çöplerin alanı ABD’nin yüzölçümünün iki katına ulaştı. Yüzen plastik çöplerden dolayı ismini Plastik Okyanus olarak değiştirmemiz gerekecek. Giderek artan bu çöpler nereye gidecek?

Gıda en temel ihtiyaçlarımızdan birisi. Yediğimiz ekmek, binlerce yıl süresince ülkemiz ikliminde, toprağında evrimleşen yerel buğdayla değil, dünyanın neresinde, nasıl üretildiğini bilmediğimiz buğdayla yapılıyor. Taze, günlük yiyecekler yerine dondurulup paketlenmiş, raflarda aylarca beklemiş hazır gıdalarla beslenir olduk. Pazarlarda yerel, mevsimsel ürünler yerine aynı renk, aynı boyda, sınırlı çeşitte sebze ve meyveyi her mevsim görüyoruz. Gıdanın fiyatı yükselirken, besin değeri düşüyor. Toprağa atılan zirai ilaçlar ve kimyasal gübreler hem toprağın hem de suyun kalitesini bozuyor. Sularımızdaki kirliliğin yarısından fazlası ve topraklarımızdaki atık kirliliğinin üçte ikisinin nedeni kimyasal gübre sızıntıları. Tarım ve hayvancılık için ayrılan arazilere binalar yapıyor, şehirler kuruyoruz.

Enerji tüketimimiz hesapsızca ve hatta sorumsuzca artıyor. Artık güneş daha yakıcı, yağmur ya daha seyrek veya daha şiddetli, rüzgar daha sert. Mevsimler düzensizleşirken, doğa olaylarının şiddeti artmaya başladı. Enerji üretmek için kullandığımız fosil kaynakların bu doğa olaylarının ve küresel iklim değişikliğinin sorumlusu olduğunu öğrendik. Ayıca bu fosil yakıtlar, doğal gaz, petrol ve kömürün doğaya ve insan sağlığına verdiği zararları görüyoruz.

Kırsalda yaşayanlar kentlere taşınıyor. Kentler yeryüzüne kanser hücresi gibi yayılıyor. Doğada, kırsalda dingin, sakin ritimli hayat yerine üst üste binalarla dolu, kalabalık kentlerde, dar, kapalı alanlarda yaşamayı tercih ediyor, trafikte saatlerimizi harcıyor, egzos soluyoruz.

Kentlerde içinde yaşadığımız onca kalabalığa rağmen birbirimize yabancılaşıyoruz, en yakınımızdaki insanları, komşularımızı, iş arkadaşlarımızı tanımıyoruz. Toplumsal yaşama katkımız düşük düzeyde. Etrafımızı saran kişiliksiz, isimsiz insan yığınları tecrit edilmişlik duygularını güçlendiriyor, korku, güvensizlik ve düşmanlık duygularını besliyor.

Boş zamanlarımızda spor yapmak, okumak, yürüyüşlere çıkmak, hobilerimizle uğraşmak, arkadaşlarımızla birlikte olmak veya toplumsal projelerde çalışmak yerine alışveriş merkezlerini dolaşıyoruz. Alışveriş sırasında kendimize “İhtiyacım var mı?” diye sormadan satın alıyoruz. Bir şeyler yaratmak, üretmek yerine harcayabilmek ve satın alabilmek bizi mutlu etmeye başladı.

Yüz yüze konuşmak yerine internet üzerinden özensiz, kısa cümlelerle haberleşiyoruz. Fiziksel veya pasif sözlü şiddet, kurduğumuz ilişkilerin ve iletişimimizin bir öğesi haline geldi. Rahatlıkla tepkisel, kırıcı, suçlayıcı, eleştirel olabiliyoruz. İletişimde saygı ve nezaketi, ilişkilerimizde güveni, sevgiyi, anlayışı, yakınlığı, samimiyeti özler, arar olduk.

Peki yaşama katkınızdan memnun musunuz?

Yaşadığımız ve yaşayacağımız yokluklar değişimin anahtarı olacaklar. Değişim önce değerlerimizde başlayacak sonra yaşamımıza yansıyacak. Değişim zorunlu. Çünkü gidecek bir başka Dünya yok! Sürdürülebilir yaşam bu değişimin bir sonucu. Sürdürülebilir Yaşam Oyunları ise değişimi başlatan, kolaylaştıran bir araç.

Sürdürülebilir Yaşam Oyunları

Neden “Sürdürülebilir Yaşam Oyunları?” Çünkü sürdürülebilir yaşam, kişisel gelişimi, saygılı, dürüst, samimi ve iyi niyetli iletişimi, anlayışı, sorumluluğu, şiddetsizliği, dayanışmayı, anlaşmayı, çözüm odaklı olmayı, toplumun iyiliğini kişisel çıkarların üzerinde tutmayı, takım ruhunu, Doğa’nın içinde O’ndan bir parça olmayı destekler. Bu oyunlar kişi ve grupları “sürdürülebilir yaşam” kavramına eğlendirerek hazırlamayı amaçlar. Eğlencesiz yaşam sürdürülemez!

Günümüzde alışılagelmişin dışında özel tasarlanmış bu oyunlar, oyuncuların birbirini tanıması ve eğlenmesinin ötesinde, ruhsal, düşünsel, zihinsel ve sezgisel gelişimlerinin ve farkındalıklarının artmasında kullanılıyor. Bu oyunlarla, bilginin monolog şeklinde eğitimciden pompalanması yerine, katılımcıların yaşayarak deneyim kazanmaları ve bunu grupla paylaşmaları amaçlanıyor.

Oyunlar, birbirini tanıyan veya tanımayan insanlar arasında güven, samimiyet, birbirini kabullenme, birlik duygularını geliştirirken, grup haline gelmelerine yardımcı oluyor. Başta birbirinden soyutlanmış duran kişiler arasında ortak benlik oluşuyor. Birlikte oynayan, eğlenip, gülen insanlar arasında iyi niyet duyguları artarken, takım ruhu güçleniyor. Böylece amaç ve sorumlulukları ne olursa olsun grup daha etkin hareket edebiliyor.

“Açılış oyunları” katılımcıları grup olarak bir araya getirip ismen tanışmalarını sağlar. Örneğin; “Ben ve Arkadaşım” oyununda, katılımcılar bir çember oluşturur. İlk oyuncu kendi ismini söyler. İkinci oyuncu kendi ismini ve bir önceki oyuncunun ismini söyler, “Benim ismim Ayşen. Bu arkadaşım Elif”. Üçüncü oyuncu kendi ismini söyledikten sonra kendisinden önce gelen Ayşen ve Elif’e bakarak “Bunlar arkadaşlarım Ayşen ve Elif” der. Bu çember tamamlanıncaya kadar devam eder.

“Hareket oyunları” ile katılımcılar ortama, birbirlerine ısınırlar ve fiziksel gerilimi üzerlerinden atarlar.

“Yaratıcı oyunlar”ın amacı, katılımcıların yaratıcılık ve hayal güçlerini ortaya koymaları için cesaretlendirmektir. “Grup Öyküsü” oyununda, katılımcılar çember olup oturur. Programın temasına göre önceden belirlenmiş konular arasından biri oylama ile seçilir. İlk oyuncu öyküyü başlatır ve bir iki cümle söyler. Kaldığı yerden, ikinci oyuncu bir iki cümle ekleyerek grubun öyküsüne devam eder. Öykü tamamlanıncaya kadar çemberdeki her oyuncu söz alır.

Şehir yaşamından yorulduğumuz anlarda, kendimize gelmek için doğada dolaşmak, sahile, parka veya bir ağaç altına kendimizi atmak isteriz. Doğa sanki bizi çağırır. Bir ağaç altında içilen bir bardak çay bile bizi dinlendirebilir. “Doğa oyunları”, Doğa ile olan bu bağlantımızı zenginleştirip, güçlendirirken, Doğa ile sözcüklerin ve bilinen beş duyumuzun dışında sezgisel ilişki kurmamızı, doğanın mutlu eden, gerginlikleri azaltan şifa yönünü hissetmemizi sağlarlar.

“İnşaat oyunları”nın ilkesi ‘herkes çizemez ama herkes inşa edebilir’. Bu oyunlardan birisinde, katılımcılar yaratıcılık ve hayal güçlerini kullanıp belirlenmiş ölçütlere uygun olarak kendi binalarını inşa eder, sonra gruba sunarlar.

“Proce oyunları” iş dünyasında karışık sorunların çözümüyle uğraşan grupların farklı bakış açıları geliştirmelerine, tartışmadan kalan kapalı noktaları açığa çıkarmalarına yardımcı olmayı hedefler. Örneğin; “Yap, Anlat, Devret oyunu”nda katılımcılar küçük gruplara ayrılıp belirli bir konu üzerinde proje geliştirirler. Belli bir süre sonunda tüm gruba anlatırlar, sonra diğer bir küçük gruba projelerini devredip, bir başka gruptan yeni projelerini devir alıp devam ederler.

Oyunlar, kazanmaya değil katılıma yöneliklerdir. Bu kaybetme korkusunu önler, katılımı daha canlı tutar. Basittirler. Fiziksel güç gerektirmezler. Çocuklar, yaşlılar veya fiziksel özürlüler de oynayabilirler.

Oyun programı grupların gelişim ihtiyaçlarına, katılımcıların sayısına, yaş ve fiziksel durumlarına uygun olarak oyunların harmanlanması ile hazırlanır.

En son ne zaman bir grup insanla oyun oynadınız, gülüp eğlendiniz? Anı yaşarken keyiflenip rahatladınız ve sürdürülebilir yaşama dair bir şeyler öğrendiniz?

Kaynaklar:
1. www.merriam-webster.com
2. “Su Savaşları: Özelleştirme, Kirlenme ve Kar”, Vandana Shiva, BGST Yayınları
3.
www.tema.org.tr
4. http://www.ntvmsnbc.com/news/434510.asp
5. “Dünyayı Nasıl Tükettik?”, Lester R. Brown, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
6. “Ekolojik Bir Topluma Doğru”, Murray Bookchin, Ayrıntı Yayınları
7. “Entropi: Dünyaya Yeni Bir Bakış”, Jeremy Rifkin ve Ted Howard, İz Yayıncılık.
8. “A Quaker Book of Wisdom”, Robert Lawrence Smith, Quill
9. “Şiddetsiz İletişim: Bir Yaşam Dili”, Marshall B. Rosenberg, Sistem Yayıncılık
10. “Troubled Water: Saints, Sinners, Truths and Lies about the Global Water Crisis”, Anita Roddick and Brooke Shelby Biggs, Anita Roddick Books.
11. “Building Trust in Groups”, David Earl Platts, Findhorn Press.
12. “The Spirit of Play”, Dale N. Le Fevre, Findhorn Press.